10 Mart 2010, Çarşamba
      ANA SAYFA      
SİYASET
   Ahmet Altan       
   Mehmet Altan      
   Can Dündar   
   Alev Er                  
   Ahmet İnsel   
   Ferhat Kentel   
   Etyen Mahçupyan
EKONOMİ
   Eser Karakaş         
VESAİRE
   Pakize Barışta     
SİNEMA
   Sevin Okyay        
      Bellek      
      Haber Analiz      
      Özel Haber      
    Konuk Yazar    
    Başlarken    
Arkadaşına Yolla Yazdır
 
   

Türkiye Protokolleri hazmedemedi

Ermenistan ile Türkiye arasında imzalanan Protokollerin yeni bir döneme işaret ettiği sanılmıştı. Protokkoller esas olarak üç ana madde etrafında şekillendirilmişti ve bu üç maddenin yeni bir dönemi ve karşılıklı anlayışı garanti etmesi umulmuştu. Bu maddelerin en kritik olanı ise muhakka ki sınırın açılmasıydı, çünkü açık sınırlar iki toplumun ticari ve kültürel ilişkilerini bir anda derinleştirme etkisine sahip olmanın ötesinde, her iki taraftaki psikolojik dirençlerin de kırılmasını ifade ediyordu. Diğer iki maddeden biri bu açılımı uluslar arası hukuka oturtacak olan diplomatik ilişki kurulmasını, diğeri ise sınırın açılmasının ‘yan etkilerinin’ zamana yayılmasını sağlamak üzere bir ‘tarih komisyonu’ oluşturulmasını öneriyordu.

Bu durum Ermenistan ile Türkiye arasında daha baştan bir asimetri olduğunu ortaya koymaktaydı. Ermenistan açısından ilişkinin başlaması için herhangibir önkoşul bulunmuyor... Türkiye’nin resmi tarih anlayışı, soykırımı reddetmesi bir engel değil. Oysa Türkiye sınırın açılmasından tedirgin, çünkü iki halkın kaynaşması sürecinde oluşacak siyasi ortamın soykırımın kabulünü teşvik edeceğini biliyor.Önerilen ‘tarih komisyonu’nun işlevi de zaten bir tampon olmak, tartışmayı daha üst ve resmi bir düzeye çekmek ve geçiş sürecini olabildiğince uzatmaktı. Diğer bir deyişle ‘tarih komisyonu’nun kendisi zaten Türkiye tarafından ortaya konmuş bir önkoşuldu. Ermenistan bundan gocunmadı... ‘Ben geçmişimi tartışmaya açmam’ demedi... ‘Fikrimi değiştirmem ama konuşmaya hazırım’ dedi.

Şimdi geriye bakıldığında anlaşılan o ki, Türkiye Ermenistan’ın bu kadar kolayca ‘tarih komisyonuna’ onay vermesini beklemiyordu. Bu komisyona gelecek itirazlar sayesinde açılımı engelleyen tarafın Ermenistan olduğu kanısının yaratılabileceği öngörülüyordu. Ama öyle olmadı... Ve Türkiye hızla yeni bir önkoşula, yani Karabağ meselesine sarıldı. Oysa Karabağ sorunu ile sınırın açılması arasında herhangi bir bağın olmadığı hem Protokollerde, hem de bu metinlerin anlamını teyid eden resmi beyanlarda açıktı. Zaten sınırın kapatılması da Karabağ nedeniyle olmamıştı... Bugün Türkiye böyle bir tez öne sürse de, sınır Karabağ’daki özerkleşme adımından sekiz ay sonra, Ermenistan’ın Azeri topraklarına girmesiyle kapatılmıştı. Dolayısıyla Türkiye’den beklenen de Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilmesi olabilirdi. Ama tabii buna karşılık Ermenistan da Karabağ’ın statüsünü masaya getirecekti.

Türkiye bu olası dengeden hoşlanmadı... O nedenle Protokolleri kadük edecek bir adım atıldı: Başbakan Erdoğan Azerbaycan Meclisi’nde Karabağ sorunu çözülmeden sınırın açılmayacağını söyledi. Aynı beyan birkaç kez daha Dışişleri Bakanı Davutoğlu tarafından tekrarlandı. Böylece Azerbaycan’ın eline sorunu çözmemek üzere önemli bir kart verildi ve o noktadan sonra Karabağ’da daha demokratik bir yönetim imkanı rafa kalkmış oldu. Hatta Azeriler bununla da yetinmeyip, yeniden savaştan söz etmeye başladılar.

Gelinen noktada Protokoller rafa kalkmış gözüküyor. Türkiye kendi girişimini taşımaya hazır değil, ama bunun yükünü uluslar arası camiada taşımak da istemiyor. Hem Protokoller işlemesin, hem de suçlu kendisi olmasın istiyor... Bu nedenle Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin şerhli onayını kullanmak üzere şu sıralarda Türkiye medyasında devlet destekli bir manipülasyon seziliyor. Bu konuda devletçi merkez medya ile hükümete yakın olan gazete ve televizyonlar hemfikir gözüküyorlar. Söylenen şey, Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin yeni bir önkoşul yarattığı... Oysa bu mahkemenin verdiği karar Protokollerin anayasaya aykırı olamayacağını söylüyor ve herhangi bir anayasa mahkemesinin başka türlü bir karar alması da hayal edilemez. Anayasa ise Bağımsızlık Bildirgesi’ne gönderme yaparak, Ermenistan devletinin soykırımın kabulü çabalarını destekleyeceğini beyan ediyor. Bu da son derece doğal. Nasıl Türkiye soykırımın reddi çabalarını destekliyorsa, Ermenistan da soykırımın kabulünü teşvik edecektir. Nitekim Protokoller her iki devletin bu tutumunu veri olarak almakta ve bunların değişmesini talep etmemekte. Yapılmak istenen, devlet politikaları devam ederken bile, ülkeler arası ilişkinin her düzlemde başlatılmasıdır ve Ermenistan tarafı bu öneriye bütün devlet organlarıyla sahip çıkmış durumda.

Dolayısıyla Türkiye’deki dezenformasyon çabasının pek fazla bir getirisi yok. Öte yandan zaman akıyor ve yeni bir 24 Nisan’a geliyoruz. Sıkışan Türkiye bu sefer de kasıtlı bir baskı ortamının oluşturulduğundan, gizli bir kötü niyetle karşı karşıya olduğumuzdan söz ediyor. Ama gerçek apaçık ortada... Hükümetin Ermeni açılımını taşıyacak gücü ve iradesi yok. Belki de bunu hiçbir zaman istemediler ve karşı tarafın olumlu adım atamayacağına fazla güvendiler. Ne var ki, AKP hızlı değişse de, bazen başkalarının zihniyet değişimi AKP’ninkinden de daha hızlı olabiliyor.

18 Şubat 2010, Perşembe   

 
etyenmahcupyan@gazetem.net   
Webmaster
ANKET

"Islak İmza"nın doğruluğu ardından medyayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
 1 - Bunu ısrarla inkar edenler çok yüzsüz
 2 - Medyada Ergenekoncular afişe oldu
 3 - Laik cumhuriyeti koruyorlar
 4 - "Görevliler" tasfiye olmuyor
 5 - Pişkince susup, özür dilemiyorlar
 6 - Türkiye'de medya bu
 7 - Hiçbiri

Pakize Barışta’dan
Bademli Kuki