Geceyi Şırnak’taki saldırıyla kapattık.. Bir yarbay.. Bir binbaşı.. Bir er.. Sabah uyandığımızda bir iki hafta önce bir dost meclisinde beraber olduğum Ufuk Güldemir de artık yoktu. Belki erken inen bir akşam gibi ineveren bu sonu, sakinliğimi korursam önlerim gibi bir psikolojiyle davranmıştım. Meger son görüşmemiz olacakmış.. * * * Öğleden sonra Bakırköy’de patlayan ses bombası on dört kişinin yaralanmasına neden oldu. ABD, Türkiye’deki vatandaşlarını teröre karşı uyardı. ABD’nin “Terörün artacağını” söylemesi, ayrıca şehit rütbelerinin bir anda yarbaylara kadar uzanması, içinde bulunduğumuz ve ivme kazanacağı aşikar olan sürece ait soruları ve şüpheleri kamçılamaktaydı. Türkiye’nin kanlı bir bulamaca dönüşmesini içerden olduğu kadar dışardan da arzulayanlar mı vardı acaba? * * * Sabahın erken saatlerinde ise OKS sınavları vardı. Sınava girenlerin önünde duran yaşamı düşündüm. Orta ögrenim. Üniversite. Elle, tırnakla kazanılacak olan yaşam.. Çocukları için çırpınan genç anne-babalar. İçinde bulunduğumuz ve gittikça kararan bu ortamda, ileriye yönelik doğru dürüst bir yaşam kurma girişimi. Buna ait umutlar... * * * Birliğinin başında ilerlerken uzaktan patlatılan sonucu şehit düşen yarbay.. Binbaşı... Er... Onların da bilmediğim yaşamları gözlerimin önünden geçti. Kuzey Irak sınırına yerleşen Amerikalılar tüm manyetik alanı iptal etmişlerdi.. Bırak uzaktan mayın patlatmayı. arabanın otomatik kapısını açamıyordun. Askerleri, subayları, bunca gelişmiş teknolojiye rağmen neden koruyamıyorduk? Askeri geçiş sırasında manyetik alanı sağırlaştırma imkanı yok mu? Kuzey Irak’a geçer geçmez Amerikan askerleri için kullanılan güvenlik sisitemi neden biz kullanamıyoruz? Kabaran öfkemiz, teröre lanetimiz bu soruları da alıp gidiyordu.. Askerimiz daha iyi.. İnsanımızı daha mükemmel nasıl koruyabiliriz sorusu da halbuki çok çok elzemdi.. * * * Türkiye sanki yangın çıkarmaktan zevk alan bir psikopatlar grubunun eline geçti.. Herşeyi yakıp yıkmanın patalojik ruh hali herşeye egemen olmuş gibi.. Aklın kaybolduğu bir süreçmiş gibi bu.. Şok tedavisi ne zaman olur? Olduğunda Türkiye ne halde olur? Neronvari bir çildırmaşlığı teşhis soruları gibi bunlar. Üstelik yakanlar da yanacak, bu çok açık.. * * * Geceyi kapatırken bir gencecik bir yarbay. Gencecik bir binbaşı. Çoçuk yaştaki bir er yoktu.. Sabah, aklımdaki il sureti Cumhuriyet Ankara Bürosunda muhabir olarak donmuş bulunan Ufuk da yoktu.. Öğleden sonra Bakırköy'de ses bombası patladı. Amerika, Türkiye’nin yaşanacak bir yer olmaktan çıkmaya başladığının ilk alarmını verdi. OKS sınavından çıkan çoçuklar ise tüm bu resimden bağımsız nitelikli bir hayatı kurmayı umut ediyorlardı. * * * Ben.. Yarbayın, binbaşının, erin ileri teknoloji kullanabilseydik ölmeyebileceklerini düşündüğüm gibi, sınava giren çoçukların da Türkiye’nin normalleşmesi önlenmese çok mutlu bir yaşam sürebileceklerine inanıyorum.. Ama uzun vadede bu hiç kalıcı bir hale gelememiş.. Gözü dönmüş bir sürünün çıldırmışlığı kabarırken, bunun ertesinde bu nail olur mu, onu da şimdiden söylemek pek kolay değil doğrusu.
Öğleden sonra Bakırköy’de patlayan ses bombası on dört kişinin yaralanmasına neden oldu. ABD, Türkiye’deki vatandaşlarını teröre karşı uyardı. ABD’nin “Terörün artacağını” söylemesi, ayrıca şehit rütbelerinin bir anda yarbaylara kadar uzanması, içinde bulunduğumuz ve ivme kazanacağı aşikar olan sürece ait soruları ve şüpheleri kamçılamaktaydı. Türkiye’nin kanlı bir bulamaca dönüşmesini içerden olduğu kadar dışardan da arzulayanlar mı vardı acaba?
Sabahın erken saatlerinde ise OKS sınavları vardı. Sınava girenlerin önünde duran yaşamı düşündüm. Orta ögrenim. Üniversite. Elle, tırnakla kazanılacak olan yaşam.. Çocukları için çırpınan genç anne-babalar. İçinde bulunduğumuz ve gittikça kararan bu ortamda, ileriye yönelik doğru dürüst bir yaşam kurma girişimi. Buna ait umutlar...
Birliğinin başında ilerlerken uzaktan patlatılan sonucu şehit düşen yarbay.. Binbaşı... Er... Onların da bilmediğim yaşamları gözlerimin önünden geçti. Kuzey Irak sınırına yerleşen Amerikalılar tüm manyetik alanı iptal etmişlerdi.. Bırak uzaktan mayın patlatmayı. arabanın otomatik kapısını açamıyordun. Askerleri, subayları, bunca gelişmiş teknolojiye rağmen neden koruyamıyorduk? Askeri geçiş sırasında manyetik alanı sağırlaştırma imkanı yok mu? Kuzey Irak’a geçer geçmez Amerikan askerleri için kullanılan güvenlik sisitemi neden biz kullanamıyoruz? Kabaran öfkemiz, teröre lanetimiz bu soruları da alıp gidiyordu.. Askerimiz daha iyi.. İnsanımızı daha mükemmel nasıl koruyabiliriz sorusu da halbuki çok çok elzemdi..
Türkiye sanki yangın çıkarmaktan zevk alan bir psikopatlar grubunun eline geçti.. Herşeyi yakıp yıkmanın patalojik ruh hali herşeye egemen olmuş gibi.. Aklın kaybolduğu bir süreçmiş gibi bu.. Şok tedavisi ne zaman olur? Olduğunda Türkiye ne halde olur? Neronvari bir çildırmaşlığı teşhis soruları gibi bunlar. Üstelik yakanlar da yanacak, bu çok açık..
Geceyi kapatırken bir gencecik bir yarbay. Gencecik bir binbaşı. Çoçuk yaştaki bir er yoktu.. Sabah, aklımdaki il sureti Cumhuriyet Ankara Bürosunda muhabir olarak donmuş bulunan Ufuk da yoktu.. Öğleden sonra Bakırköy'de ses bombası patladı. Amerika, Türkiye’nin yaşanacak bir yer olmaktan çıkmaya başladığının ilk alarmını verdi. OKS sınavından çıkan çoçuklar ise tüm bu resimden bağımsız nitelikli bir hayatı kurmayı umut ediyorlardı.
Ben.. Yarbayın, binbaşının, erin ileri teknoloji kullanabilseydik ölmeyebileceklerini düşündüğüm gibi, sınava giren çoçukların da Türkiye’nin normalleşmesi önlenmese çok mutlu bir yaşam sürebileceklerine inanıyorum.. Ama uzun vadede bu hiç kalıcı bir hale gelememiş.. Gözü dönmüş bir sürünün çıldırmışlığı kabarırken, bunun ertesinde bu nail olur mu, onu da şimdiden söylemek pek kolay değil doğrusu.
12 Haziran 2007, Salı