Kış gelmedi ama (zaten gelmesine pek de meraklı değiliz), kış sezonunun kültürel faaliyetleri tam gaz başladı. Ekim ayı, sinema yazarları için tercih ayı olma durumunda. Bir tarafta, yani İstanbul’da, İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen Filmekimi var, diğer tarafta, yani Antalya’da da, Antalya Altın Portakal Film Festivali. Ben geçen yıl başından sonuna kadar Antalya’da bulunmak mecburiyetinde kaldığım için ne Filmekimi’nden tek bir film, ne de Akbank Caz Festivali’nden tek bir konser izleyebilmiştim. Oysa Filmekimi, başladığından beri gözümüzde özel yere sahip olmuştur. Programındaki filmlerden bazıları Antalya’nın programına da dahildi ama, biz görevliydik. Onun dışında sanırım sadece O’Horten'i gördüm ki, tek film seçsem de onu seçerdim zaten: bir Bent Hamer filmi. Filmekimi’nde Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin tadını buluyorum. Ayrıca, festivali sabırsızlıkla beklerken insana bir soluk alma noktası / haftası sağlıyor. Aslında “hafta” da değil. Çünkü bu yıl 8’inci yaşını kutlayacak olan sonbahar film haftası Filmekimi, ilk defa 10 gün olacak. Yeni sezonun habercisi Filmekimi’nde gösterimler gene Beyoğlu Emek’te. Ama bu yıl Filmekimi’nin son üç gününde Emek’e, Cinebonus G-Mall’dan da destek var. Sinema yazarları olarak aşinası olduğumuz bir salon, gösterimler en çok orada yapılıyor. Filmekimi’nde hafta içinde, hep olduğu gibi her gün 21.30’da bir gala yapılacak. En kalabalıkları bunlardır, en zor bileti de bunlara bulursunuz ama, çalışanlar için de en kolaylıkla gelinen iki seanstan biri, tabii. Bu yıl sponsorsuz olarak düzenlenen Filmekimi’nin basın sponsorları ise işverenlerim CNBC-e, Radikal ve Radyo Eksen. Filmekimi’ne ilişkin müjde, Nisan’da izleyemediğimiz Theo Angelopoulos filmi Dust of Time/ Zamanın Tozu'nu nihayet izleyebilecek olmamız. Yönetmenin The Weeping Meadow / Ağlayan Çayır’la başlayan üçlemesinin ikinci filmi. İtalya, Almanya, Rusya, Kazakistan, Kanada ve ABD’de geçen bir yolculuğun refakatinde, sonsuz tarihe doğru bir yolculuğu anlatıyor. Woody Allen ise şimdilik son filmi Whatever Works / Kim Kiminle Nerede ile karşımızda olacak. Hatırlarsanız, geçen yıl da Vicky Cristina Barcelona ile Filmekimi’nin konuğu olmuştu. Yeni filmiyle, uzun bir Avrupa gezmesinin ardından çok sevdiği New York’un sokaklarına ve öz temalarına dönüyor. İstanbul Film Festivali ile tanıyıp sevdiğimiz, Kes'ten bu yana izlediğimiz yönetmenlerden Ken Loach ise ondan beklemediğimiz türden bir filmle Filmekimi’ne katılıyor. Bir postacının rüyası şeklinde tanımlayabileceğimiz Looking for Eric / Hayata Çalım At'ta Eric Cantona kendini oynuyor. Festival’in gözdelerinden Michael Haneke de, Cannes’da Altın Palmiye ve FİPRESCİ ödüllerini alan Das weisse Band / The White Ribbon / Beyaz Bant ile Filmekimi’ne katılıyor. Haneke, Almanya’da faşizmin öncesini 1913 yılında Almanya’nın kuzeyinde bir okuldaki tuhaf olaylardan yola çıkarak ele alıyor. Haneke insanları sarsmayı sever, Costa-Gavras da politik filmleri. Yönetmen son filmi Eden à l'Ouest / Eden Is West / Cennet Batı’da'da, daha iyi bir hayat arayışını, mülteci baskınlarını, sömürü ve yoksulluğunu anlatıyor. Bir başka siyasi film ise, Steven Soderbergh’in yedi yıllık bir araştırma sonrasında yaptığı iki bölümlük Che. Benicio del Toro, müthiş performansıyla Cannes ve Goya’da En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini aldı. Belki onu, Motorcycle Diaries / Motosiklet Günlükleri'nde Che’nin gençliğini oynayan Gael Garcia Bernal ile mukayese etmek de istersiniz. Soderbergh’in Filmekimi’ndeki diğer filmi, New York Times sabık muhabiri Kurt Eichenwald’ın aynı adlı kitabından aktarılmış The Informant! / İspiyoncu. Başka kimler var? Jane Campion (Bright Star / Parlak Yıldız), Michael Moore (Capitalism: A Love Story / Kapitalizm: Bir Aşk Hikâyesi), Stephen Frears (Colette’in şaheseri Chéri / Aşkım), Park Chan-wook (Thirst / Kan Arzusu). Bilete gelince, işte ondan emin değilim. Gene de umut kesmemek gerek, seansların öncesinde bazen bilet çıkabiliyor. İyi seyirler, diyelim. Ekim ayının en heyecanla beklediğimiz ikinci İstanbul kültürel etkinliği olan Akbank Caz Festivali ise Perşembe akşamı üç konserle başlıyor. Filmekimi’nin de o sıralarda başlaması, sinemayı da, cazı da sevenlerin işini çok zorlaştırıyor. Hele bu şahıslar, bir de Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne gitmek zorundaysa ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Ben şahsen iki dizime de tedavi ve takviye iğnesi yaptırıp, 10 günlük bir ilaç kürüne de başlayarak, serçe gibi sekmeye hazırlanıyorum. Hani, lafın gelişi... Festival’e de ancak ikinci akşam Aya İrini’de, gitarist Terje Rypdal ile piyanist Ketil Bjørnstad’ın aynı mekândaki konserlerine yetişebiliyorum. Norveçli gitaristi albümlerinin ardından ‘live’ olarak da izlemek isterim. Michael Mann’ın çok sevdiğimiz filmi Heat'e bestelediği Last Nite ile Mystery Man'i unutmadık. “Şehrin Caz Hali” sloganını benimseyen Akbank 9. Caz Festivali, yeni yetenekleri de ihmal etmeden, bize sevdiğimiz ustaları sunuyor. Mekân konusunda da bir zenginleşme söz konusu. Bildiğimiz mekânlara (Akbank Sanat, Aya İrini, CRR / Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Babylon, Ghetto) bu yıl da Seed, Roxy, Asitane Restoran eklenmiş. İlhan Erşahin’in Istanbul Sessions / kampüs konserlerini de unutmuyoruz. Hemen hatırlatalım: Akbank Caz Festivali’nde bu yıl bizden Fahir Atakoğlu (15 Ekim gecesi Seed’de), İmer Demirer Quartet (17 Ekim Babylon) ve Burçin Büke Quartet de (18 Ekim Babylon) var. Sevdiğimiz ve mutlaka izlemek istediğimiz cazcılar, daha çok CRR’de toplanmış ama bunun bir istisnası üç doğaçlama üstadından, Oliver Lake - Reggie Workman – Andrew Cyrille’den oluşan ve 23 Ekim’de Babylon’da dinleyeceğimiz Trio 2. Lake’i kurucularından olduğu World Saxophone Quartet ile İstanbul’da izlemiştik. Workman, John Coltrane’in kontrbasçısı; Cyrille ise bence bu festivalin yıldızı olan Cecile Taylor ile on yıl çalışmış büyük bir davulcu. İstanbul’da ilk kez Miles Davis grubu ile sahneye çıkmış olan perküsyoncu Marilyn Mazur ise ertesi gün CRR’da. Enstrümanının en büyük ustalarından biri, heyecan veren bir müzisyen olan Mazur ve grubunu, basçı yönünden zengin bu yılın en iyilerinden Richard Bona izleyecek. İkisini de tavsiye ederiz. CRR’nin bir başka konuğu da, İstanbul’da daha önce de dinleme şansı bulduğumuz tenor ve soprano saksçı Joe Lovano. Bu festivalde onu iki davulculu yeni grubuyla izleyeceğiz. Us Five grubunun aynı adı taşıyan bir albümü de var. 23 Ekim’de CRR’deler. Ama biz bu grupta dikkatinizi asıl, onun 25 yaşındaki kontrbasçısı/basçısı Esperanza Spalding’e çekmek istiyoruz. Ornette Coleman ile birlikte özgür/free cazın en önemli öncülerinden biri olan piyanist Cecil Taylor ise 22 Ekim Perşembe akşamı CRR sahnesine, aynı akımın İngiltere’deki öncülerinden perküsyoncu Tony Oxley ile çıkacak. Mutlaka her Taylor dinletisi gibi çaba gerektirecektir ama, bir Cecil Taylor konserine tanık olmanın da her türlü çabaya değeceğini düşünüyorum. Çünkü, kendimi tekrarlama pahasına, bence bu festivalin yıldızı, Cecil Taylor.
Filmekimi’nde Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin tadını buluyorum. Ayrıca, festivali sabırsızlıkla beklerken insana bir soluk alma noktası / haftası sağlıyor. Aslında “hafta” da değil. Çünkü bu yıl 8’inci yaşını kutlayacak olan sonbahar film haftası Filmekimi, ilk defa 10 gün olacak. Yeni sezonun habercisi Filmekimi’nde gösterimler gene Beyoğlu Emek’te. Ama bu yıl Filmekimi’nin son üç gününde Emek’e, Cinebonus G-Mall’dan da destek var. Sinema yazarları olarak aşinası olduğumuz bir salon, gösterimler en çok orada yapılıyor. Filmekimi’nde hafta içinde, hep olduğu gibi her gün 21.30’da bir gala yapılacak. En kalabalıkları bunlardır, en zor bileti de bunlara bulursunuz ama, çalışanlar için de en kolaylıkla gelinen iki seanstan biri, tabii. Bu yıl sponsorsuz olarak düzenlenen Filmekimi’nin basın sponsorları ise işverenlerim CNBC-e, Radikal ve Radyo Eksen.
Filmekimi’ne ilişkin müjde, Nisan’da izleyemediğimiz Theo Angelopoulos filmi Dust of Time/ Zamanın Tozu'nu nihayet izleyebilecek olmamız. Yönetmenin The Weeping Meadow / Ağlayan Çayır’la başlayan üçlemesinin ikinci filmi. İtalya, Almanya, Rusya, Kazakistan, Kanada ve ABD’de geçen bir yolculuğun refakatinde, sonsuz tarihe doğru bir yolculuğu anlatıyor. Woody Allen ise şimdilik son filmi Whatever Works / Kim Kiminle Nerede ile karşımızda olacak. Hatırlarsanız, geçen yıl da Vicky Cristina Barcelona ile Filmekimi’nin konuğu olmuştu. Yeni filmiyle, uzun bir Avrupa gezmesinin ardından çok sevdiği New York’un sokaklarına ve öz temalarına dönüyor. İstanbul Film Festivali ile tanıyıp sevdiğimiz, Kes'ten bu yana izlediğimiz yönetmenlerden Ken Loach ise ondan beklemediğimiz türden bir filmle Filmekimi’ne katılıyor. Bir postacının rüyası şeklinde tanımlayabileceğimiz Looking for Eric / Hayata Çalım At'ta Eric Cantona kendini oynuyor.
Festival’in gözdelerinden Michael Haneke de, Cannes’da Altın Palmiye ve FİPRESCİ ödüllerini alan Das weisse Band / The White Ribbon / Beyaz Bant ile Filmekimi’ne katılıyor. Haneke, Almanya’da faşizmin öncesini 1913 yılında Almanya’nın kuzeyinde bir okuldaki tuhaf olaylardan yola çıkarak ele alıyor. Haneke insanları sarsmayı sever, Costa-Gavras da politik filmleri. Yönetmen son filmi Eden à l'Ouest / Eden Is West / Cennet Batı’da'da, daha iyi bir hayat arayışını, mülteci baskınlarını, sömürü ve yoksulluğunu anlatıyor. Bir başka siyasi film ise, Steven Soderbergh’in yedi yıllık bir araştırma sonrasında yaptığı iki bölümlük Che. Benicio del Toro, müthiş performansıyla Cannes ve Goya’da En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini aldı. Belki onu, Motorcycle Diaries / Motosiklet Günlükleri'nde Che’nin gençliğini oynayan Gael Garcia Bernal ile mukayese etmek de istersiniz. Soderbergh’in Filmekimi’ndeki diğer filmi, New York Times sabık muhabiri Kurt Eichenwald’ın aynı adlı kitabından aktarılmış The Informant! / İspiyoncu.
Başka kimler var? Jane Campion (Bright Star / Parlak Yıldız), Michael Moore (Capitalism: A Love Story / Kapitalizm: Bir Aşk Hikâyesi), Stephen Frears (Colette’in şaheseri Chéri / Aşkım), Park Chan-wook (Thirst / Kan Arzusu). Bilete gelince, işte ondan emin değilim. Gene de umut kesmemek gerek, seansların öncesinde bazen bilet çıkabiliyor. İyi seyirler, diyelim.
Ekim ayının en heyecanla beklediğimiz ikinci İstanbul kültürel etkinliği olan Akbank Caz Festivali ise Perşembe akşamı üç konserle başlıyor. Filmekimi’nin de o sıralarda başlaması, sinemayı da, cazı da sevenlerin işini çok zorlaştırıyor. Hele bu şahıslar, bir de Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne gitmek zorundaysa ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Ben şahsen iki dizime de tedavi ve takviye iğnesi yaptırıp, 10 günlük bir ilaç kürüne de başlayarak, serçe gibi sekmeye hazırlanıyorum. Hani, lafın gelişi... Festival’e de ancak ikinci akşam Aya İrini’de, gitarist Terje Rypdal ile piyanist Ketil Bjørnstad’ın aynı mekândaki konserlerine yetişebiliyorum. Norveçli gitaristi albümlerinin ardından ‘live’ olarak da izlemek isterim. Michael Mann’ın çok sevdiğimiz filmi Heat'e bestelediği Last Nite ile Mystery Man'i unutmadık.
“Şehrin Caz Hali” sloganını benimseyen Akbank 9. Caz Festivali, yeni yetenekleri de ihmal etmeden, bize sevdiğimiz ustaları sunuyor. Mekân konusunda da bir zenginleşme söz konusu. Bildiğimiz mekânlara (Akbank Sanat, Aya İrini, CRR / Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Babylon, Ghetto) bu yıl da Seed, Roxy, Asitane Restoran eklenmiş. İlhan Erşahin’in Istanbul Sessions / kampüs konserlerini de unutmuyoruz. Hemen hatırlatalım: Akbank Caz Festivali’nde bu yıl bizden Fahir Atakoğlu (15 Ekim gecesi Seed’de), İmer Demirer Quartet (17 Ekim Babylon) ve Burçin Büke Quartet de (18 Ekim Babylon) var.
Sevdiğimiz ve mutlaka izlemek istediğimiz cazcılar, daha çok CRR’de toplanmış ama bunun bir istisnası üç doğaçlama üstadından, Oliver Lake - Reggie Workman – Andrew Cyrille’den oluşan ve 23 Ekim’de Babylon’da dinleyeceğimiz Trio 2. Lake’i kurucularından olduğu World Saxophone Quartet ile İstanbul’da izlemiştik. Workman, John Coltrane’in kontrbasçısı; Cyrille ise bence bu festivalin yıldızı olan Cecile Taylor ile on yıl çalışmış büyük bir davulcu. İstanbul’da ilk kez Miles Davis grubu ile sahneye çıkmış olan perküsyoncu Marilyn Mazur ise ertesi gün CRR’da. Enstrümanının en büyük ustalarından biri, heyecan veren bir müzisyen olan Mazur ve grubunu, basçı yönünden zengin bu yılın en iyilerinden Richard Bona izleyecek. İkisini de tavsiye ederiz.
CRR’nin bir başka konuğu da, İstanbul’da daha önce de dinleme şansı bulduğumuz tenor ve soprano saksçı Joe Lovano. Bu festivalde onu iki davulculu yeni grubuyla izleyeceğiz. Us Five grubunun aynı adı taşıyan bir albümü de var. 23 Ekim’de CRR’deler. Ama biz bu grupta dikkatinizi asıl, onun 25 yaşındaki kontrbasçısı/basçısı Esperanza Spalding’e çekmek istiyoruz. Ornette Coleman ile birlikte özgür/free cazın en önemli öncülerinden biri olan piyanist Cecil Taylor ise 22 Ekim Perşembe akşamı CRR sahnesine, aynı akımın İngiltere’deki öncülerinden perküsyoncu Tony Oxley ile çıkacak. Mutlaka her Taylor dinletisi gibi çaba gerektirecektir ama, bir Cecil Taylor konserine tanık olmanın da her türlü çabaya değeceğini düşünüyorum. Çünkü, kendimi tekrarlama pahasına, bence bu festivalin yıldızı, Cecil Taylor.
12 Ekim 2009, Pazartesi