Yaşayan görür deyişinin en güzel örneklerinden biri herhalde doların son halleri. Neredeyse Türk Lirasına eşitlenmiş ve altı yıldan beri artmak bir yana düşen bir doları bizim gibi elliyi devirmiş kuşaklar gençliklerinde düşünmeyi bırakın hayal bile edemezdi.
Ancak doların hali artık sadece Türkiye’nin sorunu değil dünyanın da sorunu. Çünkü doların uluslararası rezerv para statüsünü kaybetmesi A.B.D için, dünya için ve dolayısıyla Türkiye için sanıldığından çok daha büyük sonuçlara yol açabilecek ve günlük hayatlarımızı da çok etkileyebilecek bir olay. Olası sonuçları bir cümleyle özetlersek, dolar uluslararası para niteliğini yitirmeye başlarsa, A.B.D süper güç konumunu ve hatta belki de dünyanın birinci gücü statüsünü kaybedebilir.
Peki bu olabilir mi? Biraz geçmişe gitmekte yarar var. 18.yüzyıla kadar para denince anlaşılan şey altın ve gümüştü. Altının niye para sayıldığı ayrı bir konu ama altının önemli bir vasfı vardı. Doğada kısıtlı miktardaydı yani isteyince arttırılamayan bir şeydi, böyle olduğu için de yani kısıtlı olduğu içinde kıymetliydi. Ancak altının saklanması zor olduğu için bir kolaylık bulundu ve kağıt para yaratıldı. Ama bu kağıt para da 1914 yılına kadar yani altın standartının geçerli olduğu dönemlerde altına birebir bağlıydı. Yüz dolar denilince bu belli miktarda altın demekti. Hatta 19.yüzyılın ortalarına dek A.B.D ellerinde kağıt para olan kişilere, kağıt para karşılığı metal ( gümüş) vermeyi taahhüt ediyordu. Daha sonra savaşlar patladı ve kağıt paranın birebir altın karşılığını garantileyen altın standardı sistemi iflas etmeye başladı. İkinci Dünya savaşından sonra kurulan Bretton-Woods sistemi tek bir parayı yani doları sabitlenmiş bir orandan altına bağlıyordu. Dünyanın diğer paraları ise sabit bir kurla dolara bağlanmıştı. Örneğin 5 Fransız frankı bir dolar gibi. Sistemin güvencesi A.B.D’nin isteyen Merkez Bankasına dolar karşılığında altın vermeyi taahhüt etmesiydi. Soğuk savaş ortamındaki Batı dünyasında birçok Merkez Bankası kendi kağıt parasının karşılığı olarak altının yanısıra dolar rezervi tutmaya başladı ve dolar böylece uluslararası rezerv para oldu. Bu statüsü dolara aynı zamanda dünya ticaretinde en çok tercih edilen para olma imtiyazını da getirdi. Türkiye ile İtalya birbirlerinden yaptıkları alışverişlerde ödeme aracı olarak dolar kullanmaya başladı.
1960’ların sonlarında Fransa cumhurbaşkanı De Gaulle,A.B.D’den dolar karşılığı altın taahhüdünü yerine getirmesini istedi. A.B.D’nin yanıtı ise dolar karşılığında altın verme taahhüdünden vazgeçmek oldu. Bretton Woods sistemi iflas etmiş ve dünya serbest kur sistemine geçmiş oldu.
Bakın bu nokta önemli. Artık tarihsel olarak doları uluslararası rezerv haline getirmiş olan temel güvence yani 100 doların belli fiks miktarda altın olması durumu ortadan kalkmıştı ama alışkanlıklar ve politik nedenlerle dolar uluslararası rezerv para olma ve dünya ticaretinin ana ödeme aracı olma konumu devam etti. Bu bugün de böyledir.
Gerçi A.B.D Merkez Bankası belli bir altın stoğu tutmaya devam etti. Diğer Merkez Bankaları da bir miktar altın ve doları rezerv para olarak tutmaya devam ettiler. 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında ise yeni moda artık modası geçmiş olan altın rezervlerini dünya Merkez Bankalarının artık eski oranlarda tutmaması idi. Merkez Bankaları altın satmaya başladı ve altının ons 200 dolarlara kadar indi.
Yeni sistemde ufak bir problem vardı. Hükümetler başları sıkışınca istedikleri gibi kağıt para basabiliyordu artık. Ne de olsa para matbaası ellerindeydi, yaratılan para artık altın rezervi ile birebir ilişkili değildi ve istendiği kadar para yaratmaya bir engel yoktu. Tabii bu kadar çok para basılınca arzı artan herşey gibi paranın değeri de düşüyor ve paranın diğer paralar karşısında değeri de, satın alma gücü de azalıyordu. Yani enflasyon ve devalüasyon oluyordu. Bunlar birkaç yıl öncesine kadar bizim de Türkiyede aşina olduğumuz kavramlar.
Peki ya A.B.D kendi kağıt parasını sorumsuzca arttırırsa ne olacak? Bunun da bazı verileri var elimizde. Bugün dünyada ne kadar dolar yaratılmış olduğunu kimse kesinlikle bilmiyor. Ayrıca A.B.D yıllardır yüzlerce milyar dolarlık bir cari ticaret açığını finanse ediyor çünkü ithal ettiği mal karşılığı vermek zorunda olduğu tek şey hala uluslararası bir ödeme aracı olan bir kağıt yani dolar.
Bugünün de sorunu bu. Reel karşılığı olmayan doları hala uluslararası rezerv ve uluslararası ticaretin ödeme aracı yapmaya devam eden şey alışkanlıklar, A.B.D’nin politik ve askeri gücüne olan inanç ve bir de Çin ile Japonya’nın en büyük ihracat pazarları olan A.B.D’yi kızdırmaktan çekinmeleri. Ama dolara olan inanç da da artık belirgin çatlaklar belirmeye başladı. İşin kötüsü de doları ikame edeceğiniz başka bir aday yok. Bahsi geçen tek aday olan Euro’nun da ciddi bir problemi var çünkü ardında tek bir devlet değil nereye gideceği pek de belirgin olmayan AB var.
İşte onun için de geçen yazımın sonunda bahsettiğim ciddi tehlike kapımızda duruyor. Dolara inanç sarsılırsa ve dolar uluslararası rezerv statüsünü yitirmeye başlarsa, dünyanın bugüne dek yaşadığı en büyük moneter krizi kapımızda bulabiliriz. Çünkü doları ne ile ikame edeceğimizi bilmiyoruz. Belki de artık unutmaya başladığımız bir kavramı yani paranın ne olduğunu ve ne olması gerektiğini de düşünme zamanı.