Fransa’da halk, daha doğru bir deyişle 42 milyon seçmen pazar günü AB Anayasası için sandık başına gitti. Bu satırlar yazılırken henüz sonuçlar belli değildi, ancak anketler ‘hayır’ların daha fazla çıkacağı istikametindeydi. Fransa, çağ değişimine en çok zorlanan AB üyesi ülke görünümünde. Bir yandan teknolojik olarak gerekli zıplamayı yapamıyor, diğer yandan kendi dışında modernleşme modeli tanımıyor, Jakoben köklerinden kopamıyor. Ayrıca hükümetin dönüşüm arzusu toplum tarafından şiddetle reddediliyor. Pazar günü yapılan referandum aslında Fransa’nın AB üzerinden kendi kendiyle yüzleşmesi anlamını taşıyor. Her ne kadar bu işin bir kıyısında Türkiye bulunsa da asıl olan Fransa’nın kendi kimlik krizi ile ilgili sorgulaması. Sanayi döneminden bir sonraki hamleye geçmek tüm dünyayı zorluyor. Bu çağ değişiminde gerekli kıvraklığı herkesin aynı şekilde gösteremediği birçok örnek var. Ne var ki, sanayi devrimini siyasal olarak çok öncelerden yakalamış olan Fransa’nın bu yeni dönemeçte virajı almakta zorlanması kendi açısından üzüntü verici. Referandumun sonucu ‘evet’ çıkarsa, bu tüm Avrupa için olumlu ve sağduyulu bir tutum olacaktır. AB-Türkiye ilişkilerini de rahatlatacaktır. Ancak tersi de olsa, siyaseten zorluk çıksa da, AB yoluna devam eder. Ne var ki böyle bir sonucu Türkiye gerilmeden sakinlikle karşılamak durumunda. Orada gösterilecek bir zafiyet bizim kendi yolumuzu daha dikleştirir. Nihayetinde günlük siyasi gelişmeler, tarihin gidişatını hiçbir zaman engelleyemiyor ama yolunu uzatabiliyor.
Fransa, çağ değişimine en çok zorlanan AB üyesi ülke görünümünde. Bir yandan teknolojik olarak gerekli zıplamayı yapamıyor, diğer yandan kendi dışında modernleşme modeli tanımıyor, Jakoben köklerinden kopamıyor. Ayrıca hükümetin dönüşüm arzusu toplum tarafından şiddetle reddediliyor.
Pazar günü yapılan referandum aslında Fransa’nın AB üzerinden kendi kendiyle yüzleşmesi anlamını taşıyor. Her ne kadar bu işin bir kıyısında Türkiye bulunsa da asıl olan Fransa’nın kendi kimlik krizi ile ilgili sorgulaması.
Sanayi döneminden bir sonraki hamleye geçmek tüm dünyayı zorluyor. Bu çağ değişiminde gerekli kıvraklığı herkesin aynı şekilde gösteremediği birçok örnek var. Ne var ki, sanayi devrimini siyasal olarak çok öncelerden yakalamış olan Fransa’nın bu yeni dönemeçte virajı almakta zorlanması kendi açısından üzüntü verici.
Referandumun sonucu ‘evet’ çıkarsa, bu tüm Avrupa için olumlu ve sağduyulu bir tutum olacaktır. AB-Türkiye ilişkilerini de rahatlatacaktır.
Ancak tersi de olsa, siyaseten zorluk çıksa da, AB yoluna devam eder. Ne var ki böyle bir sonucu Türkiye gerilmeden sakinlikle karşılamak durumunda. Orada gösterilecek bir zafiyet bizim kendi yolumuzu daha dikleştirir.
Nihayetinde günlük siyasi gelişmeler, tarihin gidişatını hiçbir zaman engelleyemiyor ama yolunu uzatabiliyor.
30 Mayıs 2005, Pazartesi