7. EKONOMİK VE POLİTİK İLİŞKİLER
Bu bölümde Türkiyeli göçmenlerin Türkiye’deki meslekleri , İngiltere'deki istihdam alanları, sosyal yardımlardan yararlanma düzeyleri, politik katılım düzeyinde sıyasi partilerle olan ilişkileri, oy tercihleri, hükümetin genel ve azınlıklara yönelik politikalarına bakış açıları, sendikalarla olan ilişkileri ve içinde yasadıkları çok kültürlü liberal demokratik topluma ilişkin algılamalarını araştırmayı ve incelemeyi amaçladık.
7.1 İstihdam alanları
Türkiyeli göçmenlerin Türkiye'de yaptıkları işlere göre meslek profilleri nasıldı? Göç sonrasında İngiltere'de mesleklerine ilişkin işlerde mi yoksa farklı alanlarda mı çalışıyorlar? Genel olarak İngiltere’deki istihdam alanları nelerdir? Bu ve buna benzer soruları açıklığa kavuşturmak amacıyla anketteki önemli soruların bir bölümünü göçmenlerin ekonomik faaliyetlerini açığa çıkarma yönünde saptadık.
İngiltere’ye gelmeden önceki meslek profillerine göre örneklemin %’37’si Türkiye’de işsiz olduğunu belirtirken, % 24’ü de bu soruya ‘diğer’ cevabını vermiştir. Bu gruba girenlerin büyük bir çoğunluğunun İngiltere’ye gelmeden önce öğrenci veya çocuk oldukları araştırma sırasında belirlenmiştir.
Türkiye’de meslek sahibi olanların % 7’si memur, % 7’si çiftçi, % 12’si işçi, % 10’u serbest meslek sahibi ve % 3’ü ise işveren olarak çalışmışlardır.
Bu bilgiler ışığında Türkiye'den gelen göçmenlerin donanımlı bir iş gücünü temsil etmedikleri belirgin olarak göze çarpan ilk sonuçlardan biridir. Türkiye'deki kısıtlı iş tecrübeleri göçmenlerin İngiltere’de kısa sürede iş edinmelerinin önünde engeldir. Bu duruma istisna olarak ortaya çıkan tek durum Türkiye’de yiyecek, tekstil ve inşaat sektöründe çalışanlar oluşturmuştur. İstisnai grupları teşkil edenler bile uzun dönem işsizlik yaşadıkları ve meslek alanlarında çalışabilmek için uzun dönem uyum sorununu yaşadıkları bu araştırma boyunca katılımcılar tarafından sık sık dile getirilmiştir.
Katılımcıların İngiltere’de çalıştığı işlere bakıldığında ise;
Örneklemin % 24.8’inin tekstilde, % 21.1’inin kebap ve restoran işinde, % 12’sinin ofis işinde (ki bunların büyük bölümü tercümanlık görevindedirler) % 2’sinin pazarcılık işinde, % 3.4’ünün toptancılık işinde, % 3.1’inin şoförlük işinde, % 4.5’inin temizlik işinde, % 28.8’inin ise belirlenmemiş işlerde çalışmakta ya da işsiz durumda oldukları gözlemlenmiştir..
Görüldüğü gibi katılımcıların geldikleri ülke ile yerleştikleri ülke arasındaki meslek transferleri oldukça değişikliğe uğramıştır. Tekstil, restoran göçmenlerin asıl çalıştıkları alanlar olarak görünmektedir. Çalışma alanlarından en önemlilerden biri olan tekstil son yıllarda iş gücünün daha ucuz olduğu Doğu Avrupa ülkelerinde gittikçe yoğunlaşmakta ve bunun sonucunda da bu sektörün sağladığı istihdam alanı gittikçe daralmaktadır.
İngiltere’de örneklemin meslek dağılımını cinsiyet esası itibarıyla incelediğimizde de karşımıza şu sonuçlar çıkmaktadır:
Kadın katılımcıların % 21.4’ü tekstilde, % 9’u kebap ve restoranlarda, % 17.2’si ofis işinde, % 1.4’ü pazar işinde, % 6’sı toptancılarda, %1’i şoförlükte, % 6.7’si temizlik işinde ve % 42’si ise diğer işlerde çalışmaktadır. Bu soruya ‘diğer’ yanıtını veren kadın katılımcıların büyük bir kesiti ev kadını olduğunu belirtmiştir.
Görüldüğü kadınlar ağırlıklı olarak tekstil ve ofis işlerinde çalışırken, erkekler ise tekstil ve kebap işlerinde yoğunlaşmaktadır.
Örneklemden % 18’lik bir oran kendi işini kurmuş ve orada çalışmaktadır. Bu durum Almanya'daki Türkiyeli göçmenlerle karsılaştırıldığında, İngiltere’deki göçmenlerin 10 yıllık bir zaman aralığında kendi işlerini kurma ve işveren durumuna gelme noktasında çok hızlı bir mesafe kattetiklerini söylemek hiç de yanlış olmayacaktır. Kendi işini kuranlara ait bilgilere baktığımızda;
Katılımcıların % 10.4’ünün kendi işini 1988 ve öncesinde, % 24.3’ünün kendi işini 1989 - 1995 yılları arasında, % 65.3’ünün ise kendi işini 1996 - 2000 yılları arasında kurduğunu görmekteyiz.
Bu bilgi bize çok açık olarak yerleşme süresi ile iş bağımsızcılığının ilişkisini göstermektedir.
Öte yandan örneklemin % 84’ü işlerini kendi parası ile % 16’sı banka kredisiyle açtığını ifade etmektedir. Kendi iş alanlarını açanlara ait bilgileri derlediğimizde ortaya Britanya’da az görülen bir özel girişim tablosu çıkıyor. Britanya’da iş kurma girişimleri esas olarak banka kredilerine dayalı bir gelenek oluşturmasına rağmen katılımcıların banka kredilerinden daha çok kendi kaynaklarına ya da topluluk içi kaynaklardan yararlandığını görmekteyiz.
Araştırmanın en çok dikkat çeken diğer bulgularından biri de kanaatimizce para ve banka ilişkileri hakkındaki cevaplardır. Çünkü iş yeri sahibi kişilerden % 84’ü iş yerini kendi parası ile açtığını söylemektedir. Ortaya çıkan sonuç aslında İngiltere için doğal bir durum değildir. Çünkü İngiltere’de hayat banka borçlanmasına ve yaygın deyişi ile ev sahibi olmak için “Morgate” ve iş yeri açmak ve eğitim gibi diğer harcamalar için kredi sistemine dayalıdır. Birkaç yıl önce İngiltere’ye hiç parası olmadan gelen insanların birkaç yıl sonra son derece iyi gelir getirdiği görülen yüksek maliyetli işyerlerini kendi paraları ile açmaları imkansız görülmektedir. Daha sonraki bölümlerde işleyeceğimiz gibi “imece” kavramı bu ilişki biçimine açıklık getirmektedir.
100 - 200 bin sterlin gibi çok yüksek değerler içeren imece hareketi yaygın norm olarak tercih edilmiştir. Kim işyeri açmaya kalkarsa, yakın gruplar aralarında para toplayıp iş yeri açmayı planlayan göçmene vermekte, ancak daha sonra kendisine iş yeri açılmış göçmen de bir başka göçmen için aynı davranışı sürdürmektedir. Bu sosyal destekleme Türkiyeli göçmenlerin daha çok “hemşerilik” esasına dayalı zincirler şeklinde iş yeri açma ve kuzeyde restoran, kahve, bar, kebapçı gibi yerlerin hakimiyetini ellerinde tutmalarını sağlamaktadır.
Nitekim katılımcıların %76.1’lık bir oranının İngiltere’de yakın akrabaları olduğunu ifade ettikleri hatırlanırsa imece sosyal değerinin İngiltere’de nasıl kolaylıkla hayat bulduğu da anlaşılabilir. Çünkü iş yeri için bir düşünce doğduğunda topluluk kendi akraba zinciri içinde bu iş için gerekli sayılan parayı imece usulü ile ortaya koymaktadır. Bunun için daha birkaç yıl önce İngiltere’ye göçmen olarak gelmiş olan ve esas olarak sosyal yardımla hayata başlayan topluluk üyelerinin birkaç yıl içinde iş yeri açacak sermayeyi tek başına çalışarak edinebilmeleri matematiksel olarak çok anlaşılır görünmemektedir.
Bu anlaşılır görünmeyen sosyal olgunun arkasında akraba, aşiret veya hemşerilik bağları ile oluşan imece kavramı yatmaktadır.
Elbette topluluk içerisindeki sosyal dayanışma tablonun yalnızca önemli bir bölümüne açıklık getirmektedir. Sosyal dayanışmanın dışında göçmenlerin bir yandan işsizlik ve kira yardımı gibi sosyal yardımlardan yararlanırken, diğer yandan da kaçak çalışarak para kazanması göçmenlerin yıllık gelirlerini İngiltere ortalamasının çok üstüne çıkarmaktadır. Geniş aile birlikteliklerinin aynı yerde ortak yaşam ve tüketim alışkanlıkları da göz önünde bulundurulduğunda dört - beş yıllık bir zaman diliminde ortalama bir ailenin 30-40 bin civarında da tasarrufa gitmesi hiç de zor görülmemektedir. İşte geniş aile birimlerinin ortak yaşam içinde tüketim maliyetini ekonomik kılarak, sosyal yardımlardan faydalanmaları, kaçak çalışmaları ve topluluk içi sosyal dayanışmayı öne çıkarmaları, göçmenlerin hızla büyüyen bir oranda kendi işlerini kurma olanağını yaratmaktadır. Bu dayanışma akrabalık ilişkileri dahilinde Avrupa'daki Türkiyeli kolonilerle iş kurma noktasında sürekliliği olan bir ilişkiler ağını ortaya çıkarmaktadır. Nitekim Almanya’dan, Fransa’dan, Belçika'dan İngiltere’ye bu kanalla sermaye transferlerine oldukça sık rastlanmaktadır.
Göçmenler arasında işverenlerin oranındaki artış aynı zamanda topluluğun kendi istihdam alanlarını yaratması anlamına geliyor. Araştırmada bu alana ilişkin katılımcılara doğrudan herhangi bir soru sorulmamasına karşın, on iki yılı aşan gözlemlerimiz ve araştırma sırasında katılımcılarla olan diyalogumuz , katılımcıların çok büyük bir bölümünün Türkiyeli işverenlerin yanında çalıştıklarına yönelik tespiti doğrulamaktadır.
Öte yandan topluluğun ekonomik göstergelerle ilgili kendi arasında sürekli kullandığı ve bir şekilde kavramlaşan “teykin” sözcüğünü de sosyal hiyerarşide ve evlilik gibi özel ilişki biçiminde belirleyici olmaktadır. İngilizce’de “Take in” ciro sözcüğünden Türkiyeli topluluğun kullanımına geçen teykin, bir katılımcının ifadesiyle “herkesin birbiri hakkında bilgi edinme” eğiliminin ilk başlığını oluşturmaktadır. “Teykini kaç para” veya “haftalık teykinine bakarım” gibi cümleler son derece yaygındır. Kız isteme durumlarında da damat adayı veya damadın vekilleri evliliğin gerçekleşmesini kolaylaştırmak için önce damadın “teykin” durumunu ifade etmektedirler.
7.2 SOSYAL YARDIMLAR
Öte yandan katılımcıların sosyal yardımla olan ilişkileri de ilginç bilgiler vermektedir.
Katılımcıların 33.6’sı devlet yardımı ile geçindiklerini belirtirken, % 58.2’lik bir oran da çalışarak geçindiğini ifade etmiştir. Bunun dışında örneklemin % 8.2’si ise nasıl geçindikleri hakkındaki soru için “diğer” cevap seçeneğini kullanmışlardır. Bu grubun İngiltere’de resmi oturumu olmayan, işsiz ve sosyal yardımlardan faydalanamayanlardan oluştuğu düşüncesindeyiz. Daha önceki bölümlerde İngiltere’de kalma statüsüne ilişkin soruya katılımcıların sadece % 4.6’sı kaçak kaldığını belirtmişti. Yukardaki tablodan elde ettiğimiz % 8.2’lik ‘diğer’ oranı, İngiltere’de kaçak bulunan Türkiyeli’lerin oranının % 4.6 ile % 8.2 arasında değiştiğini gösteriyor. Böylece bazı katılımcıların oturumlarına ilişkin soruyu doğru cevaplamadıklarını da saptamış oluyoruz.
Diğer yandan kadın ve erkekleri iki gruba ayırarak geçimlerini nasıl sağladığını incelediğimizde, kadın katılımcılardan devlet yardımı ile geçinenlerin oranı % 44.7 iken, erkek katılımcıların oranı % 55.3’tur. Buna karşılık kadın katılımcılardan çalışarak geçinenlerinin oranı % 24.7, erkeklerinki ise %76.3’tür.
Ayrıca devlet yardımı alınıp alınmadığına ilişkin sorulan bağımsız soruya ise katılımcıların % 28.9’u evet, % 70.1’i ise hayır cevabını vermiştir. Devlet yardımı aldıklarını doğrudan belirten katılımcıların % 47.2’si kadın, % 52.8’i erkektir. Bir önceki tablodaki sonuçlarla karsılaştırdığımızda katılımcıların yardım alıp almadıklarına ilişkin cevapların oranları arasında ciddi bir farklılık görülüyor. Bu durum katılımcıların yardımlara ilişkin doğru bilgi vermekten kaçındıklarını gösteriyor. Bunun temel nedeni katılımcıların bazılarının bir yandan yardım alırken diğer yandan kacak çalışmaya devam etmeleri ve bu durumun bilinmesini istememelerinden kaynaklanmaktadır.
Bir diğer soruda ise örneklemin şu andaki çalışma statüsüne bakmaksızın katılımcıların İngiltere’ye geldikten sonra ne kadar süre için yardım aldığına ilişkindir.
Bu grupta bir yıldan az devlet yardımı alanların oranı % 12.9, bir yıldan fazla alanların oranı ise % 21.7’dir. Buna karşılık İngiltere’ye geldiğinden bu yana sürekli yardım alanların oranı da % 24.6’dır. Hiç devlet yardımı almadığını ifade edenlerin oranı ise % 40.7’dir.
Bir yıldan fazla devlet yardımı alanların % 33.1’i kadın, % 69.9’u erkektir. Bir yıldan az devlet yardımı alanların % 27.8’i kadın, % 72.2’si erkektir. Sürekli devlet yardımı alanların % 47.6’sı kadın, % 52.4’ü erkektir. Hiç devlet yardımı almayanların % 26.1’i kadın, % 73.9’u erkektir. Bu sorulara katılımcıların % 6.1’i cevap vermemiştir.
Bir başka soruda örneklemin ne tür konutlarda kaldıkları ve bu konutlarda kiracı mı yoksa ev sahibi olarak mı yaşadıklarını saptamaya yönelik sorulmuştur.
Katılımcıların % 44’lük bir grubu belediye evlerinde, % 4’ü kooperatif evlerinde, % 18’i kendilerine ait evlerde, % 20’si özel kiralık konutlarda oturmaktadırlar.
Katılımcılardan %14’ü bu soruya “diğer” cevabını vermiştir. Diğer cevabının içinde belediyenin göçmenlere temin ettiği hostesler, akraba evleri veya çalışılan dükkânlar üstündeki tek odalı mekânlar girmektedir.
Devlet yardımı alanların çalışmaları halinde yardım fonunun kesilmesi nedeniyle katılımcıların bu sorulara verilen cevaplardaki doğruluk oranı hayli şüphelidir. Nitekim birbirinden bağımsız çapraz sorularla konu araştırıldığında oranların birbirini teyit etmediği görülmektedir. Ayrıca kira yardımı için başvurabilmek için devlet yardımı alıyor olmak ya da başvuruyu yapanın gelir düzeyi dikkate alındığı düşünülür ve katılımcıların çok büyük bir yüzdesinin kamu evlerinde oturduğu göz önüne alınırsa bu konuda verilen cevapların gerçeği çok yansıtmadığı ve katılımcıların daha büyük bir oranının devlet yardımı almasına rağmen bunu sosyolojik, psikolojik ve resmi nedenlerle ifade etmek istemedikleri anlaşılmaktadır
Bu cevaplar analiz edildiğinde katılımcıların % 62.2’sinin devlet eliyle yaşadığı görülmektedir. Ayrıca evlerinin kendilerine ait olduğunu belirten % 17.8’lik oran içinde de belediye tarafından verilmiş evlerde belirli bir süre yaşadıktan sonra özel koşullarla satın alma imkanı da değerlendirildiğinde bu oranın bir kısmı da kamu evleri oranına katılmaktadır.
Bütün anketörlerin ortak gözlemi kimlik ve politik sorulara oldukça rahat cevap veren katılımcıların , sosyal yardım, meslek ve para ile ilişkili sorulara zorlanarak cevap vermeleri yönünde olmuştur. Nitekim iptal edilen anket formlarından çoğunun ekonomik bilgilere cevap vermeyen formlar olması bu gözlemi güçlendirmektedir.
7.3 SİYASAL KATILIM
Örneklemin siyasi eğilimleri hakkındaki sorulara verdikleri cevaplar ortaya çok ilginç siyasi tablolar koymaktadır:
İngiltere’de bir siyasal partiye üye olup olmadıkları yolundaki soruya katılımcıların
% 6’sı parti belirterek evet cevabını vermişlerdir. % 2.3’ü diğer cevabını verirken , % 91.7’si “hiçbir partiye üye olmadığını” ifade etmiştir.
Politik nedenlerle iltica edenlerin oranının % 23.2 olduğunu hatırlarsak siyasi partiyle ilgilenenlerin oranındaki büyük boşluğu kolayca görebiliriz. Buradan Türkiye’de aktif olarak politik dinamikler içinde bulduğunu ifade eden örneklemin İngiltere’de bu özelliğini aktif olarak katılıma dönüştürülemediği görülüyor. İngiliz toplumuyla entegre olamayan göçmenlerin daha çok Türkiye’deki politik gündemi takip ettikleri yine gözlemlerimiz ve araştırma boyunca tespit ettiğimiz diğer önemli bir olgudur. Nitekim katılımcıların % 27.5’inin derneklerle şu ya da bu düzeyde ilişkilerinin olduğunu bir önceki bolümdeki bilgiler ışığında saptamamız zor görünmüyor. Londra'daki göçmen derneklerinin siyasal çizgilerini daha radikal bir biçimde öne çıkardıkları düşünülürse, göçmenlerin politikaya ilgilerinin eksilmediği fakat İngiltere’deki gündemden çok Türkiye’deki politik gelişmelerle doğrudan ilgili oldukları sonucu çıkarılabilir.
Örneklemin İngiltere’deki politikaya, politik partiler düzeyinde doğrudan katılım gösteren % 6’lık bölümünün parlamentodaki siyasal partilere dağılımı şöyledir:;
Katılımcıların % 4.6’sı İşçi Partisi’ne, % 0.6’sı Liberal Parti’ye, % 0.8’i Muhafazakâr Parti’ye üye olduğunu ifade etmiştir.
Örneklemden sadece parti üyesi olduğunu ifade eden rakamları yeniden kendi içinde değerlendirdiğimizde parti üyesi olanların % 55’nin İşçi Partisi’ni tercih ettiğini görmekteyiz. Öte yandan topluluğun en ilginç cevap tablosu seçimlere ilişkin olandır.
İngiltere’de yasalara göre oy kullanma hakkı sadece British olanlara verilmiştir. İngiltere’de yaşama hakkı edinmek oy kullanmak için yeterli değildir. Ancak elde edilen cevaplar bize örneklemin oy kullanma hakkı bulunduğunu sandığını göstermektedir.
Örneklemden % 18’lik bir pay kendisinin oy kullanma hakkı olduğunu ifade etmiştir. Örneklemın % 27.9’luk bölümünün kendisini British olarak tanımlamasını vatandaşlığı kazanma düzeyinde yorumlanırsa, karşımıza oy kullanma hakkının olduğunu bilmeyen % 9.9’luk katılımcı grubunun varlığını tespit etme imkanı doğuyor. Anket formları değerlendirmeye alındığında henüz mülteci durumda olanların veya sadece İngiltere’de yaşama hakkı edinmiş olanların hangi siyasi partiye oy vereceklerini belirtmiş olmasından, göçmenlerin konuyla ilgili çok eksik ya da yanlış bilgilendikleri, bu eksikliğin göçmenler arasında İngiltere deki siyasi katılımın yok denecek düzeyde olmasından kaynaklı olduğunu söylemek hiç de yanlış olmayacaktır.
Örnekleme yöneltilen diğer bir soruda ise katılımcıların siyasal tercihleri saptanmaya çalışılmıştır. Oy kullanma hakkı olduğunu iddia eden katılımcıları önümüzdeki dönemde oy kullanmaları durumunda, oyların siyasi partilere dağılımı şöyle tasnif edilmiştir;
Buna göre örneklemin % 53.6’sı İşçi Partisi’ne, % 7.6’sı Liberal Parti’ye, % 10.7’si Muhafazakâr Parti’ye ve % 8.9’u da diğer partilere oy vereceklerini ifade etmişlerdir.
Örneklemden oy kullanma hakkına sahip olduğunu düşünen % 19.1’lik bir oran hiçbir partiye oy vermeyeceğini ifade etmiştir.
Politik ilgi düzeyine ilişkin diğer sorulardan bazıları göçmenlerin hükümetin genel politikasını ve mültecilere yönelik politikaları nasıl değerlendirdiklerine ilişkindir.
Buna göre hükümetin genel politikasını çok iyi bulanların oranı % 4.9, iyi bulanların oranı % 9.5, kötü bulanların oranı % 13.8 ve çok kötü bulanların oranı ise 8.1 olarak elde edilmiştir.
Bütün katılımcıların cevapladığı bu soruya ilgilenmiyorum cevabı verenlerin oranı ise % 63.8 olarak elde edilmiştir. Görüldüğü gibi Türkiyeli göçmenlerin ancak 36.2’sı hükümetin izlediği politikalara yönelik görüş bildirebilmiştir. Bu durum, göçmenlerin % 63.8’lık bir oranda ya İngiltere’deki politik gündemi birçok nedenden kaynaklı izleyemedikleri ya da İngiltere koşullarında apolitikleştiklerini gösteriyor.
Aynı gruba hükümetini azınlıklara ilişkin politikasını nasıl buldukları sorulduğunda;
Katılımcıların % 8.9 çok iyi, % 10.1 iyi, % 13. 9 kötü, % 8.4 ise çok kötü bulduğunu söylemiştir.
Yine bütün katılımcıların eksiksiz cevapladığı bu soruya “hükümetin azınlık politikası ile hiç ilgilenmiyorum” cevabı verenlerin oranı ise % 58.9 olarak elde edilmiştir. İngiltere’deki Türkiyeli göçmenlerin hükümetin genel politikasına ve mültecilere yönelik izlediği politikalara ilgisiz kalması, göçmenlerin büyük çoğunluğunun politik gerekçelerle İngiltere’ye iltica etmelerine ilişkilendirildiğinde karşımıza oldukça birbirine zıt iki tablo çıkıyor. Aynı soru bloğundaki cevapların dökümünde kimi anket formlarında Türkiyeli göçmenlerin kendilerini azınlık gibi algılamadığı ve azınlık kavramından sadece “siyahları” algıladığı da bir başka dikkat çekici gözlemdir.
Politik dinamikler sosyal örgütlenme durumunda da bir başka ilginç durumu göstermektedir:
Sendikaya üye olup olmadığı sorulan katılımcılardan % 3.4’ü bir sendikaya üye olduklarını, % 96.6’sı hiçbir sendikaya üye olmadıklarını ifade etmişlerdir. Hemen arkasından kendilerine sorulan sendikalı olmak isteyip istemediklerine ait soruya ise % 78.1’lik bir grup “hayır” cevabını vermiştir. Sendikalı olmadığı halde sendikalı olmak isteyenlerin oranı % 21.9 gibi küçük bir pay içermektedir.
Yukarıdaki tablo ilk bakışta bizleri Türkiyeli göçmenler sendikalara üye olmak istemedikleri ya da sendikalara karşı oldukları yönünde bir sonuca götürebilir. Fakat, göçmenlerin iş koşulları incelendiğinde ve sosyal yardımlar düzeyinde sosyal ve ekonomik yaşamlarını organize ediş biçimlerini göz önünde bulundurduğumuzda, kaçak çalışmanın adeta teşvik edildiği bir ortamda göçmenlerin tercihlerini sendikalaşma yönünde kullanmalarının somut koşullarının yok olduğunu görürüz. Bu anlamda, sendikalaşma resmi çalışmayı gerektirir, resmi çalışma da sosyal yardımların kesintisiyle sonuçlanır. Dolayısıyla, ekonomik ve sosyal ilişkiler ağı sendikaları iş ilişkilerinden uzak tutmaktadır.
Örneklemin İngiltere’de yaşamaktan en çok hoşlandığı ve hoşlanmadığı alanlara ilişkin soru grubundaki cevapların bu araştırmanın temel sonucunu sağladığı görüşündeyiz.
Katılımcıların % 58.3’ü İngiltere’deki demokratik hayat ve demokratik haklardan hoşnuttur.
Katılımcıların % 18.4’ü sosyal devlet yardımlarını , % 17.9’u çevre güzelliğini önemli bulmaktadır. Katılımcıların % 5.4’ü ise İngiltere’de en yaşanır buldukları değer için “diğer” seçeneğini kullanmışlardır.
Katılımcıların % 23’ü İngiltere’de yalnızlık hissetmekten şikayetçidirler. % 28.5’i ırkçılıktan ve % 11.9’u çok kültürlü hayattan hoşlanmamaktadırlar. Katılımcıların % 19. 8’i iklimi beğenmemektedirler.
% 16.9’luk bir oran ise İngiltere’de en beğenmediğiniz şey sorusuna “diğer” seçeneğini kullanarak cevap vermiştir.
Bu soru grubunda ilginç olan ırkçılıktan şikayet eden katılımcıların çok büyük bir kısmının bu cevabı verirken “siyahların ırkçılığından” ibaresini kullandıklarını görmekteyiz. Bu noktayı ayrıştırmak istediğimizde karşımıza dominant ırktan doğan bir ırkçılığın kastedilmediğini anlamamamız mümkündür.
Öbür yandan örneklemin yüksek bir oranı demokratik hayattan çok hoşlandığını ifade ederken, aynı zamanda demokratik hayatın esası olan çok kültürlü hayattan şikayet ettiklerini görmekteyiz. Bu nedenle Türkiyeli topluluk için bundan sonra yapılacak bir çalışmada demokrasi kavramına neyi atfettiklerini anlamaya çalışmak önemli görünmektedir.
(Her iki soru grubunda oran katılımcı yüzdesini aşmış görünmektedir. Ancak bunun bazı katılımcıların birden çok şık işaretlemelerinden doğan bir aşama olduğunu belirtmek isteriz. )
8. TÜRKİYE’YLE İLİŞKİLER
Bu bölümde göçmenlerin Türkiye'yle olan ilişkileri birçok acıdan incelenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla göçmenlerin Türkiye'ye gidip gidemedikleri, İngiltere’ye geldikten kaç yıl sonra Türkiye'ye döndükleri, kesin dönüşü düşünüp düşünmedikleri ve Türkiye’de ekonomik yatırımlarının bulunup bulunmadıklarını tespite yönelik bilgilerin edinilmesine çalışılmıştır.
8.1 TÜRKİYE’YE GİDİŞ GELİŞLER
Örneklemin % 51.7’lik bölümünün Türkiye’ye gidememesine karşın, % 48.3’ü Türkiye’ye gidebilmektedir. Türkiye'ye gidemeyen göçmenlerin büyük bir oranının İngiltere’deki yasal durumları kesinleşmediği için, Türkiye’ye giriş ve çıkışları mümkün olmamaktadır. Bir diğer soruda ise yasal engeller gözönünde bulundurulmadan katılımcıların Türkiye’ye gitmeyi isteyip istemedikleri sorulmuştur. Bu soruya katılımcıların % 24.9’u gidip gelmeyi istediğini belirtmesine karsın, %75.1’i Türkiye’ye gitmeyi istemediklerini ifade etmiştir.
Bu oranın gerçeği yansıtmadığını anketteki diğer çapraz sorular aracılığıyla tespit etmemiz oldukça kolay olmuştur. Nitekim, bir başka soruda katılımcılara Türkiye’ye hangi sıklıkla gidip geldikleri sorulmuştur. Katılımcılardan 183 kişi birkaç yılda bir Türkiye’ye giderken, 182 kişi yılda bir ya da birden fazla gidip geldiğini söylemektedir. Örneklem içerisinde Türkiye’ye gidip gelen katılımcıların toplamı 365’i bulmaktadır. Bu rakamın örneklem içindeki oranı % 45.6’dır. Dolayısıyla Türkiye’ye gidip gelmek istemediğini belirten % 75.1 oranındaki katılımcıları bazıları, bu soruya doğru yanıt vermekten kaçınmıştır.
Yine diğer bir soruda katılımcılara Türkiye’ye kaç yıl sonra döndükleri sorulmuştur. Verilen cevaplara göre katılımcılardan % 9’u İngiltere’ye geldikten hemen sonra ve % 43’ü de oturum aldıktan sonra Türkiye’ye gidebildiklerini söylemiştir. Türkiye’ye henüz gidemeyenlerin oranı ise % 48 oranında görülüyor. Buna göre Türkiye’ye gidip gelenlerin oranı % 52’dır.
Yukarıdaki bilgiler Türkiyeli göçmenlerin ortalama % 52’sine yakın bir kesitinin İngiltere’ye yerleştikten sonra Türkiye’ye gidip geldiklerini gösteriyor. Türkiye’ye gitmek istemediklerini belirtenlerin dışında (% 24.9), katılımcıların % 23.1’ü (48-24.9) yasal engellerden dolayı İngiltere’ye geldikten sonra Türkiye’ye hiç dönememiştir.
8.2 TÜRKİYE’YE KESİN DÖNÜŞÜ DÜŞÜNENLER
Katılımcıların Türkiye’ye kesin dönüş kararına ilişkin soruya verdikleri cevaplar ise Türkiye’ye düzenli olarak gitmek kararına rağmen kesin dönüş yapmak konusunda oldukça yüksek bir oranda ret cevabı görülmektedir.
Örneklemin sadece % 24.9’u (190) “bir gün” Türkiye’ye kesin dönüşü düşünmektedir. Örneklemin % 75.1’i (601) ise hiçbir zaman Türkiye’ye kesin dönüş düşünmemektedir.
Oysa bir önceki bolümdeki değerlendirmelerde görüldüğü gibi katılımcılardan kendisini İngiltere’ye ait hissedenlerin oranı % 23.4’dur.Burada bilgiler bizi kendisini İngiltere’ye ait hissetmeyen % 51.7’nin bile burada yerleşik olmak konusunda kararlı bir davranış gösterdikleri yorumuna ulaştırmaktadır.
8.3 EKONOMİK BAĞLANTILAR
Örneklemden Türkiye’de evi olanların oranı % 32’dır. Türkiye’de evi olmayanların oranı ise % 68’dir.
Türkiye’de evi olmadığı halde ev almayı düşünenlerin oranı ise çok küçük görünmektedir; % 8. Türkiye’de hiçbir zaman ev almayı düşünmeyenler ise örneklemin % 92’lik oranına denk düşmektedir.
Diğer yandan Türkiye’de evi olduğunu belirten katılımcıların evlerinin bulunduğu bölgeler de bu çalışmada saptanmaya çalışılmıştır. Buna göre katılımcıların evlerinin % 30.9’u Marmara bölgesinde, % 4.8’i Ege bölgesinde, % 7.7’i Akdeniz bölgesinde, % 3.5’i Karadeniz bölgesinde, % 31.7’i İç Anadolu bölgesinde, % 7.7’i Dogu Anadolu bölgesinde ve % 14’ü Güney Doğu Anadolu bölgesinde bulunmaktadır. Yukarıdaki bilgiler göçmenlerin geldiği bölgelerle karsılaştırıldığında İç Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgeleri dışında veriler arasında doğrudan bir parallellik olduğu gözleniyor. Belirtilen iki bölgeye ilişkin veriler arasındaki farklılık ise Türkiye’deki iç göç sorunundan kaynaklanan bir durum olarak değerlendirilebilir.
Para ilişkilerine geldiğimizde bilgiler örneklemin kendisini İngiltere’ye daha ait olduğunu gösterir yöndedir. Örneklemden;
% 53.1’lik bir oran parasını İngiltere’de, % 5.6’lık bir oran ise Türkiye’de tutmaktadır. Öte yandan hem İngiltere hem Türkiye bankalarında para tutanların oranı sadece % 5.8’tir.
Örneklemden % 35.5’lik bir grup ise ya parası olmadığını veya para ilişkisi hakkında bilgi vermek istemediği yönünde yorumda bulunmuştur. Örneklemden 11 kişi ise hiçbir gerekçe göstermeden bu soruyu boş bırakmıştır.
8.3 GELENEKSEL BAĞLANTILAR
Son olarak Türkiyeli göçmenlerin yakınlarını yitirdiklerinde nereye defnedildikleri sorulmuştur. Bu soruya verilen yanıtlar tasnif edildiğinde ortaya şöyle bir sonuç çıkmıştır;
Herhangi bir yakınını kaybetmişler arasından % 23.7’lik oran yakınlarını Türkiye’de defnetmiş, % 10.2’lik oran ise kaybettikleri yakınlarını İngiltere’de defnetmişlerdir. Türkiye’de bir yerde yerleşik olduğunu belirtmek için kullanılan“babamın mezarı burada, atalarımın mezarı burada” nitelemesi artık İngiltere için de geçerlidir. Müslüman mezarlıklarında Türkiyeli’ler bölümü oldukça belirginleşmiştir.
Gelenler içindeki Alevi yüzdenin oranı çok yüksektir. Gelenlerin ezici çoğunluğu yakın akraba ve aşiret ilişkisi içindedir. Bütün bu nedenler artık mezarların yeni vatanda açılması eğilimini güçlendirmektedir.
“Sevdiklerimin mezarı burada, gidecek başka yerim yok” biçimindeki vatan tanımına gönderme yapılmış sosyolojik norm İngiltere’de % 10 gibi çok değerli bir payı almış bulunmaktadır. Bu oranı henüz İngiltere’de hiçbir yakının kaybetmemiş bulunan % 66’lık orandan çıkarıp yeniden değerlendirdiğimizde İngiltere’de kalıcı olmak normunun hayli yüksek bir pay içerdiğini görmek kolaylaşacaktır.
9. SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ
Bu bölümde özel bir karşılaştırma yapmak istemekteyiz. Almanya’da bulunan Türkiye Araştırmaları Enstitüsü’nün bu yıl içinde yaptığı araştırmada çıkan bazı sonuçları, elimizdeki çalışmanın sonuçları ile karşılaştırmak istemekteyiz. Bu küçük karşılaştırma bize İngiltere’de bulunan Türkiyeli göçmenlerin Almanya’da bulunan Türkiyeli göçmenlerden oldukça farklı özellikler taşıdığını gösterecektir:
TAM’ın hazırladığı Çok Kültürlü Çatışma Çözümleri kapsamındaki araştırmaya göre:
Türkiyeli göçmenlerin
Yaş ortalaması
Almanya’da % 35.6
İngiltere’de % 30.9’dur.
Oturma süreleri
Almanya’da % 21.1
İngiltere’de % 10.4’tür.
Ortalama çocuk sayısı
Almanya’da % 1.4
İngiltere’e % 1.9’dur.
Medya ilişkilerinde
Türk televizyonu izleyenlerin oranı
Almanya’da % 77.7
İngiltere’de % 42.1’dır.
Bulundukları ülke TV’sini izleyenlerin oranı
Almanya’da % 92.4
İngiltere’de % 21.9’dur.
İşsizlik ilişkilerinde
Göçmenler arasındaki işsizlik oranı
Almanya’da % 23.6
İngiltere’de % 33. 6’dır.
Her iki ülkede de bu oran ortalama işsizlik oranını çok üstündedir.
Din ilişkilerinde
Kendisini dindar olarak tanımlayanlar
Almanya’da % 64.6
İngiltere’de ise % 47.9’dur.
Politik ilişkilerde
Almanya’daki göçmenlerin % 39.7’si Sosyal Demokrat Parti’yi desteklemekteler
İngiltere’deki göçmenlerin ise % 53.6’sı İşçi Partisi’ni desteklemekteler.
Bu değerlendirmeleri dikkate aldığımızda ortalama 21 yıllık yaşama süresine sahip Almanya’daki Türkiyeli göçmenlerin Alman toplum yapısı ile daha entegre olduklarını, İngiltere’de bulunanların henüz gettolaşma sınırlarından dışarı çıkmamış olduklarını görmekteyiz. Almanya’daki göç tarihçesinin 35 yılı aşmış olması üçüncü kuşağın varlığı, henüz ikinci kuşağı yeni yeni yerleşen İngiltere’deki Türkiyeli göçmenlerin mevcut durumlarını daha anlaşılır kılmaktadır.
Araştırma sonuçları
Çalışmanın önsözünde Olivie Roy’un Avrupa’daki Türkiyeli göçmenlerin gelenekçileştiğini ve dolayısı ile dini eğilimlerin daha da baskınlaştığını tespit ettiğini belirtmiştik. Ancak bu İngiltere örneğinde daha farklı bir biçimde karşımıza çıkmıştır. İngiltere’de yaşayan göçmenlerde dini eğilimler yukarıda sayısal bilgilerini verdiğimiz üzere güçlenmemiş tam aksine kendisini dinsel aidiyetler ifade edenlerin yüzdesi çok düşük görünmektedir. Bunun çok önemli bir nedeni olduğu kanaatindeyiz. Göçmenlerin asıl geldiği şehir olan Maraş ve göçmenlerin ait oldukları dinsel kimlik Alevilik olduğu için burada diğer Avrupa ülkelerindeki dini eğilimin güçlenmesi eğrisini görmemekteyiz. Üstelik ilk kuşak Maraş göçmenlerinin hemen hemen tamamı 1978 Maraş olayları ile bağlantılı olarak göç etmiş bireylerdir ve Maraş olayları kamuoyunda Sünni Müslümanların, Alevi Müslümanlara saldırısı olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle dinsel eğrideki diğer Avrupa ülkelerindeki göçmenlere göre oluşmuş bu farklılığını yeni bir araştırma konusu olarak ele almak gerektiği kanaati edinmiş bulunmaktayız.
Bir diğer önemli sonuç göçmenlerin evlilik tercihlerinde görülen hem geleneğe ve modern hayata uymayan ancak hem gelenekten hem de modern hayattan araçlar kullanılarak uygulanan yeni bir antropolojik durumdan söz etmek zorundayız.
Özellikle Maraş ve Bingöl şehirlerinden gelen göçmen ailelerin kesinlikle kullandığı ve diğer şehirlerden gelenlerin de giderek kullandığı yeni evlilik geleneği şöyle uygulanmaktadır.
Öncelikle gelinen köy veya kasabadaki bekâr kızlar topluca videoya kaydedilmektedir. Ancak burada altının çizilmesi gereken nokta, kızların son derece muhafazakâr ve “namuslu aile kızı” imajını koruyarak fotoğraf vermeye özen göstermiş olmalarıdır. Daha sonra İngiltere’ye gönderilen bu kaset evlenmek isteyen erkek ve erkeğin ailesi tarafından izlenmekte, videoda görülen kızlardan birisi gelin adayı olarak seçilmektedir. Aday saptandıktan sonra bir yandan kızın İngiltere’ye getirilmesi için gereken bürokratik işlemler yapılmakta, öte yandan geleneklere uygun gelin isteme ritüeli mesafeler göz önüne alınarak vekiller tarafından yürütülmektedir. Erkeğin anne ve babası veya ailenin büyüğü “memlekette” bulunan yakınına kız isteme konusunda vekalet vermekte, vekil kızı İngiltere’deki aile adına istemektedir. Kız verilince vekil kızın pasaport ve diğer işlemleri ile uğraşmakta, kız İngiltere’ye geldikten sonra düğün yapılmaktadır. Düğün davetiyeleri de çeşitli örneklerini araştırmaya koyduğumuz üzere geleneksel Türk düğün davetiyelerinden oldukça farklılaşmıştır.
Geleneksel düğün davetiyelerinde davet yazısını altına konulan annesi veya babası ibareleri yerine “... köyü adına vekilleri” gibi ibareler konulmaktadır.
Çalışmanın son bölümüne okurlara çok ilginç geleceğini düşündüğümüz üç röportaj koymuş bulunmaktayız. Yüzlerce örnek arasından temsil ve çarpıcılık oranının en yüksek olması nedeniyle bu örnekleri seçmiş bulunmaktayız.
Röportajlarda kendilerinden onay alınmış olmasına rağmen gerçek kişi ve yer isimlerini değiştirmeyi hukuki ve ahlaki açıdan doğru bulduğumuzu belirtmek istiyoruz.
Son değerlendirme
1 - Örneklemin yaş ortalaması 30.9’dur. Bu Britanya’daki göçmen grubun ortalama yaşının üzerinden üç kuşak geçmiş Almanya’daki göçmen gruba oranla daha genç olduğunu göstermektedir.
2 - Evli olanların grup içi oranı % 55.9’dur. Bu oranın % 60.3’ü İngiltere’ye geldikten sonra evlenmiştir. Bu değerlendirme bize evlenmenin Britanya’daki statü ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Örneklemden grup içerisinde evli olan kesiti gözönünde bulundurduğumuzda buraya gelenlerin % 33.1’inin evli, % 66.9’unun ise geldikten sonra evlendiği gözlemleniyor.
3 - Bu sonuç yaş dağılımı itibarıyla en geniş örneklem grubun 25-35 yaş arasında olduğunu göstermektedir. % 47.5 oran da söz konusu yaş grubunun evliliğinin bu düzeyde yüksek olmasını oldukça genç bir nüfusun transfer olduğu bilgisiyle sağlamaktadır.
4 - Örneklemin geldiği bölgeler en yoğunluklu olarak Güney Doğu Anadolu ve Marmara bölgesi olarak görünmektedir. Ancak etnik bileşime baktığımızda büyük çoğunluğun Kürt bölgelerinden gelmekte olduğunu görüyoruz. Gelinen bölge ve aidiyet değerlendirmelerine birlikte baktığımızda en büyük etnik grubun kendilerini Kürt olarak tanımlayan etnik grup olduğunu görmekteyiz..
5 - Göçmenlerin geliş tarihi ile ilgili % 84’lük bir oran 1989 ve sonrasında gelmiş. 1988 ve öncesinde gelenler sadece % 14 civarında görünmektedir. Buradan anlaşılan da göçmenlerin, göçmenlik oturma süresinin ortalamasının oldukça genç olduğudur.
6 - Göç hareketinde asıl büyük yığılmanın % 45’lik oranla 89 - 95 döneminde olduğu saptanmaktadır. Bu sonuç İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın sunduğu kayıtlara paralel doğrulayıcı bilgi vermektedir.
7 - Yaş ortalamasının % 30.9 olması gelen kitlenin büyük bölümünün 30 yaş ve öncesi dönemde Türkiye’yi terk ettiğini gösteriyor.
8 - Yine evli grup içinde çocukların % 42.9’u burada doğmuş görünüyor. Buna sonradan İngiltere’de çocukları olanları eklersek gelenlerin yarısının (% 49.3 bir oranın) çocukları Britanya doğumlu görünmektedir.
9 - Evlenme ve çocuk edinme oranlarındaki yükseklik Britanya’da kalıcı olma, yerleşme ve kökleşme duygusunun demografik ifadesidir. Diğer sonuçlarla birleştirildiğinde bu sosyal duyguda hızlı bir tırmanış gözlenmektedir. Kurumsal olarak yerleşik olma durumunun geliştiğini görmekteyiz. .
10 - Öte yandan parçalanmış aile ilişkilerinde de çok hızlı bir hareket görülmektedir. Örneklemden Türkiye’de evli ve çocuk sahibi olanların % 51.3’ü bu ülkeye geldikten sonra çocuklarını getirebiliyor. Bu takvimde de en büyük yığılma yine 89-95 arasında görülmektedir. Bu sonuç mülteci grubun ağırlıklı bir şekilde çocuklarını Britanya’ya getirebilmek için hukuki ve ekonomik koşullar dikkate alındığında önemli bir uğraşı içinde olduklarını gösteriyor. Şebeke trafiğindeki yoğunluk da bir ölçüde buna denk düşmektedir. Zorunlu olarak parçalanmış ailelerin “şebeke” ile olan ilişkilerinin bu nedenle daha aktif duruma geldiğini görmekteyiz.
11 - Topluluğun genel olarak İngilizce bilmeme durumunun (anne ve babanın İngilizce bilmeme durumu) çocuklara da yansıdığı görülmekte. Çocukları olan ailelerin genel karşılaştırılması içinde % 49.8’lik bir oranın çocuklarının İngilizce bilmediklerini öğrenmekteyiz.
12 - İngilizce bilmemek sorunu göçmenlerin İngiltere’deki yaşamları ile ilgili yeni kuşaklarının çok ciddi eğitim ve sosyal problemlerinin olması anlamına gelmektedir. Britanya’daki toplumla ilgili entegrasyon sorununun bir biçimde ifadesi olmaktadır. . Gelenlerin İngilizce bilmemesi ve gelenlerin Türkiye kökenli dil bilgisi eğitim seviyelerinin düşük olması geldiklerinde de yeni dili öğrenme zorluğu içinde olmalarına yol açmaktadır. Topluluğun tümüyle kendisine yeten düzeyde bir iç işleyiş kurmuş olması, çocukları da kapsayan bir şekilde buradaki toplumla ilişkilerinde çok net gözlemlenen tercih edilmiş ve doyumlu kabul edilen bir izolasyon içinde olduklarını ortaya koymaktadır.
13 - Gelenlerin % 93.7’sinin oturum sorunun çözüldüğünü görmekteyiz. Bu bilgi bize başvuruların sonuçlarını bekleyen ve başvuruları henüz sonuçlanmamış grubun oranının çok düşük olduğunu gösteriyor. Örneklemden % 6.3 oranında bir grup yasal oturma hakkı beklemektedir.
14 - Oturumu sonuçlanmayan grubun % 4.6’lık oranını kaçak durumda olanlar teşkil etmektedir. Bu bilgi bizim resmi toplamı 80.000 kişi olarak verilen göçmen grubunun 3680 kişisinin örneklem grubuna oranlı olarak kaçak durumda olduğu sonucunu vermektedir.
15 - 1989 ve sonrasında yasal oturma hakkı alanların % 60.8’ini erkekler oluşturmaktadır. Bu oranın kadınlarından daha yüksek olması ve eşlerinin geliş tarihleriyle bağlantılı olarak değerlendirilmesi sonucunda gelen topluluğun büyük çoğunluğunun evlilikten doğan yasal hakla oturma hakkı kazandığı görülmektedir. Yasal oturma hakkının evlilikten edinilmesi göçmenlerin eşlerini Britanya’ya getirmelerinde normal evlilik yolunu ve yasal prosedürü takip ettikleri yönünde bir bilgi vermemektedir.
16 - Çünkü vize ile gelen eşlerin toplamı sadece % 24.1’dir. Bu nedenle vize oranı olan % 24.1’lik grubun tümüyle evlilik vizesi olmadığını içinde diğer türden vize payı olduğunu da dikkate alırsak, evlilik vizesiyle Britanya’ya gelenlerin oranının çok düşük olduğunu görürüz. “Nasıl geldiniz” sorusunun cevap oranlarını ve bu bilgileri birlikte değerlendirdiğimizde evlilik ilişkisini üzerine gelen göçmenlerin büyük kısmının legal olmayan yollarla geldiklerini anlamak oldukça kolaylaşmaktadır.
17 - Gelen grubun çok önemli oranının ekonomik nedenlerle geldiğini görmekteyiz ancak üzerinde durulması gereken İngiltere’de göç olayını analiz eden çevreler; ekonomik ve siyasal gerekçelerin birbirinden ayrılmasının çok kolay olmadığını, hattın nerede çizilmesi gerektiği konusunda büyük sıkıntı yaşandığını, bu nedenle ekonomik ve siyasal
gerekçeleri birbirinden bağımsız değerlendirmenin hayli güç olacağını belirtmektedirler.
Britanya’da, etnik kimliğe paralel bir ayrımcılığın yaşanıp yaşanmadığını tespit etmek için farklı kurum ve kuruluşlar eşit fırsat yasası dahilinde sürekli iş başvurularını ve işe alımları denetlemektedirler. Türkiye’de böyle bir yasa ve çalışma yoktur. İşsizliğin ne kadarının etnik ayrımcılığa dayalı olup olmadığına ilişkin bir tespit elde edememiş olmamıza rağmen ciddi bir varsayım yapabiliriz. Bu nedenle siyasal ve ekonomik gerekçeleri birbirinden tamamen bağımsız olarak değerlendirmek objektif görülmemektedir ve sorgulayıcı ve kuşkulu algılanmaktadır.
Ancak bu bölümde oldukça neşeli bir anıyı aktarmak topluluğun genel bakışını ifade etmek açısından çok yararlı olacaktır kanaatindeyiz, Bu çalışmanın yazarı şebeke ile yasa dışı yollardan Avrupa’ya gelmek sürecine birincil olarak tanık olmak üzere topluluğun bir grubu ile çok yakın yaşamaya ve onların doğal hayatları içinde yer alan bu süreci izlemeye başlamıştır. Bu diyalog bu gözlem sırasında yaşanmıştır:
Katılımcılarımızdan birisi “ Maraş’ın ismini vermek istemediğimiz köyünde yaşayan bir akrabası ile telefon görüşmesi yapmaktadır. Maraşlı akraba “şebeke” ile İngiltere’ye gelmek üzeredir. Ancak hâlâ bazı tereddütleri vardır. İngiltere’de yerleşik akrabasına sormaktadır:
- Ula, bize orada ne verirler.
- Devlet kiranı verir, doktor parası verir, yiyecek yardımı verir, cebine harçlık verir, avukat parası verir. Her şeyin parasını verir.
- Babo geç onları, onları biliyok. Onlar zaten bizim hakkımız. Ekstradan ne verir sen onu söyle, yogusam bizimkiler Fransa’ya çağırırlar oraya gidecem.”
18 - Türkiye’de sosyal konut hakları ve yasası olmadığı için Britanya’da subvanse edilen sosyal konutlarda yaşamanın, aynı zamanda devlet yardımı alıyor olmanın da ifadesi olduğu göçmenler tarafından algılanamamaktadır.
“Devlet yardımı alıyor musun?” sorusuna verilen olumlu cevapların oranı çok düşük görünmektedir ama “oturulan eve” bakıldığında % 48.2’sinin sosyal konutlarda oturduğunu görmekteyiz. Özel kiralık konutlarda oturanların da kirasının sosyal kurumlar tarafından ödendiği gözönünde bulundurulursa sadece kira için alınan devlet yardımının bile çok yüksek bir oran içerdiği ortaya çıkacaktır. Fakat göçmenler “yardım” kavramına daha çok ellerine doğrudan geçen ve nakit olarak ödenen para anlamını atfettikleri için diğer kamu sübvansiyonlarından gelen yardımları yardım olarak tarif etmemektedirler. .
19 - İşsizler ve diğerleri grubunun % 51.7’si ekonomik olarak aktif olmayan bir göçmen nüfus grubunu oluşturmaktadırlar. Ve Türkiye'deki meslek grupları gözönünde bulundurulduğunda gelen göçmenlerin çok büyük bir bölümünün kalifiye olmadığı (mesleksiz) olduğu ortaya çıkıyor. Bu anlamda kalifiye olmayan bu iş gücü kendilerine yeni iş alanları yaratmaktan çok Türkiye’de aşina oldukları istihdam alanlarını yeni geldikleri ülkede canlandırarak kendi olanaklarını kendileri yaratmaktadırlar. Bu çok önemli bir ekonomik dinamik olarak algılanabilir. Çünkü bir yandan kendi iş alanını kendisi yaratan bir topluluk oluşurken öbür yandan yaratılmış bu iş alanları ile topluluğun sosyal alanda da kendine yeterli hale gelmesi ve böylece kapalı toplum özelliklerini koruması durumu ortaya çıkmaktadır.
Nitekim tekstil, kebap, pazarcılık, şoförlük, temizlik gibi işlerin hepsi niteliksiz iş alanlarıdır. Temel meslek grupları bu olarak görülmektedir. İlginç olan bütün bu alanları topluluğun kendisi için kendisinin yaratmasıdır.
20 - “Şu anda nasıl geçiniyorsunuz?” sorusuna örneklemin % 33.6’sı “devlet yardımı alarak geçindiği” cevabını vermiştir. Örneklemin % 58.2’si ise çalıştığını ifade etmektedir. Bu topluluk içinde iş gücünün % 42.2’sinin ekonomik olarak aktif olmadığının göstergesidir.
21 - Öbür yandan örneklemden % 8.2’si ne çalıştığını, ne de devlet yardımı aldığı ifade ederken, akraba ve arkadaş (burada arkadaşlık kavramında belirleyici olanın “hemşerilik” olduğunu belirtmek zorundayız.) ilişkileri içinde kendisini finanse ettiğini belirttiğini görmekteyiz.
22 - Göçmenlerin % 38.2’sinin Türkiye’de bulunduğu sırada aktif olmayan nüfus grubu içinde yer aldığı bilgisini daha önce vermiştik. Örneklem işgücünün % 42.2’lik bölümünün aynı aktif olmayan konumu oranı biraz daha yükselmiş olarak sürdürdüğünü görmekteyiz. Bu bilgi bize topluluk içindeki işsizlik oranının çok yüksek olduğunu göstermektedir. Britanya’daki işsizlik oranının % 4 civarında olduğu hatırlanırsa, ülkedeki iş olanaklarının yokluğunun değil, göçmen nüfusun yeterli nitelikleri taşımıyor olmasından, ötürü kendi istihdam alanlarına yeterli olmayı görmesinden kaynaklanan bir işsizlik oranı ile karşı karşıya bulunduğumuzu görmekteyiz.
23 - Çapraz sorulardan birisi olan “Devlet yardımı alıyor musunuz?”a verilen cevapların % 28.9’u olumludur. Öbür yandan “Ne ile geçiniyorsunuz?” sorusuna verilen cevapların içeriği araştırmanın genel izlenimlerini doğrulamaktadır. Çünkü bu soruya verilen cevapların % 33.6’sı “devlet yardımı ile geçiniyorum.” cevabıdır. “Devlet yardımı aldığını” söylememek tutumu burada kendisini açık şekilde ortaya koymaktadır.
Ek olarak ekonomik açıdan aktif olmayan grubun % 42.2 olduğunu hatırlarsak, aynı oranda bir devlet yardımı alınması cevabı gerekmektedir. Oysa oranlar arasında tutarsızlık vardır. Bu tutarsız cevaplar oranları ve sosyal konutlarda yaşayanların oranları birlikte değerlendirildiğinde devlet sübvansiyonlarından yararlananların oranının % 50’lilerin çok üstünde olduğu rahatlıkla saptanabilir.
24 - Örneklem göçmen grubunun % 20.9’unun işyeri sahibi olduğu ortaya çıkıyor. Kaynağı sorulduğunda % 84’lük bir oranın “kendi paramla işyerimi açtım” cevabını verdiği görülüyor. Bu bilgi bize paranın ya içerdeki komünal dayanışma ile elde edildiğini ya da dışardan transfer edildiğini gösteriyor. Öbür yandan ise İngiltere’de başka topluluklar arasında çok yaygın olarak kullanılan kredi olanaklarının topluluk tarafından çok iyi algılanmadığını görüyoruz.
25 - Topluluğun duygusal reaksiyonlu cevapları içinde en ilgi çekici olanı, Türkiye’ye gitme sorularında kendisini göstermektedir. İlgili soruya katılımcı bir reaksiyon olarak Türkiye’ye hiçbir zaman gitmek istemediği şeklinde çok sert bir cevap verirken, öbür yandan ne zaman Türkiye’ye gittiği sorusuna verdiği “oturma hakkı alır almaz” cevabı ile göçmenliğin duygusal med cezirlerine net bir örnek sunmuş oluyorlar.
Bu sonuca oldukça iyi bir başlık veren bir anket formundaki cevabı aynen eklemek istiyoruz. Doğu şehirlerinden Erzurum’dan 1989 yılında Londra’ya göçmen olarak gelmiş bulunan bir katılımcı, “Türkiye’ye gitmek ister miydiniz?” sorusuna “Ben vatane küsmüşem” cevabını vermiştir.
26 - Göçmenlerin tasarruflarına ilişkin sorulara da yanıltıcı cevaplar verdiği kanaati taşımaktayız. Çünkü ilgili sorulara verilen cevaplar tasarruf yapan katılımcıların, bütün yatırımlarını İngiltere’ye yaptığı şeklinde bir sonuç göstermektedir. Ama uygulamada buradaki göçmen grubunun yüksek oranda devlet yardımı almasından kaynaklanan bir kaygıyla, Türkiye’ye transfer edilen tasarrufların gizli tutulduğu kanaatini taşımaktayız.
27 - Eğitime ilişkin cevaplar oldukça genç olan nüfusun İngiltere’de beyaz yakalı mesleklere ilgi göstermediğini, her yıl Türkiye’den çok iyi olanaklara sahip ailelerin çocukları büyük maliyetlerle yüksek öğrenim yapmak üzere İngiltere’ye gelirken (ki bu sayı Türkiye Büyükelçiliği tarafından 17.000 olarak verilmiştir) eğitimin göçmenlere ücretsiz olmasını motivasyon olarak kabul etmeyen topluluk eğitim ve özellikle yüksek eğitim alanına nerdeyse hiç ilgi göstermemektedir.
28 - Avrupa’daki göçmen diasporaya ilişkin araştırma yapan akademisyenlerin tespitleri göçmenlerin genellikle orijinal ülkeye oranla değişime daha kapalı ve muhafazakârlaştığı yönündedir. Nitekim Türkiyeli göçmenler üstüne Almanya’da yapılan sosyal araştırmaların sonuçları, göçmenlerin giderek tutuculaştığını ve ana ülkeye oranla daha dindarlaştıklarını göstermektedir. Britanya’da Türkiyeli göçmenler üstünde henüz aynı sonuca rastlanmamış ya da eğrinin bu yönde geliştiğine dair bir yoğunluk izlenmemiştir. Bunun nedeni olarak araştırmanın sahipleri ortak bir kanaat taşımaktadırlar; göçmenlerin demografik yapılarına bakıldığında Alevi nüfusun belirleyici yoğunluğunun dinsel anlamdaki bir muhafazakârlaşmaya önleyici etki yaptığını düşünmekteyiz.
Soru formu tasarımı
Anket çalışmasına temel teşkil edecek sorular seçilirken edinilmek istenen bilgiler kadar İngiltere’de yaşayan Türkiyeli topluluğun üzerindeki yaygın kanaatlerin sorulaştırılmasına dikkat edilmiştir.
Örnek 1: Türkiyeli’lerin hem İngiltere’ye geliş biçimlerinin illegal yollarla da olması, hem de İngiliz polis kayıtlarına göre "illegal olarak adam getirme" suçunun en yüksek grubu olması nedeniyle, "İngiltere’ye hangi yollarla geldiniz" sorusuna, "şebekeyle" cevabı da eklenmiştir. Çünkü İngiltere’de yaşayan Türkiyeli topluluk için "şebeke" sözcüğü yaygın ve kabul edilmiş bir sosyal anlam ifade etmektedir. Suç normu taşımamaktadır. Oysa İngiltere yasalarına göre Birleşik Krallığa kanun izni olmadan insan getirmek resmi bir suçtur ve cezai yaptırımı vardır. Türkiyeli’ler için ise bu davranış yakın bir akraba veya parasal karşılığı peşin alınmış bir haklı hizmet olarak kabul edilmektedir. Özel olarak şebeke kavramına verilen değeri çalışmanın diğer bölümlerinde ayrı başlık olarak ele alacağız.
Örnek 2: İngiltere sosyal yasalarına göre çalışanlar devlet yardımı alamazken, yine topluluğun illegal olarak çalışıp, aynı zamanda devlet yardımı aldığı kanaati yaygın olduğundan buna ilişkin açık soru anket formuna yerleştirilmiştir. Soruda devlet yardımı alırken aynı zamanda çalışıyor olmasına ilişkin yargısızlık soruya yerleştirilmiştir.
Örnek 3: Türkiyeli göçmen topluluğun iş yeri kurmak için çok yaygın imece yöntemine başvurduğu kanaati yaygın olduğundan iş yerini kurduğu zaman kimden finans sağladığı sorusu çok açık olarak konulmuştur. Nitekim çalışma sonunda elde edilen bilgiler örneklemin banka yolu ile finans sağlama yöntemini nerdeyse yok denecek kadar az kullandığını göstermiştir.
Örnek 4: Türkiyeli göçmenlerin hemşehrilik ilişkilerine yüksek değer atfettikleri kanaati yaygın olduğu için bos zamanlarda ne yapıldığı sorusunun seçenekleri arasına kahveler ve akraba ziyaretleri konulmuştur. Nitekim araştırma boş zamanları değerlendirme normunun tümüyle iç ilişkilerden oluştuğu bilgisini vermiştir.
10.EKLER
10.1. RÖPORTAJLAR
(Bu röportajlara ve ilgili kurumlara ait kayıtlar ve görüşme bantları elimizde mevcut olmasına rağmen, söz konusu kişinin korunmasına yönelik tedbirlerden doğan hukuki ve ahlaki sorumluluğumuz nedeniyle kişi ve yer isimlerini değiştirerek yazıyoruz.)
Maraş- British yeni geleneği usulünce bir evlilik
Zübeyde 16 yaşındadır ve doğduğu günden itibaren Kahramanmaraş’ın bir köyünde yaşamaktadır. Nüfus kaydında yaşı 18 görünmektedir. Çünkü kimlik bilgileri kendisinden önce doğan ve bebekken ölen ablasının kaydı üstünden devam ettirilmiştir. Böylece gerçek yaşından daha önce reşit kabul edilmiştir. Zübeyde, komşu köylerdeki düğünler dışında hiç bir nedenle köyünden ayrılmamıştır.
İngiltere’de bulunan akrabaları ve genç hemşerileri için evlenilebilecek adayların saptanması amacıyla çekilen bir video kasette yer alır. Kaset Türkiye’deki bir köy düğünü sırasında çekilmiş ve Londra’daki akrabalara köyün kızları arasındaki gelin adaylarını göstermek için gönderilmiştir. Kaseti izleyen ve bir şekilde aralarında kan akrabalığı da olan genç bir hemşerisi onu beğenip, evlenmeye karar vermiştir. Zübeyde, 1999 yılının Temmuz sonunda evlenmek üzere “şebeke” aracılığı ile İngiltere’ye doğru yola çıkar.
Hikâyenin aşağıda kendi ağzından öğreneceğimiz sürecinden sonra, Zübeyde dilini, sokaklarını, havasını ve tek bir insanını bile tanımadığı Londra’nın Türk bölgesinde ülkesindeyken varlığını bile bilmediği bir zenci tarafından kurtarıldı. Daha sonra politik göçmen kadınlar tarafından keşfedildi ve davası İngiltere’nin en ünlü feminist avukatlarından birisi tarafından üstlenildi...
Soru: Hiç tanımadığın birisi ile ve hiç tanımadığın bir ülkede yaşamak üzere evlenme kararını nasıl aldın?
Cevap: Evlenmeden önce beyimi tanımıyordum ama ailesini tanıyordum. Hem köylümüz hem de hısımımız olurlar. Ama onların çoğu İngiltere’ye çoktan gitmişler. Sadece anne babası ile en küçük kardeşi köyde yaşıyordu. Beyimin oturumu olmadığı için çok uzun zaman köye gelmedi. Beni amcamın oğlunun düğününde çekilen kasette görüp beğenmiş. Yazbaşında köye geldiler. Babamlarla uyuştular. Babam memnundu: “İki yıla kalmaz, kardeşlerini de yanına alırsın, ömür boyu rahat edersiniz. Herkes böyle yapıyor” dedi. Babamın en üzüldüğü bizim köyde herkesin İngiltere’de bir kolu vardı ama bizim kimsemiz yoktu. Babam “biz beceremedik” diye çok üzülüyordu. Çünkü İngiltere’ye yerleşenler çok zengin oluyorlardı.
Soru: Amcanın oğlunun düğün kaseti İngiltere’ye neden gönderildi?
Cevap: Köyde kalan kızlar İngiltere’ye gelin gitsin diye her düğünde video çekerler. Evlenmek isteyen gençler de o kasetten kimi beğeniyorlarsa ailelerine söylerler. Artık köylerde çok kız kalmadı ama komşu köyden de olabilir, kasabadan da..
Soru: Sen de damadı beğendin mi?
Cevap: Beğendim tabi. Bana da sordular. Bana çok güzel hediye getirmişti. Beyim dönmeden, hoca nikahını yaptık. Babama şebeke için, yol için para verdiler. Sonra onlar İngiltere’ye geri gittiler. Babam Temmuz ayında beni Edirne’ye götürdü. Orada yine bizim köyden ama çoktandır İngiltere’de yaşayan bir köylümüze teslim etti. Dört gün Edirne’de bir evde kaldık. Dördüncü gün sabah çok erkenden otobüsle Türkiye’den çıktık. Köylümüz bana artık İngiltere’ye gidiyorsun dedi. “Ben sana söyleyinceye kadar hep Kürtçe konuş. Hiç Türkçe bildiğini belli etme” dedi.
Soru: Pasaport işlemlerini kim yaptı?
Cevap: Ben o zamana kadar pasaport ne bilmiyorum. Ama köylümüz Edirne’de beni akşamdan berbere götürüp ona bir resim gösterip, resimdekine benzeterek saçımı yaptırdı. Resmimi çektirdi. Sabahına da yola çıktık. Bana yola çıkmadan önce bir pasaport verdi. Pasaporttaki resmi bana gösterdi. Ben yaşta bir kızın resmi vardı. Sorarlarsa adın “Meral” dedi. Sonradan anladım. Biz otobüste on beş kişiydik. Benden başka üç kadın daha vardı. İki de çocuk. Romanya’ya gittik. Biz hiçbir şeye karışmadık. Her işi köylümüz yaptı. Romanya’da beraber yola çıktıklarımız ayrıldı. Köylümüz pasaportları toplayıp gitti. Benimle iki çocuğu olan kadın bir evde bir ay kaldık.
Beyim her gece beni arıyordu. “Biraz bekle” diyordu. Ev sahiplerimiz Romanyalı’ydı. Birbirimizi hiç anlamıyorduk Ama anlaşıyorduk. Sonra bir gece yarısı köylümüz geldi. Dördümüzü aldı. Tırın arkasına bindirdi. Tırda kapalı olarak yine bir yere gittik. O gittiğimiz yerde de dört beş gün kaldık.
Sonra yine bir gece yarısı köylümüz geldi. Üstümüzdeki her şeyi aldı. Bizi, taksiyle bir yere götürdü. Issız bir dağ başı. Karanlık, kimse yok. Dördümüzü karanlıkta tek tek bulunduğumuz tepeden alarak, karanlıkta sessizce çok uzun yürüttüler. Tırların benzinliği gibi ışıklı bir yere geldik. Tır şoförünün yemeğe gitmesini ve diğerlerinin de tepeden gelmesini bekledik. Şoför yemek yerken bizi gizlice tek tek tırın arkasına bindirdiler. Tırın içinde makineler vardı. Bizden başka beş kişi daha bindi. Sıkış tıkış olduk. Üstümüze tırı kapattılar. Köylümüz tırı arkamızdan mühürlediklerini, içimizden bir adamı gösterip o ne derse onu yapmamızı söyledi. İngiltere’ye girmeden tırda gürültü etmeyecektik.
Tırın hareket ettiğini anladık. Hiçbirimiz kımıldayamıyorduk. Kımıldayacak yer yoktu. Epey sonra, köylümüzün dediği adam bize “İngiltere’ye geldik. Tırdan inmemiz lazım, gürültü edin” dedi. Tırın kenarlarına vurmaya başladık ama şoför duymuyordu. Tırın tepesinde küçücük bir delik vardı. Adam bir çakı ile bu deliği oydu. Fanilasını çıkarıp delikten dışarı uzattı. Sonunda tır durdu. Şoför tırın kapısını açtı. Bizi görünce çok korktu. Polis çağırdı. Polis gelince “hepimiz “refugee, Kurdish “ dedik. Daha önceden hem beyim hem de köylümüz bize öğretmişti. Polis bizi arabalarla aldı. Karakola götürdü. Yemek verdi, para verdi. Bize tercüman getirdiler. Beyimin telefonu olan kağıdı onlara verdim. Beyim gelip beni aldı. Biz meğer Londra’yı çok geçmişiz. Başka bir şehre gitmişiz. Beyim ancak gece yarısı gelebildi. Beni aldı, arabayla evine götürdü. Öbürleri ne oldu bilmiyorum.
Soru: İngiltere’de yaşamaya başlamanla birlikte neler oldu?
Cevap: Beyimin ailesi düğünün hemen yapılmasını istiyordu. Bunun için hemen işlemlere başladılar. Kayınvalidemle kayınpederim de köyden düğün için geldiler. İngiltere’ye geldikten iki hafta sonra nikahımız kıyıldı. Düğün için davetiyeler bastırıldı. Nikahtan bir ay sonra da düğünümüz yapıldı. Düğünümüz başladığında köyden telefon geldi. Beyimin köyde kalan tek erkek kardeşi kendini vurmuş. Bir de mektup bırakmış ki beni seviyor. Ağabeyisi ile evlenmeme dayanamadığı için kendisini öldürmüş.
Düğün salonu yas yerine döndü. Feryat edenler, ağlayanlar. Beyim ortadan kayboldu. Görümcelerim beni salondan çıkarıp evlerine götürdüler. Bütün üstümü başımı soyup, sabah kadar dövdüler. Bir yandan ağlıyorlardı bir yandan da kardeşlerinin ölümüne benim sebep olduğumu söylüyorlardı. Sabah çok erken beni üstümü giydirmeden sokağa attılar. Kasım ayı başı. Etraf çok soğuk. Hem donuyorum, hem üstüm çıplak. Bir zenci arabasıyla geçiyordu. Beni yolda büzülmüş çıplak görünce arabasını durdurdu. Bana ceketini giydirdi. Bir yandan bir şeyler söylüyor, ben anlamıyorum. Ağlıyorum. Çürüklerimi gösterdi. Burnum kanamış kanı gösterdi. Beni arabasına bindirdi. Hastaneye götürdü. Hastanede yaralarımı sarıp, akıl hastanesi bölümüne yatırdılar. Bana tercüman getirdiler. Ama tercüman Kıbrıslı bir adam. Ben onun dediğini hiç anlamıyorum. Hiç konuşamıyoruz. Ordan çıkmak istediğimi söylüyorum, çıkartmıyor. Her gün bana uyku ilacı veriyorlar.
Soru : Bu arada seni eşin, kendi ailen ya da hemşerilerinden biri aramadı mı? Kimse seninle ilgilenmedi mi?
Cevap: Görümcelerim olayın olduğu gece köye, babama telefon edip, “kızınızı size gönderiyoruz” dediler. Annem babam beni istemediler. Onlarda zaten ölü evinde yastaymışlar. “Bizim öyle kızımız yok” dediler. “Kardeşi onu vurmaya namusumuzu temizlemeye oraya geliyor” dediler.
Ama hastanede kaldığım üç ay boyunca Kıbrıslı tercüman köyüme telefon edip, beni konuşturdu. Annem babam “Geri dönme, biz de burada çok güç durumda kaldık. Adın çıktı, kimse yüzümüze bakmıyor. Gelirsen kardeşin de seni vuracak, orda kalmaya bak” dediler. Zaten yerim gizliydi. Kimse bilmiyordu.
Soru: Hastaneden nasıl çıktın?
Cevap: Hastaneden çıkmak istiyorum ama çıkarmıyorlar. Ben sigara içiyorum ama hiç param olmadığı için nasıl alınacağını da bilmediğim için sigara bulamıyorum. Bir gün hastanede yatağımı yaktım. Doktorlar o zaman bana başka tercüman buldular. Bu tercüman kadınları koruyan bir yerden geliyordu. Doktorlara benim deli olmadığımı söyledi. Ama doktorlar yatağımı neden yaktığımı gülerek anlatınca deli olduğumda ısrar ettiler. Kadın derneği yeniden uğraştı. Beni hastaneden çıkardı. Beni kocalarından gizlenen kadınların kaldığı bir yere koydular. Bana sürekli tercüman buldular. Oturum mahkemem başladı. Para yardımı yapmaya başladılar.
Soru: Eşini bir daha hiç gördün mü?
Cevap: Hastanede izimi bulmuş, ablalarından gizli beni görmeye geldi. Çiçek de getirmiş. Ama sonra onun gelmesini yasakladılar. Hastaneden çıktıktan sonra mahkememe çağrıldı. O zaman görüştük. Boşanmak istemiyor. Barışmak istiyor. “Ama olay iyice unutulsun diye bekleyelim” dedi.
Soru: Eşinle yeniden bir araya gelecek misin? Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsun?
Cevap: Belki gelirim. Ama doktor “daha düşünmem lazım” dedi. Ailesi beni hiç istemez. O istese bile işleri ortak, dükkânları ortak. Nasıl isteyecek ki!
Bana mahkeme oturum verdi. Bir de ev verdiler. Üç kadınla kalıyorum. İkisi Kosovalı, biri Arap. İngilizce okuluna gidiyorum. Okulun parasını onlar ödüyor. Annem babamla barıştım. Onları her hafta arıyorum. Kardeşim de benim günahım olmadığını anladığı için beni öldürmekten vazgeçmiş. Ama köye dönmek istemiyorum. Burada hem kendi param oldu, hem evim oldu. Serbest yaşamaya alıştım. Dönersem kaçıp yine gelirim. Öyleyse yine gideyim? Biraz daha İngilizce öğrenince şebekeye gideceğim. Para biriktirdim, kardeşimi getireceğim. O da rahat etsin değil mi? Bu kadar çektiysem bunu da yapayım. Millet bir şey çekmeden kardeşini getiriyor.
Bingöl – Londra Hattı
Edip Çetin, 1984’dan bu yana Londra’dadır. Eşi ve dört küçük çocuğuyla Türk bölgesinden çok uzakta, Güney Londra’da yerleşmiştir. Edip Çetin’in evi olmadığı için ailesiyle yaklaşık üç yıldır gündüzleri çalıştırdığı İngiliz Cafe’sinde geceleri de barınmaktadırlar.
Soru: Bingöl’den Londra’ya hangi nedenle geldiniz ve hangi neden yerleşeceğiniz yerin Londra olmasında etkili oldu.
Cevap: Bizim köyde herkes Almanya’ya göçmüştü. Ben bir yolunu bulamadım. Bir mesleğim bildiğim bir iş de yoktu. Askerden döndüm, amcamın kızıyla evlendim. Gitmeden nişanlanmıştık çünkü. Tam düğünü yaptık, bir tanıdığım İngiltere’ye gideceğini söyledi. Vize istemiyormuş. Ama kapıdan girerken bakımlı olup, iyi giyinmen lazım dediler. İstanbul’a gittim. Birkaç ay inşaatta çalıştım. Biletin parasını tamamlayınca bindik uçağa, geldik buraya. Kısmet işte. Geliş o geliş.
Soru: Geldiğinizde ne yaptınız. Havaalanında sizi kim aldı? Londra’da tanıdıklarınız var mıydı? Eşiniz sizinle geldi mi?
Cevap: Kimseyi tanımıyordum. Ama kapıdaki memur bana bir baktı, niye geldin dedi. Ben de “refugee” dedim. Öbür arkadaş da aynısını dedi. İkimizi aldılar, epey bekledik. Sonra tercüman geldi. Derdimizi anlattık. Bizi saldılar. Kimseyi bilmiyoruz ama tercümandan sorup öğrendik, memleketli kimse var mı, diye. Bulduk. Sonra bize yardım bağladılar. Bir yandan da bir memleketlinin kebap dükkanında çalışmaya başladım. Ev de verdiler ama küçük. Tek kişilik. Hanımı getirmemiştim zaten. Oturum almam çok uzun sürdü. Herkesinki kısa sürer, benimki dört yıl sürdü. Çalıştığımı tespit etmişlerdi, biraz uğraştırdılar. Baktım işleri biraz tersine gidiyor, İngiliz bir hanımla evlendim. Bana pahalıya gelmedi. Bunların gözü tok. İki bin verdin mi tamam. Şimdi British biriyle evlenmeye kalksan beş altı binden aşağı katiyen olmaz. Bir de sıkıntısı olur.
Soru: Siz zaten Türkiye’de evli değil miydiniz? Ayrıca İngiliz bir eşle evlenmek için İngilizceniz yeterli miydi?
Cevap: O kadar İngilizce’miz var tabi. Zaten ne konuşacaksın ki. Oradan şuradan sohbet edecek değilsin ya. Memlekette evliydim ama mülteci olunca bir evrakın olmuyor ki, sen ne dersen o kayıta geçiyor. Ben burada kendi ismi olmayan çok adam tanırım mesela. Evlenince oturumu çok çabuk aldım.
Tam 94’ün yazına kadar memlekete hiç gitmedim. On yıl, şimdi söylemesi kolay. Başta başkasının yanında çalışıyordum. Sonra kendim kebapçı açtım. Açtım, kapadım. Epeyce bir para biriktirdim. Hanım memlekette bekliyor. Bir çocuk olmuş, daha yüzünü görmemişim. Uzun hikâye.
İngiliz hanıma dedim, “Ben memlekete gideceğim. Allah senden razı olsun. Ama artık esas hanımı getirmem lazım.” Biraz para verdim eline. İki çocuk da ondan var. Ama çocuklar hiç dilimizi bilmiyorlar. Ne Türkçe, ne Kürtçe. Dedi ki “çocukları da al”. Dedim “onları alamam. Memlekette zaten bir çocuk var, daha yüzünü görmemişim. Yanıma iki çocuk götüreyim köye, ne diyecekler bana”. Çocukları da ona verdim, elimdeki avucumdakini de ona verdim. Razı etmek için. Burada kadın hakları çok kuvvetlidir. Erkeksen yandın bu memlekette. Neyse anlaştık. Boşandık.
Konsolosluğa gittim, pasaport çıkarttım.
Soru: Türk Konsolosluğu’ndan mı söz ediyorsunuz? Onlar sizin mülteci olduğunuzu bilmiyorlar mı, nasıl pasaport alabiliyorsunuz?
Cevap: Sen memlekete karşı bir suç işlememişsen niye vermesin ki? Sen sadece ekmek parası için gelmişsin. Onlar bilmiyor mu bunu. Kalsaydım ne yapacaktım ki memlekette. Bak şimdi daha da kötü memleketin ekonomisi. Hiç gidilecek hali yok.
Soru: Türkiye’deki eşiniz ve çocuklarınızla bir araya nasıl geldiniz? Eşiniz sizi kaç yıl görmeden bekledi?
Cevap: Tabi bekleyecek, bizim oranın kadınları buradakilere benzemez. Namusu her şeyin üstündedir. Tam dokuz buçuk yıl bekledi beni. Oğlanı da o büyüttü. Ama buradan para gönderdim ona, kimseye muhtaç etmedim. Memlekete gittim, zaten cebimiz para görmüş. İşler iyi. Orda bir ev inşaatına başladım. Ailemi içine koydum. Kardeşlerimden ikisinin İngiltere’ye gelmesi için şebekeye para verdim. Hanım için, oğlan için zorluk olmadı. Çünkü ben zaten British olmuşum. Onları da getirdim. Belediye bize ev verdi. Evi satın aldık ama sonra bu dükkanı açmak için sattık. Belediye yeni ev vermeyince, ben de belediyeyi protesto ediyorum. Bir yıldır bu dükkânda yatıp kalkıyoruz. Üç çocuk var ellerinden öperler. Burada doğdular. Türkiye’de doğan oğlan artık büyüdü. Türk bölgesinde kalıyor arkadaşlarıyla. Bizden ayrıldı. Serseri oldu. Çalışmıyor. Yardımla geçiniyor. Burada doğanlar daha çok küçükler. Geç evlendik sayılır biz.
Soru: Daha ne kadar burada yaşayacaksınız? Ne zaman bir eve yerleşmeyi düşünüyorsunuz?
Cevap: Burada insan hakkı var. Bize belediye mecbur ev verecek. Hem de üç çocuk olduğu için dört odalı vermeye mecbur. Şimdi Allah şükür bir şeye ihtiyacımız yok. İstesek ev alırız. Ama niye hakkımızı almayacağız ki! Memlekette biraz birikimim var. Buradaki kardeşlerimin de halleri vakitleri yerindedir. Dönsek bir şey olmaz. Gül gibi geçinir gideriz. Ama geçen yaz tatile gittik, yaşanacak yer değil. Hele İstanbul pahalılık almış yürümüş. Çocuklar büyüyünce gideriz belki.
Soru: On sekiz yıldır İngiltere’de yaşıyorsunuz. Uzun bir süre İngiliz bir eşiniz oldu. Epeyce bilginiz olmalı. En çok nereleri beğeniyorsunuz? Kraliçe’nin sarayına gittiniz mi hiç? Türkiye ile İngiltere’yi karşılaştırsanız neler söylersiniz.
Cevap: Doğrusunu istersen İngiltere’de Türk bölgesi ile bu güneydeki bizim yer dışında bir yer bilmem. Ama bana değil bizimkilerden kime sorarsan, sanmam ki bir yer bilsinler. Bizim işimiz çalışmak. Bir yeri dolaşacak zamanımız olmadı.
Biz turist değiliz ki, elimizde fotoğraf makinesi gezelim. Biz İngiltere’yi gezmeye gelmedik. Ekmek parası için geldik. Allah’a şükür ekmek paramızı da kazandık. Ben İngiliz’le evlendim ama İngiliz olmadım. Olmam da. O zaman öyle gerektirdi, öyle oldu.
Ama burası vatandaşlık bakımından çok iyidir. İngiltere’nin vatandaşı oldun mu sırtın yere gelmez. Bunlar dünyanın neresinde olsan seni sahiplenirler. İşini kaybettin diyelim, paranı verirler. Çocuklarına bakarlar. Mesela benim öbür hanımdan iki çocuğa bunlar bakıyor. Bana hiçbir sorumluluk düşmüyor. Türkiye’nin vatandaşı olmak bir fayda sağlamaz. Ama babamız, anamız, atamız orda. Biz oranın usulüyle büyümüşüz. Kopamayız.
TÜRKİYE GÖÇMENLERİ ANKET FORMU
Bu anket çalışması İngiltere’de ve özellikle Londra'da yaşayan Türkiye göçmenleri hakkında sosyal veriler elde etmek için yapılmıştır. Başkaca hiçbir amaç taşımamaktadır.
Tarih_____/ ____/ ________
Yaşınız________ Cinsiyetiniz___________
İngiltere’ye geliş tarihiniz ____/ ____/ _______
Türkiye'de hangi şehirden geldiniz?_____________________
Evlilik durumunuz
Evli
Bekar
Nişanlı
Boşanmış
Birlikte yaşıyor
Diğer
Evli iseniz eşiniz Türkiye'den hangi tarihte geldi_____/ _____/ _______
Eşiniz Türkiyeli değilse hangi ülkeden : ____________________
Hangi tarihte evlendiniz: ____/ ____/ ________
Çocuklarınız var mı?
Evet
Hayır
Evet ise nerede doğdular______________
_______________ _______________
Çocuklarınız Türkiye'de doğdularsa İngiltere’ye ne zaman geldiler:
_______________
Çocuğunuz ana dilini biliyor mu?
Evet
Hayır
Ana dilini bilmiyorsa öğrenmek için kursa gidiyor mu?
Evet
Hayır
Başka dil biliyor mu?
Evet
Hayır
Hangi dil?
1) ____________
2) ____________
3) ____________
4) ____________
İngiltere’de kalma statünüz aşağıdakilerden hangisidir
Mülteci
British
Oturma müsaadeli
Kaçak
Diğer
Mülteci iseniz oturumunuz ne zaman geldi? (örnek: 05/1995) ____/________
Kendinizi nasıl tarif ediyorsunuz? (birden çok şık işaretleyebilirsiniz)
Türk
Kürt
Alevi
Müslüman
Türkiyeli
British
Diğer
İngiltere’ye nasıl geldiniz?
Vizeyle
Siyasi
Mülteci olarak
Şebekeyle
Evlilikle
Akraba daveti
Diğer
İngiltere’ye hangi amaçla geldiniz?
Siyasi baskıdan kaçmak için
Ekonomik nedenlerle
Diğer
İngiltere’de değiştiğinizi hissediyor musunuz?
Evet
Hayır
Aşağıdakilerden hangisi size uygun?
Kendimi İngiltere’ye ait hissediyorum.
Türkiye'yi çok özledim ama dönemem.
Türkiye'ye istediğim zaman gidebilirim.
Oturduğunuz ev kime ait?
Kendime
Belediyeye
Ev kooperatifine
Özel kiralık konut
Diğer
Oturduğunuz bölgeden memnun musunuz?
Evet
Hayır
Oturduğunuz bölgede sizce en büyük sorun nedir?
Bu ülkede hiç tutuklandınız mi?
Evet
Hayır
Tutuklu akrabanız veya arkadaşınız var mı?
Evet
Hayır
Tutuklandıysanız veya tutuklu yakınınız varsa hangi nedenle tutuklandı?
Türkiye'de mesleğiniz neydi?
Memur
Çiftçi
İşçi
İşsiz
Serbest meslek
İşveren
Diğer
Burada hangi işlerde çalıştınız?
Tekstil
Kebap
Banka
Pazar işi
Toptancılık
Şoförlük
Temizlik işi
Diğer
En uzun çalıştığınız iş nedir?
________________________________________________________
Şu anda neyle geçiniyorsunuz?
_______________________________________________________
Devlet yardımı alıyor musunuz?
Evet
Hayır
Geldikten sonra ne kadar süreyle devlet yardımı aldınız?
_________________________________
Kendi işinizde çalışıyorsanız, işyerinizi ne zaman kurdunuz? (örnek 05/1995)
____/________
İş yeriniz size mi ait?
Evet
Hayır
Değilse ortak mı işletiyorsunuz?
Evet
Hayır
İş yerinizi kurarken nereden yardım aldınız?
___________________________________________
Eğitim durumunuz nedir?
İlkokul
Ortaokul
Lise
Meslek okulu
Üniversite
Diğer
Türkiye'ye gidip gelebiliyor musunuz?
Evet
Hayır
Buraya geldikten kaç yıl sonra Türkiye'ye dönebildiniz?
__________________
Gidebiliyorsanız yılda kaç kez gidiyorsunuz?
Bir kez
Birkaç kez
Birkaç yılda bir
Diğer
Gidemiyorsanız, gitmeyi ister miydiniz?
Evet
Hayır
Türkiye'ye kesin dönüş düşünüyor musunuz?
Evet
Hayır
Düşünüyorsanız ne zaman? ____/________
Düşünüyorsanız nedenleri nelerdir?
__________________
Türkiye'de eviniz var mi?
Evet
Hayır
Hangi şehirde?
__________________
Türkiye'de eviniz yoksa almayı düşünüyor musunuz?
Evet
Hayır
Paranızı hangi ülkede tutuyorsunuz?
Türkiye
İngiltere
Diğer
İngiltere’de hangi akrabalarınız var?
Anne
Baba
Kardeş
Amca
Hala
Dayı
Teyze
Kuzen
Yeğen
Akrabam yok
Diğer
Köyünüzün, kasabanızın veya şehrinizin İngiltere’de bir kahvesi var mi?
Evet
Hayır
Varsa haftada kaç gün gidiyorsunuz?
Bir gün
Birkaç gün
Her gün
Hiç
Boş zamanlarınızda nereye gidersiniz?
Derneğe / kahvehaneye
Arkadaşlarıma
Akrabalarıma
Sinema / Tiyatroya
Diğer
Yakınlarınız vefat ettiğinde
İngiltere’de defnettik
Türkiye'de defnettik
Diğer
Hangi TV kanallarını izliyorsunuz?
__________________
Hangi gazeteleri okuyorsunuz?
__________________
Dini ibadetinizi nasıl yaparsınız?
Camiiye / Cem evine giderek
Evimde
Dini ibadette bulunmam
Diğer
Türkiyeli’ler dışında kimlerle ilişkiniz var?
Afrikalılar
Hintliler
İngilizler
Müslümanlar
Yunanlılar
Diğer
Kendinizi bu gruplardan hangisine en yakın hissediyorsunuz?
Afrikalılar
Hintliler
İngilizler
Müslümanlar
Yunanlılar
Diğer
Kendinizi bu gruplardan hangisine en uzak hissediyorsunuz?
Afrikalılar
Hintliler
İngilizler
Müslümanlar
Yunanlılar
Diğer
İngiltere’de hangi partiye üyesiniz?
İşçi
Liberal
Muhafazakâr
Diğer
Hiçbiri
Şu andaki hükümet politikasını nasıl buluyorsunuz?
Genel olarak
Çok iyi
İyi
Kötü
Çok kötü
İlgilenmiyorum
Azınlıklara karşı
Çok iyi
İyi
Kötü
Çok kötü
İlgilenmiyorum
Oy kullanma hakkınız var mı?
Evet
Hayır
Varsa gelecek seçimde hangi partiye oy vereceksiniz?
İşçi
Liberal
Muhafazakâr
Hiçbiri
Diğer
Herhangi bir sendikaya üye misiniz?
Evet
Hayır
Evet ise hangisine?
__________________
Sendikalı değilseniz sendikalı çalışmak ister misiniz?
Evet
Hayır
Londra’nın (veya İngiltere’nin) en çok hoşunuza giden yanı nedir?
_____________________________________
Londra’nın (veya İngiltere’nin) en hoşlanmadığınız yanı nedir?
_____________________________________