31 Temmuz 2010, Cumartesi
      ANA SAYFA      
SİYASET
   Ahmet Altan       
   Mehmet Altan      
   Can Dündar   
   Alev Er                  
   Ahmet İnsel   
   Ferhat Kentel   
   Etyen Mahçupyan
EKONOMİ
   Eser Karakaş         
VESAİRE
   Pakize Barışta     
SİNEMA
   Sevin Okyay        
      Bellek      
      Haber Analiz      
      Özel Haber      
    Konuk Yazar    
    Başlarken    
Arkadaşına Yolla Yazdır
 
   

Ozon hâlâ bizimle

Belki ‘fantastik masal’ etiketi yiyen filmi Ricky'yi sevmediğim içindir, bilemiyorum, ama Ozon’dan umudumu kesmesem de, beklenti düzeyimi hayli azaltmış durumdaydım. Oysa kendisi pek sevdiğimiz kimi filmlerin yönetmenidir. Neyse ki bu hafta gösterimde olan Le Refuge / Yuva, Ozon konusunda beni aniden umutlandırdı. Hem de, ona şöhret getiren filmleri Swimming Pool ve 8 femmes'ın aksine, hayli içedönük bir film olduğu halde.

Senaryosu Mathieu Hippeau ile yönetmenin kendisine ait olan Le Refuge'un başına buyruk kadın kahramanını, onun değişiminin ve gelişiminin hakkını vererek, İsabel Carré oynuyor. Fransız sinemasının iyi oyuncularından Carré gene bu hafta, Josiane Balasko’nun yönettiği Cliente / Müşteri'de de, Eric Caravaca karakterinin karısı Franny’yi oynadı. Muhteşem Balasko’yu ise hem yönettiği filmin İrene’i olarak, hem de kısa süre önce gösterime girmiş Le Herrison / The Hedhehog / Yaşamaya Değer'in iki başrol karakterinden Parisli kapıcı kadın Renée olarak izlemiştik.

Meselemiz şu: Mousse ve Louis (Melvil Poupaud), zengin ve bohem iki âşık, aynı yolun yolcusu iki genç. Onlar için dünya birbirlerinden ve eroinden oluşuyor. Ya da eroin ile birbirlerinden. Beklenti hedefleri, torbacılarının getireceği mal. Ancak beklentiler zirveye vardıkça aldıkları uyuşturucunun ölçüsünü kaçırma ihtimali de artıyor tabii. Louis aşırı dozdan öldükten sonra, hastaneye kaldırılıp şans eseri kurtulan Mousse hamile olduğunu öğreniyor. Böyle bir sorumluluğa hazır değil, ne yapacağını bilmiyor. Belki de Louis’in annesi (Claire Vernet) kesin bir dille çocuğu doğurmamasını söylemese, kürtaj yaptıracak. Sonuçta Paris’ten kaçıyor. bir arkadaşının bir tatil beldesindeki evine sığınıyor. Kendine gelmek ve bir nebze teselli bulmak için.

Bu arada, ölen sevgilisinin kardeşi Paul da (Louis-Ronan Choisy), herhalde destek olmak için, onun yanına geliyor. Mousse’u hâlâ hamile halde bulunca şaşırıyor, hastanedeyken kürtaj olmayı kabul etmişti çünkü. Birbirlerine sempatileri var ama gay olan Paul’un bir yandan da Serge’de (Pierre Louis-Calixte) gözü var. Mousse ise, uyuşturucu alışkanlığından kurtulmak için methadon alıyor. Tamamen aidiyetsiz ve sahipsiz. Bu arada, hamile kadınlara karşı zaafı olan, maalesef adını tespit edemediğim, ama Jean Marais’nin gençlik halinin biraz daha toplu yüzlüsü diye tarif edebileceğim birinin davetini kabul ediyor. Böylece biz de filmin en tuhaf biçimde huzur verici sahnelerinden birini izleme şansına kavuşuyoruz.

Mütevazı bir bütçeyle Pays Basque’da çekilmiş Le Refuge, gerçek bir hamileliği yakalayan bir film. Ama normal bir hamilelik değil bu, çünkü Mousse yeni bir hayatı reddetmeme kararı alınca uyuşturucuyu bırakmış. Yer yer şefkatle, neşeyle dolu olan, nispeten ağır tempolu Le Refuge, kurşuni bir Paris’ten, güneşli ve sıcacık, pırıl pırıl güneye geçiyor. Karakterinin ruh hali da bu mekân değişikliğini (tam olmasa da) yansıtıyor sanki. İlk filmini çeviren şarkıcı/müzisyen Louis-Ronan Choisy, kayınbirader Paul’de yumuşak bir oyun tutturmuş ama filmin yükü İsabelle Carré de. Hamile aktris, tamamen onun üzerine kurulu filmde Mousse karakterinin sırrını çözmüş.

İsabelle Carré şu sıralarda gündemde olsa da 1989’dan beri sinemada. Bu filmi çektiği sırada, özellikle tatil beldesindeki bölümlerde, aşikar bir şekilde hamile. Zaten François Ozon’a ilham veren de onun hamileliği olmuş. Ozon (kendi ifadesiyle) Carré’nin hamile olduğunu duyunca, sahte karınsız bir hamilelik filmi çekme fırsatı çıktığını düşünmüş, aktrisi aramış. Yedi aylık hamile Carré’nin şartlarını kabul edince anlaşmışlar. Aslında yönetmenin iki uyuşturucu müptelası genç kahramanını Paris’in en şık semtinde yaşatması da kasıtlı. Filmlerdeki uyuşturucu klişelerine darbe vurmak istemiş. Genelde yoksul olan, ayaktakımına yakın müptelaların aksine, Louis zengin bir burjuva ailenin çocuğu.

Ancak, eroin gibi bırakılması onca zor bir uyuşturucudan Mousse’un (methadon alsa bile) bu kadar çabuk kurtuluşu bana pek inandırıcı gelmedi. Bence Ozon, ekoini ortaya attıktan sonra başka bir şey üzerinde yoğunlaşmaya karar verip, methadon sayesinde kendi sisteminden silmiş, bizimkinden de silmeye çalışmış. Gerçek bir hamilelik üzerine film yapma hevesi de aklı Lars von Trier’in takıntıları ile bahislerini getiriyor ama, olsun. Le Refuge, hayatla uğraşmak üzerine, hem Fransız renkleri taşıyan, hem de evrensel nitelikleri olan iyi bir film.

7 Temmuz 2010, Çarşamba   

 
sevinokyay@gazetem.net   
Webmaster
ANKET

12 Eylül'de neyi oylayacağız?
 1 - Anayasa değişiklik paketini
 2 - AKP'yi
 3 - Siyaseti
 4 - Muhalefeti
 5 - Değişim arzusunu
 6 - Toplumsal memnuniyeti
 7 - Hiçbiri

Pakize Barışta’dan
Bademli Kuki