4 Eylül 2010, Cumartesi
      ANA SAYFA      
SİYASET
   Ahmet Altan       
   Mehmet Altan      
   Can Dündar   
   Alev Er                  
   Ahmet İnsel   
   Ferhat Kentel   
   Etyen Mahçupyan
EKONOMİ
   Eser Karakaş         
VESAİRE
   Pakize Barışta     
SİNEMA
   Sevin Okyay        
      Bellek      
      Haber Analiz      
      Özel Haber      
    Konuk Yazar    
    Başlarken    
Yazdır
 
İngiltere’deki Türkiyeli topluluk
üstüne bir çalışma (1)

Önsöz

1998 yılında New York'ta bir grup Türk arkadaş çok sözü edilen ve sabaha kadar açık olan Türk çorbacısına gittik. Salaş, ayaküstü sıcak yiyecek bulunan, hoş restoran - cafe karışımı bir yerdi. Çalışanların hepsi Türk işçilerdi ve muhtemelen pek çoğu kaçaktı. Servis yaparken kendi aralarında Türkçe konuşuyorlardı. Biz Türkiyeli Türkler, geceyarısı ayaküstü çorbalarımızı içerken, onların "Oğlum Ali şu turistin çorbasını versene!” cümleleri kulaklarımıza takılıyordu.

Çünkü, New York çorbacısında çalışan Türkiyeli kaçak işçilere göre, çorbacının sınırları “Küçük Türkiye’ydi” Bu sınırlardan içeri giren herkes turist veya yabancıydı, çorba isteyenlerin ABD vatandaşı olmaları belirleyici değildi.

Bu olay, İngiltere’deki Türkiyeli göçmenler üstüne hazırlanan çalışmanın ilk kıvılcımıdır. Nitekim "İngiltere’nin en çok neyini seversiniz?" sorusuna "özgürlüklerini, haklarını ve demokratik yaşamı" cevabını modern toplum değerleri ile veren Türkiyeliler, "İngiltere’de en çok hoşlanmadığınız şey nedir?" sorusuna hiç teklemeden "çok yabancı var" cevabını vermekteydiler. Bu cevaplar, araştırma boyunca kimi anket formlarında cevap seçenekleri dışında yazılan “burada İngilizlerden ötesi fazladır” anlamına gelen diğer onlarca yargı cümlesi ile desteklenmiştir...

İlginç bir örnekle açıklarsak, bir tercümanın yirmi beş yıldır Londra'da yaşayan yaşlı bir hemşerisine, bininci kez tercümanlık yaparken arada sorduğu "Ahmet Amca, yirmi beş yıldır buradasın, İngilizce öğrenseydin, ne iyi olurdu” sorusuna verilen, "İyi dedin tercüman oğlum ama vallah hiç hevesim olmamıştır." Cevabı oldukça çarpıcı görünebilir.

Benim heyecanlı gazeteci merakım küçük asistanlarımın titiz çalışkanlığı ile birleşince ortaya bugüne kadar hiç değinilmemiş bu saha çalışması çıktı. Umuyorum ki bir başlangıcı başlatmış olabiliriz..

Bu çalışma yeni bir toplumda yeni bir dünya düzeninde kimi isteyerek, kimi zorunluluklardan yaşamayı deneyen ve bu yeni düzenin dilini öğrenmeye "hevesi olmayan” binlerce Türkiyeli’nin genel eğilimlerini ve çalışma sonuna eklenmiş özel röportajlarla da ilginç hikâyelerini belgelemeyi amaçlamıştır. Gözlemlerimizi, öğrendiklerimizi ilgilenenlerle paylaşmak istedik. Çalışmada Türkiye’de yaygın kullanımı nedeniyle Britanya’dan söz ederken Birleşik Krallık kavramı yerine İngiltere tanımını kullandık. Bir yanlış anlaşılmaya yol açmaması için bu noktayı belirtmekte yarar görmekteyiz.

Çalışmada gönüllü katkıları için, İngiltere Büyükelçiliği basın danışmanı Orhan Tunç’a, Yalçın Turan’a ve kızım Şafak Pavey’e özellikle teşekkür ediyorum.

Araştırmadaki bütün emeklerimi ve katkımı hayatımın rotasını çizen en sevgili insan İshak Alaton'a ithaf ediyorum. Biliyorum ki hayatını çok kültürlülüğün barışı üstüne kurmuş olan onu, daha çok mutlu edecek bir şey yapamazdım.

AYŞE ÖNAL

1. GİRİŞ

Gelişmekte olan ülkelerden, inanılmaz yöntemlerle aralıksız süregelen göç, beyaz batının 20. yüzyıl sonu ve 21. yüzyıl başındaki en önemli politik ve sosyal sorunlarından nerdeyse ilki olarak kabul edilmektedir. Hatta göçmenlerin kimi zaman çok acıklı sona eren göç yolculuklarının hikâyesinden duydukları acı ile hükümetlerini baskı altına alan Avrupa kamuoyu, kimi zaman da göçmenlerin kendi vergilerini harcadığı ve yükselttiği düşüncesiyle öfkeli fotoğraflar sunmaktadır. 2001 yılının Ocak ve Şubat ayında İngiliz televizyonlarında en çok göçmenlere ilişkin haber ve belgesel sunulmasının bir rastlantı olduğunu sanmıyoruz. Avrupa kamuoyu ciddi olarak göçmenlere ilişkin pozitif veya negatif reaksiyonlarını artırmıştır. Bu reaksiyonda özel olarak 11 Eylül ABD terör saldırısının göçmenler üstündeki sonuçları bir başka çalışmanın konusu olacağı için burada değinilmemiştir.

Britanya, Batı Avrupa’ya yönelen bu göçten en çok etkilenen ülkelerin başında gelmektedir. Dünyanın en büyük ikinci metropolü olarak kabul edilen Londra başta olmak üzere, Britanya’daki diğer şehirlerde de her yıl yoğun göç akışı yaşanmaktadır

Coğrafik konumundan dolayı uzun dönem Beyaz Avrupa’ya yönelen göç hareketlerinden diğer Avrupa ülkelerine nazaran çok daha az etkilenen İngiltere, 1980’lerin ikinci yarısından itibaren gittikçe artan oranda aynı göç dalgasının seline yakalandı. Bu gelişmelerin sonucunda kaçınılmaz olarak göçmen - mülteci sorunu uzun bir dönemdir İngiltere gündemini yoğun olarak meşgul etmektedir. Buna dünya tarihinin değiştiği 11 Eylül sonrasını da eklersek durumun ne kadar ehemmiyet gösterdiği kuşkusuz çok daha açık anlaşılacaktır.

Özellikle Mastrihct antlaşması çerçevesinde Avrupa Birliği ülkeleri, gerek vize uygulamaları ve gerekse topluluk sınırları içerisinde göçmenlerin serbest dolaşımına ilişkin önemli kararlar almıştı. Avrupa Birliği'yle ilişkileri oldukça gergin olan dönemin İngiliz hükümeti bir yandan Mastrihct antlaşmasının ‘Sosyal Şartına’ hayır derken diğer yandan da göçmenlere yönelik serbest dolaşımı reddederek İngiltere’ye yönelebilecek potansiyel bir göç hareketinin önüne geçmeyi amaçlamıştı.

Mastrihct zirvesi sonrasında başta Fransa ve Almanya olmak üzere AB ülkelerinin bir çoğu aşamalı olarak mülteci, göçmen politika ve yasal uygulamalarında önemli değişiklikler yaptı. Bu süreç aynı zamanda özellikle mültecilere yönelik var olan ılımlı politik ve yasal uygulamaların hızla erozyona uğradığı bir döneme denk düşer.

Avrupa'daki göçmen politikaları yeniden biçim alırken, İngiltere ilk aşamada politik ve yasal uygulamaları değiştirmekten çok, sınır giriş ve çıkışlarındaki denetimi arttırmayı ve bu yolla Avrupa’dan İngiltere'ye yönelebilecek göç hareketinin önüne geçmeyi hedefledi.

Ancak mültecilere diğer Avrupa ülkelerinde sağlanan sosyal, ekonomik ve siyasal hakların aşamalı olarak sınırlandırılması ve bu hakların İngiltere’de çok daha uygun bir düzeyde tutulması, kaçınılmaz olarak göç hareketinin ibresini İngiltere'ye yöneltti. Örneğin iltica taleplerini çok daha katı kurallarla ve hızlı bir şekilde işleten Almanya ve Fransa da ret kararıyla yüz yüze gelen mültecilerin önemli bir bölümü İngiltere'ye yönelerek şanslarını bir de bu ülkede denemek istediler.

Dolayısıyla yukarda çok kısa bir şekilde özetlemeye çalıştığımız bir süreç sonrasında İngiltere’ye 1990'lı yıllarda gittikçe artan oranda bir göç hareketi yaşandı. Göç harekâtında bu yoğunluğa en büyük katılımı sağlayan gurupların arasında da Türkiyeli'ler bulunmaktadır.

3 Eylül 2000 tarihli Observer Gazetesi'nin verdiği habere göre 1999 yılında bütün dünyadan Birleşik Krallığa yerleşmek amacıyla giren göçmen sayısı 97 bin olarak tespit edilmiştir.

İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın (Home Office'in) resmi kayıtlarına göre İngiltere’ye yıllar itibarıyla gelen Avrupa içi göçmen sayısı şöyledir:

Avrupa Topluluğu üyesi ülkelerden Birleşik Krallığa gelen yerleşme amaçlı göçmen sayısı:

1989'da 2670
1990'da 2620
1991'de 2440
1992'de 1780
1993'te 1430
1994'te 620
1995'te 220
1996'da 120
1997'de 110
1998'de 270

Avrupa Topluluğu aday ülkelerden Birleşik Krallığa gelen yerleşme amaçlı göçmen sayısı:

1989'da 2220
1990'da 2520
1991’de 3120
1992'de 2890
1993'te 3600
1994'de 4010
1995'te 4030
1996'da 7370
1997'de 7640
1998'de 7300

Bu göç hareketi içinde Türkiyeli göçmenlerin grafiği ise söyle seyretmektedir:

1989'da 700
1990'da 910
1991'de 1050
1992'de 800
1993'te 1420
1994'te 1840
1995'te 1170
1996'da 3720
1997'de 4230
1998'de 2360

Bilgi kayıtlarının grafiğinden izleneceği gibi Avrupa içi göç skalasında Türkiyeliler hem genel göç rakamlarının adeta yarısını kaplamakta hem de başlangıçtan itibaren göç yoğunluğu sürekli artış göstermektedir.

Bilinen şu ki, İngiltere kendi topraklarında Türklerle kitlesel olarak 1950'lerden itibaren karşılaşmaya başlamıştır. Patlayan ve süregelen Kıbrıs sorunları ile baş etmenin en iyi yolunu göçte bulan Adalı Türkler bir şekilde siyasi tarih ve ekonomik bağlantıları nedeniyle sahip oldukları British pasaportları ile Birleşik Krallığa göçmeye başlamışlar ve burada köklenmişlerdir. Bugün çoklukları nedeniyle espri konusu olan, sayıları 255'e ulaşmış Kuzey Kıbrıs Dernekleri’nin bir başkan ve yardımcıdan ibaret olmadığı ve resmi kayıtlarda yüz yirmi bin kişi olarak görünen topluluğun her derneğe yeterli üyeyi sağladığı izlenmektedir.

Türkiyeli Türkler ise 1970'lerden itibaren İngiltere’ye gelmiş bulunmaktadırlar. Ancak Türkiyeli'lerin göç harekatında asıl tırmanış 1989'la başlayan süreci kapsamaktadır.

Nitekim örneklem grup üzerinde yaptığımız araştırma sonuçlarında elde edilen bugün İngiltere’de yerleşik bulunan Türkiyeli göçmenlerin % 45.5'inin 1989 - 1995 tarihleri arasında geldiği bilgisi bu görüşü desteklemektedir

1980’lı yıllarda İngiltere’ye giren Türkiyeli'ler ağırlıklı olarak Türkiye'de yürüttükleri siyası faaliyetlerden dolayı sorgulanmaktan ve yargılanmaktan kaçan siyasi kadroları kapsamaktadır. Dolayısıyla 1980'li yıllarda İngiltere'ye gelen politik aktivistler iltica ederek İngiltere'de yasama hakkını elde ederken, süreç içerisinde 80'li yılların son döneminde başlamak üzere politikayla ilgili olsun ya da olmasın Türkiye'de kitleler halinde gelen göç dalgasının ‘meşru’ araçlarını yaratmada önemli bir işlev gördükleri gözleniyor.

Türkiyeli göçmenlerin yoğun akımı öncelikle İngiltere’nin diğer Avrupa ülkelerinin aksine Türkiyeli'lere ilişkin vize uygulamasına 1989 yılında henüz başlamamış olmasının İngiltere’ye gerçeklesen göç akışında asıl belirleyici olduğunu söylemek yanlış olmaz. Göçmenler 80’li yıllarda vizesiz olarak geldikleri İngiltere havaalanlarında hemen iltica başvurusunda bulunmuşlar ve sosyal devlet uygulamalarının sürdüğü İngiltere’nin göçmen politikalarından derhal yararlandırılmışlardır.

Bu yoğunluğu açıklayan bir başka görüşe göre Türkiyeli göçmenlerin en yoğun yasadığı ülkelerin basında gelen Almanya'da vize kontrollerinin oldukça denetim altına alınması, göç yönünü göçmen politikaları 1989'lu yıllarda henüz bu kadar sert olmayan İngiltere’ye çevirmiştir.

Bütün bunlara Türkiye'nin 1984'ten bu yana aktif olarak etkilendiği Kürt sorunu ve Kürt sorununa bağlı göç sonuçları da eklenince Avrupa göçmen trafiği ister istemez büyük oranda Türkiyeli göçmenlerle belirlenmeye başlamıştır. Aslında 1971 ve 1980 askeri darbe dönemlerinde de ülkeden önemli bir göç yaşanmış ama bu göçler kırsal alanda topluca aileler ya da topluca köy ve kasabalar şeklinde görülmediği için hareket alanı çok hissedilir olmamıştır.

Ancak göç trafiğinde en belirleyici topluluğun Türkiyeli olması sadece gelen göçmen gruplarının Türkiyeli olmasından ibaret değildir. Scotland Yard polisinin 1999 yılında açıkladığı üzere Türkiyeli'ler kendileri için sadece amatör göçmenler değillerdir. Göç dalgasını profesyonel bir “iş alanı” olarak da kullanmaktadırlar. Başlangıçta sadece Türkiye ve sınır ülkeleri göçmenleri taşıyan organizasyonları kurmuşlar, daha sonra Pakistan'dan, Çin’e uzanan daha geniş aday göçmen topluluğu taşımaya başlamışlardır.

İç ve dış göçte Avrupa'da nüfus dinamikleri acısında Avrupa’daki en yüksek hareketliliği yaşayan ülkelerin başında Türkiye gelmektedir.

1950'lerde ekonomik amaçlı başlayan büyük şehre hızlı akın 1970'lerden sonra daha yavaş ve 1980'li yıllardan sonra yeniden çok hızla siyasi göçü de içine alarak süregelmiştir.. 1965'lerde ekonomik olarak ve önce Almanya yönlü başlayan dış göç ise 1985'lerdan sonra hızla siyasi bir hüviyet edinmiş ve Almanya’nın yani sıra İsveç, Hollanda, Danimarka, Fransa ve İngiltere olarak durmaksızın akıp gitmiştir.

Doğudan metropol kentlere, güney kıyılarına, İç Anadolu'dan başkente, Karadeniz'den Marmara’ya uzanan iç göç üzerine yapılan çalışmaların sonuçlarından birisi de, iç göçün önemli bir kısmının hareketsiz kalmayıp bir süre sonra dış göçe dönüşmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim bu çalışmanın katılımcılarının % 33.7'si Kürt ve % 26.4'ü Alevi olmasına rağmen geldikleri bölge itibarıyla edinilen bilgilere bakıldığında % 31.5'sinin Marmara Bölgesi’nden, % 4.13’nün Ege’den, % 20’sinin İç Anadolu’dan geldiklerini görmekteyiz. Aslında bu rakamlar Türkiye’deki çok yüksek boyutlardaki metropollere akan iç göçün yansımasıdır

Yukarda değinildiği gibi 1989 yılına kadar Türkiye'ye vize uygulamayan İngiltere, Türkiyeli göçmenlerin kolay girebildikleri Avrupa ülkelerinin basında gelmektedir. Ancak 1989'a kadar kolaylıkla yaşanan bu taşınma, çok sert bir vize uygulamasından sonra akraba daveti, gerçek dışı evlilik ve iltica amaçlı göç gibi yöntemlerle aralıksız sürmüştür. 1950'li yılların başında garantör olması sıfatıyla çok önceleri kurduğu ilişki uyarınca Kıbrıs Türkleri ile tekstil ve gıda sektörü kimliğinde tanışan İngiltere, bugün o ilişkinin çok ötesine geçmiş bulunmaktadır.

İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın 2001 istatistiklerine göre:

2000 yılında Birleşik Krallığa giren kayıtlı göçmen sayısı 80.315’tir. Bu oran bir önceki yıla göre % 13 yükselmiştir.

2001 yılında ise 71.700 göçmen girişi kayıtlıdır.

Bu oran bir önceki yıla göre % 11 eksilmiştir.

2000 ve 2001 yılları arasında Birleşik Krallığa giren göçmenlerin milliyetleri ise su sırayı takip etmektedir:

Afganistan, Irak, Somali, Sri Lanka, Türkiye, İran, eski Yugoslavya vatandaşları, Pakistan, Çin ve Zimbabwe.

Bu milliyetler arasında 2000-2001 arası Afganistan’dan gelen 10.545 mültecinin % 89'u kabul edilmiş olup % 11'i reddedilmiştir.

Türkiye'den gelen 2000-2001 arası 6.675 mültecinin % 7'si kabul edilip % 93'ü reddedilmiştir.

Oysa aynı rakam 1989'da tam tersi olarak yayınlanmıştı. Birleşik Krallık kamuoyunda “bogus refugee” olarak kullanılan sahte mülteci kavramı Türkiyeli göçmenler için yaygın olarak kullanılmaktadır. Göçmenlik başvurusu reddedilenlerin oranındaki gittikçe artan yüksek oran bu kanaatin istatistiksel bir sonucu olarak yorumlanmaktadır.

Oysa artık İngiltere’de ve özellikle Londra'da Türk bölgesi olarak adlandırılan bölgeler vardır. Birçok uyarıcı tabelada, bilgi gerektiren yazılı evraklarda ve resmi kurumlarda Türkçe kullanılmakta, bölgedeki okullarda Türkçe açıklamalar yer almaktadır. Cezaevlerinde Türkiyeli'lerin hatırı sayılır bir trafiği gözlenmektedir. Türkiyeli göçmenler sık sık çeşitli nedenlerle ana haber bültenlerinde yer almaktadırlar.

22 Nisan 2001'de BBC 2, Asur Sarıbal sahte isimli, Dev Sol taraftarı mültecinin hikâyesini televizyon haberciliği açısından çok uzun bir süre kabul edilen 45 dakikalık bir belgeselle sunmuştur. Bu belgesele göre Asur Sarıbal, Kürt kökenli ve Dev Sol üyesi olduğu ve Grup Yorum isimli sol bir müzik grubunun konserine gittiği için işkence ve baskı gördüğü, babasının Kürt olması nedeniyle bulunduğu askeri cezaevinde işkenceyle öldürüldüğü ifadeleriyle ve buna uygun hazırladığı belgelerle İngiltere’de yaşama hakkı kazanmıştır. Ancak gerçek tamamen farklıdır. BBC 2 belgeseline göre ise Asur Sarıbal gerçekte Bodrum'da yaşayan, sadece ailesi doğu kökenli bir gençtir. Bodrum'da garsonluk yaparken tanışıp sevgili olduğu bir İngiliz kızını öldürdükten sonra şebeke aracılığı ile İngiltere’ye iltica etmiş ve ilticası kabul edilmiştir. Ancak verdiği bütün ifadelerin gerçek olmadığı, Türkiye’den hazırlatıp getirttiği belgelerin hepsinin sahte olduğu, Bodrum’da yaşayan babasının sağ ve sağlim olduğu, Grup Yorum’un hiçbir zaman ifadede belirtilen konseri vermediği, Asur’un hiç gözaltına alınmadığı ve siyasi bir faaliyetinin olmadığı BBC ekibi tarafından Türkiye araştırması sonucunda ve Sarıbal’ın kendisine tanık olarak sunduğu isimler tarafından bizzat belirtilmiştir. Ayrıca BBC muhabiri ile görüşen babası kendilerinin de siyasal görüş olarak devletin yanında yer aldıklarını ısrarla belirtmiştir.

Yine Ocak 2001 yılında Kanal 4’te yayınlanan bir mülteci belgeselinde de İngilizlere, Türkiyeli göçmenlerle ilgili düşünceleri sorulduğunda, sıradan izleyiciler, Türkiyeli göçmenlerin ülkelerindeki siyasal baskıdan kaçmış olmalarına rağmen British pasaportu alır almaz gittikleri ilk ülkenin Türkiye olmasını anlayamadıklarını ve Türkiyeli göçmenlerin sosyal yardımla yaşıyor olmalarına rağmen modern cep telefonları ve şık arabalarla Türk bölgesinde “volta “ atıyor olmalarını sevmediklerini ısrarla söylemişlerdir..

İngiltere’ye gelen göçmenlerin ifadelerinde sık sık kullandıkları söylemler "Şebekeye para verdim. Beni TIR'a koydular. Bilmediğim bir yerde indirdiler. Bu ülkeye nasıl geldiğimi bilmiyorum. Ülkemde politik baskı görüyorum" şeklinde standartlaşmıştır. Bunun yanı sıra her Türkiyeli göçmen İngiltere’ye gelirken hiç İngilizce bilmemesine rağmen "I am refugee " cümlesini bilmektedir. Çünkü bu iltica öyküsünün anahtar cümlesidir.

Türkiyeli göçmenlerin bireysel göç ediş öyküleri de oldukça şaşırtıcıdır. İngiltere’ye gelebilmek için aylarca Rusya'da veya Kolombiya da bekleyen Türkiyeli'lerin sayısı hiç az görünmemektedir. Birbirlerine göç hikâyelerini anlatırken sekiz ay Bogota'da romantik Latin aşklar yaşayarak şebekenin elemanlarından haber beklemek veya beş ay Ukrayna'da dillerini hiç bilmedikleri insanların evlerinde İngiltere’ye gelecekleri uygun planları hazırlamak veya Macaristan'da, İngiltere’deki ailelerinin gönderdiği paraları bankalardan alırken Macar bankacılarla evlenip orada yerleşmek gibi 21. yüzyıl göçmen masalları, benzer serüvenlerden geçmiş olan diğerlerine hiç de abartı veya yalan gibi görünmemektedir.

Ayrıca bu araştırmanın saha çalışması boyunca göçmenlerin hiyerarşisindeki iki önemli nokta çok dikkat çekici bulunmuştur. Birincisi siyasal göçmenlerin kendilerini ekonomik göçmenlerden daha üst durumda hissetmeleridir ki bu oldukça baskın bir duruş olarak karşımıza çıkmıştır. Günlük dile yerleşen bazı kavramlar da bunu teyit etmektedir: “Gerçek mülteci”, “gerçek politik”, “benefit mültecisi”, “gerçek evlilik”, “home office evliliği.”

İkincisi, göçmenlerin “kebap” veya “şop” sahibi olmalarına ilişkin hiyerarşidir. Göçmen topluluğu kendi aralarında işyeri sahibi olanları dikkatle izlemekte ve birbirlerinden söz ederken, “teykini bin (ciro)”, “teykini beş bin” gibi terimler kullanmaktadır. Topluluk içinde en çok “teykin” yapanlar hiyerarşideki yerlerini kolayca yükseltebilmektedirler.

Araştırmanın diğer bölümlerinde spesisifik birkaç örnek öyküsünü yazacağımız bu göçmenlerin İngiltere’de yaşayabilmek için geçirdikleri tecrübe ve kullandıkları yöntem edebiyata taşındığında kuşkusuz 21. yüzyıl göç hikâyelerinin en renklileri olacaklardır.

2. ARAŞTIRMANIN AMAÇLARI

Yukarda temel çerçevelerini çizmeye çalıştığımız Türkiye göç hareketi ve bu hareketin İngiltere ayakları bugüne kadar hiçbir sosyal araştırmaya konu olmamıştır. Türkiyeli göçmenler Almanya'da daha büyük ve sesi duyulan bir topluluk olduğu için daha dikkat çekmektedirler. Ve bilinen bütün çalışmalar Almanya'da yaşayan Türkiyeli’leri kapsamaktadır. Her şeyden önce oldukça ilginç bir sosyal hayat sunan ve kendi ifadelerine göre "Londra şehrine 24 saat hareket sağlayan" Türkiyeli topluluk üstüne yapılmış çalışma bulamayınca bu çalışmayı yapmaya karar verdim ve bu çalışmanın bundan sonra mutlaka yapılacağına inandığım diğer çalışmalara anahtar görevi görmesini umut ettim.

Bu araştırma her şeyden önce Türkiye azınlıklarının inanılmaz öyküleri ile tanıştıkça büyüyen kişisel meraktan başlayıp zaman içerisinde sistematik bir çalışmaya dönüştürülmüştür. Türkiyeli topluluğun İngilizce ile olan yetersiz ilişkisi kendisini çok kültürlü kurumlarda tarif etmesine engel olduğu için Türkiyeli topluluk İngiltere’deki hayatın içine sadece sosyal devlet girdilerinden yararlanmak üzere katılmakta gibi görünmekteydi.. Ya da yaygın kanaat böyle sunulmaktaydı. Türkiyeli topluluk kendilerini sunmakta -ki yetersizlik İngiltere’deki sosyal bilimcilerle bağlantı kurmalarını da kimi zaman imkansız, kimi zaman yetersiz kaldığından- üniversitelerin büyüteci altına da girmiş değildi…

Öbür yandan İngiltere’de yerleşik bulunan bir başka fotoğraf entelektüel ve vasıflı Türkiye topluluğudur. Bu topluluk içinde avukatlar, doktorlar, akademisyenler ve her şeyden önemlisi sosyal bilimciler bulunmaktadır. İngiltere’de çok önemli kurumlarda çok önemli görevler üstlenmiş olanları küçümsenecek gibi değildir. Ancak İngiltere’de yaşayan Türkiyeli’lerin seçkinleri olarak kabul edeceğimiz bu küçük fotoğraf biraz suça bulaşmış, biraz alt sosyal katmanlarda görünen göçmen topluluğa değmeden yaşamakta, yoksul akrabalarını görmek istemeyen zenginler gibi organik bir temastan kaçınmaktadırlar. Bu nedenle onlar da göçmenlerin sosyal fotoğraflarını bilimsel enstitücülere taşımakta aracılık etmemişler ve onları yok saymayı tercih etmişlerdir.

Diğer ciddi bir ayrımcılık da göçmenler arasındaki resmileşmemiş ancak gayri resmi olarak tamamen bir hiyerarşi olarak yerleşmiş değerlerdir. Türkiye “Beyaz Türkleri” ile “Türkiye göçmenleri” birbirine değmeden yaşamaktan doğmuş bulunan üst ve ast hiyerarşisini taşımaktadırlar. Beyaz Türkler göçmenleri yok saymaktadırlar. Oysa Londra'daki Türkiye fotoğrafı yok sayılamayacak kadar büyümüş ve diğer kurumları ile birlikte bütün Birleşik Krallık kültürlerinin dikkatini çekmiştir.

Elbette üst sınıf Türkiyeli’lerin göçmen topluluğa değmeden yaşamayı tercih etmesinde Kürt siyasal probleminin üstüne Türkiye Devleti eliyle konmuş çekinceler de rol oynamaktadır. Elbette göçmen topluluğu siyasal bir içerikte taşıyarak, Kemalist çekirdekten yetişmiş Türkiyeli aydını ürkütmektedir. Ancak Kemalist mührün geçerlilik taşımadığı UK üniversitelerinde Türkiyeli göçmenler için mercek tutmak biraz da ait olunan topluma karşı bir ev ödevi gibi görünmektedir. Türkiye Avrupa Birliği yolculuğuna çıkmıştır. Avrupa'daki her taşın altındaki parçasını araştırmak ve anlamak zorundadır. Sadece Türkiye değil, Avrupa da kendi içinde taşıdığı bu hatırı sayılır göçmen topluluğa aynı aynayı tutmak zorundadır. Çünkü Türkiyeli göçmenler artık sadece Türkiye'nin değil Avrupa’nın da -ister entegre olsunlar ister olmasınlar -gerçek kimliğiyle tanışmak zorunda olduğu parçasıdırlar.

Ayrıca Avrupalı sosyal araştırmacıların çok sık üstünde durduğu üzere göçmenler Türkiye’nin Avrupa Birliği hikâyesinde oldukça olumsuz bir etken olmaktadırlar. Türkiyeli göçmenlerin yeni vatanlarının vatandaşlıkları için verdikleri inanılmaz mücadelenin yanı sıra hiçbir zaman Türk vatandaşlığından ayrılmayı kabul etmemeleri, her iki ülkeye aidiyeti de sonuna kadar sıkı bir muhafazakarlıkla taşıma eğilimi sorun olarak algılanmaktadır. Nitekim zaman zaman Türkiye ile Türkiyeli göçmenlerin bulunduğu Avrupa ülkeleri arasında çıkan çifte vatandaşlık sorunları da bu eğilimin resmi aynası olmaktadır. Burada sosyal bilimci Olivie Roy’un 26 Kasım 2000 tarihinde bu kitabın yazarına verdiği yorumu aktarmakta fayda görmekteyiz:

“Türkiye’ye karşı birçok yanlış anlaşılmanın ve önyargıların olduğunu düşünüyorum. İkili görüşmelerde ve sözleşmelerde Avrupa’nın hipokratik yanını da görebilirsiniz. Ancak benim için iki gerçek sorun vardır Avrupa ile Türkiye arasında. Türk toplumu henüz Avrupalı olmaya hazır değildir. Bu sosyolojik bir sorundur. İstanbul’dan söz etmiyorum. Değişime rağmen ülkenin kırsal kesimlerinde yaşamın farklı olduğu kesindir.

İkinci sorun kırsal kesimlerdeki değerler nelerdir? Türk toplumunda değerler farklılık göstermiştir. Hangi değer yargılarından bahsediyoruz? Bu kimi konuştuğumuza bağlıdır. Avrupa’daki hükümetler kamuoyunun baskısı altındadırlar. Kamuoyu Avrupa’da yaşayan Türklerin imajı ile şekillenmiştir. İstanbul’dan, Ankara’dan Anadolu’dan bahsetmiyorum. Avrupa’dan bahsediyorum. Almanya’nın Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine en çok karşı çıkan ülke olması bir rastlantı değildir. Türkiyeli nüfus en çok Almanya’da yaşamaktadır. Avrupa’ya gelen Türkler tanım gereği fakirdirler, kırsal ve muhafazakâr kesimlerden gelmişlerdir.

Batılılaşmış, batılı değer yargılarını taşıyan Türkler İstanbul’da kalmaktadırlar. Bu sosyolojik bir gerçektir. Azınlık grupları içe dönüktürler. Bu da onları daha fazla muhafazakârlaşmaya itmektedir. Bu yüzden Avrupa’daki Türk göçmenlerin gelenekçileştiğini görmekteyiz. Aynı aile içinde evlilikler, kırsal bölgelerden evlilik için kız ve erkek getirmeleri buna örnektir. Bu da Avrupa’daki Türk göçmenlerini islami açıdan daha aktif bir duruma getiriyor. Asimle olan Türkiyeli grupları Avrupa’da göremezsiniz. Ve asimle olmamışsanız kolayca görünürsünüz. Bu anlamda göçmenler Avrupa - Türkiye ilişkilerini belirleyen ana unsur oluyor.

Bu anlamda Avrupa - Türkiye ilişkileri Türkiye’de olup bitenlerle ilişkili değildir. Türkiye ekonomik olarak gelişiyor, değişiyor ve gittikçe daha batılılaşıyor. Fakat şunu görmek lazım, Türkiye elitleri Avrupa’da yaşayan Türk göçmenlerinin durumundan memnun değildirler.

Türkiye’deki toplumun seyri ve Avrupa’daki Türkiyeli göçmenler arasındaki farklılık şimdi daha rahat görülüyor. Türkiye gittikçe modernleşirken Avrupa’daki göçmenler gittikçe muhafazakârlaşıyorlar. Aradaki boşluk gereği gibi dikkate alınmıyor.”

Özetle Olivie Roy’un yukarda çok iyi tanımladığı tabloyu Türkiye’nin uzun dönemde AB ile olan ilişkileriyle bağlantılı düşündüğümüzde, bu çalışma Londra’da yaşayan Türkiyeli göçmenlerin profillerini daha yakından incelemek, mevcut gözlemleri saha çalışmaları düzeyinde derinleştirerek, göçmenlerle ilgili somut veriler toplamak, bu veriler ışığında bir yandan topluluğun sorunlarını tespit ederken diğer yandan hızla bu sorunları çözüme götürebilecek yeni projelerin üretilmesine yardımcı olmayı amaçlayan bir inceleme araştırma dizisinin ilk ayağı olarak görülmelidir bu çalışma.

3. ARAŞTIRMANIN SORULARI VE ÖRNEKLEM SEÇİMİ

3.1 SORULAR

Araştırmaya başlamadan önce Prof. Olivie Roy’la yaptığım söyleşideki noktaları da göz önünde bulundurarak bir dizi soru grubu hazırladım.. Bu soruları çeşitli üniversitelerde görev yapan sosyal bilimci arkadaşlarımızla kontrol ettik.

Gördük ki, İngiliz ana haber bültenlerine sıkça konu olan göçmenlerin ne durumda olduğunu merak eden bizden başka birçok çalışmacı vardı. Ancak ajandalarına bu konudaki projeler için henüz tarih düşmemişlerdi. Böylece merakımın beni ulaştıracağı sonuçlar kadar, başka araştırmacılar için bir başlangıç olacağını da fark ettim. Bu düşünceyi de göz önünde tutarak İngiltere’de yaşayan Türkiyeli göçmenlerle ilgili sorularımızı başka çalışmalara da iskelet görevi olabilecek bir formda sınırladık.

  • İngiltere’de yaşayan Türkiyeli toplumun mozaiği nedir?
  • Türkiyeli göçmenlerin İngiltere’ye geliş biçimleri nedir?
  • Ne kadarı illegal yöntemlerle gelmiştir? Ne kadarı yasal yolları seçmiştir?
  • Türkiye'den hangi nedenle (nedenlerle) ayrılmışlardır?
  • İngiltere’de yaşayan Türkiyeli’lerin içinde bulundukları yasal durumları nedir?
  • İngiltere’de yaşayan Türkiyeli toplum üyeleri kendilerini hangi ırktan, hangi dinden ve hangi milliyetten hissediyor? Bu hissedişin oranı nedir?
  • Türkiyeli’ler İngiltere’ye ne kadar entegre olmaktalar?
  • Türkiyeli’ler İngiltere’de Türkiye gettosu mu oluşturmuşlardır, her biri kendi içinde minimalice gettolar mı oluşturmuşlardır?
  • Çok kültürlü hayat Türkiyeli’ler için ne kadar anlamlıdır, ne ifade etmektedir?
  • Göç eğrisinde hemşerilik, din (mezhep) ve etnik olgular ne kadar rol oynamaktadır?
  • İngiltere’deki akrabalık ilişkilerinin düzeyi nedir?
  • Türkiyeli’ler köylerini veya kasabalarını veya şehirlerini İngiltere’ye taşımakta mıdırlar?
  • Eğer böyle bir taşınma mevcutsa, yeni gelinen ülkenin değerleri bu yeni Türkiye köy, kasaba ve şehirlerini hangi oranda ve hangi açılardan etkilemektedir?
  • Ne kadarı İngilizce bilmektedir?
  • Evlilik ilişkileri tablosu nedir? Ne kadarı Türkiye- İngiltere arasında parçalanmış aile olarak yaşamaktadırlar?
  • Çocuklarının eğitim, dil ve entegrasyon durumları nedir?
  • Ekonomik tercihleri nedir?
  • Eğitim grafikleri nasıldır?
  • Türkiye'deki hayatları ile İngiltere’deki hayatları arasındaki benzerlikler ve uçurumlar nelerdir?
  • Kendilerini nasıl hissetmektedirler? Nereye ait hissetmektedirler
  • Duygusal dünyalarında Türkiye'nin ve İngiltere’nin yeri nedir?
  • İngiltere’de ne kadar değişmişlerdir?
  • Türkiye'de hangi meslektendiler? Burada ne iş yapmaktadırlar?
  • Paralarını hangi ülkenin bankasında korumaktadırlar?
  • Eğitim durumları nedir?
  • Eğitim durumları ile siyasal tercihleri arasındaki ilişki nedir?
  • Etnik kompozisyon ile eğitim durumları arasındaki farklılıklar nedir? İngiltere’deki statüleri ile siyasal değerleri arasındaki bağlantılar nedir?
  • İngiltere’nin sosyal sisteminden ne ölçüde yararlanmaktadırlar?
  • Suç ile ilişkileri nedir?
  • Din ile ilişkileri nedir? Kendilerini dini açıdan nasıl tarif etmekteler?
  • Din ile ilişkilerinde öngörülen ritüellere ne kadar uyuyorlar? Dini mekânlarla ilişkileri nedir?
  • Din bakışları ve politik bakışları arasındaki ilişkiler nasıldır?
  • Ne kadarı Türkiye'ye gidip gelebilmektedir?
  • Türkiye ve İngiltere arasındaki mülk tercihleri nedir?
  • Bir gün Türkiye'ye dönmeyi düşünmekte midirler? Ne zaman?
  • Boş zamanlarında ne yaparlar?
  • Hangi TV kanallarını izlerler, hangi gazeteleri okurlar?
  • Kendi toplulukları dışında hangi topluluklarla ilişkileri vardır?
  • Kendilerini kime yakın kime uzak hissetmektedirler?
  • İngiltere’deki politika ile ne kadar ilişkilidirler?
  • Seçimlerde kime oy verecekler..
  • İngiltere’nin çok kültürlülük politikaları hakkında ne düşünmektedirler?
  • Sivil organizasyonlarla ilişkileri var mıdır?
  • İngiltere’de en çok neyi sevmektedirler? Bu sonuç gelme ve yerleşme değerlerini ne ölçüde değiştirmiştir.
  • İngiltere’de en çok neden hoşlanmamaktadırlar? Bu sonuç gelme ve yerleşme değerlerini ne ölçüde değiştirmiştir.

    Kuşkusuz bu çalışma İngiltere’de yasayan Türkiyeli topluluğa ait bütün bilgileri derlememiştir. Saha çalışmasının uygulandığı topluluğun son derece kuşkucu bir topluluk olduğu hatırlanırsa araştırmayı yapanların kişisel olanaklarıyla sürdürülen bu çalışmanın ulaştığı düzeyi değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır. Tamamen kişisel bütçe ve birey emeği ve gönüllülük esası üstüne yürütülen bu çalışmanın bütün kusur ve eksiklerine rağmen Londra'nın birçok bölgesinde kapalı bir topluluk olarak yaşayan Türkiyeli göçmenler, Türkiye mozaiğine ait tablonun açık demokrasilerde kendisini yeniden nasıl tanımladığı, organize ettiği ve ilişkilendirdiğine dair önemli bilgiler sunmaktadır. Yukarıdaki sorulara verilen yanıtların bu tablonun değişik alanlarına ait aydınlatıcı bilgiler sunduğu düşüncesindeyiz.

    3.2 ÖRNEKLEM SEÇİMİ

    Bu araştırma İngiltere'de yasayan Bütün Türkiyeli’leri kapsamamış, göçmenlerin en yoğun olarak yasadıkları Londra incelenerek genel sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmada örneklem grubuna girecek birimlerin seçimi ve bu birimlere ulaşma yöntemleri, çalışma öncesinde dikkatlice oluşturulan bir plan çerçevesinde gerçekleştirilmiştir.

    Resmi kayıtlara göre İngiltere'de yerleşik 80 bin Türkiyeli’nin varlığı sonucundan hareket ederek, ana kütlenin % 1 oranına denk düşen bir örneklem grubu hedeflenmiştir. Bu amaçla örnekleme girebilme koşullarını sağlayan 800 anket formuna verilen yanıtlar, bu araştırmada elde edilen verileri oluşturmuştur.

    Araştırmanın tabanı 18 yaşını doldurmuş ve İngiltere’de hangi hukuki statüde olursa olsun kendisini yerleşik kabul eden Türkiyeli’lerle sınırlandırılmıştır.

    Sayıları 120.000 olarak kabul edilen Kıbrıslı Türk göçmenler, sayıları 17.000 olarak kabul edilen öğrenim amacıyla İngiltere’de bulunan öğrenciler, sayıları 2.000 olarak kabul edilen geçici sağlık tedavileri nedeniyle İngiltere’de bulunan Türkiyeli’ler ve resmi Türkiye memuriyeti nedenleriyle İngiltere’de bulunan bürokratlar araştırma kapsamı dışında tutulmuşlardır.

    Araştırma anket aracılığıyla yapıldığı için katılımcıların anketi yanıtlamaktan kaçınmalarını önlemek amacıyla soru sayısı ve soruların formüle edilişi özenli bir çalışma aracılığıyla sağlanmıştır.

    Diğer yandan toplanan bilgilerin doğruluğu bazı kontrol soruları aracılığıyla denetlenmiştir. Bunun dışında katılımcıların sorulara doğru cevaplar vermesini sağlamak amacıyla, yüz yüze yapılan bütün görüşmelerde toplanan bilgilerin, katılımcılar açısından gizli ve güvenli tutulacağı teminatı verilmiştir.

    Değerlendirmeye alınan 800 anketin tamamı yüz yüze görüşme şekliyle tamamlanmıştır. Bu yöntemin seçilmesinde katılımcıların sorulara cevap oranlarını yüksek tutmak, göçmenler hakkında daha geniş ve detaylı bilgi edinmek ve edinilen bilgilerin hata oranını asgari düzeyde tutmak gibi amaçlara ilişkindir.

    Araştırma başlamadan önce ön testten elde edilen bilgiler ışığında saha araştırmasının organize edilişi doğru sonuçlar elde edilmesi acısından yeniden gözden geçirilmiştir.

    Araştırmada elde edilen bilgiler tamamen araştırmanın içeriğine uygun bir bilgisayar programıyla tasnif edilerek analizden geçirilmiştir.

    Örneklem kapsamına alınan birimlerin tamamı tesadüfi seçilmiş ve bütün göçmenlerin örnekleme girme şansları eşit tutulmaya çalışılmıştır. Bu alanda sadece kadın katılımcılara ilişkin doğru oranı yakalamak için zaman zaman istisnai davranılmıştır. Buna rağmen, kadın ve erkek oranındaki denge konusunda çok hassas davranmış olmakla birlikte topluluğun kendine özgü koşulları nedeniyle araştırmada hedeflenen oran başarılamamıştır. Ve örneklem grubun ancak üçte biri kadın katılımcıdan oluşmuştur. Katılımcıların 529’u erkek, 271’i ise kadındır. Böylece çalışmaya katılanların oranı % 66.1 erkek, % 33.9 kadın olarak saptanmıştır.

    Bunun dışındaki konularda yüz yüze görüşmelerde zaman çok geniş olarak kullanılmış, katılımcının rahat ve endişesiz olarak soruları cevaplaması için çalışma oldukça uzun bir zamana yayılmıştır. Çalışmada Haziran 2001- Eylül 2001 arasında, dört aylık bir sürede yapılmıştır.

    İngiltere’de yasayan Türkiyeli’lerin 60.000 kadarı Londra'da, 15.000’i Manchaster, Birmingham, Liverpool Leeds gibi şehirlerinde yaşamaktadırlar. 5.000 kadarı ise İskoçya ve Kuzey İrlanda’da olmak üzere 80 bin kadarı yerleşiktir.

    İngiltere’de yaşayan Türkiyeli’ler en yoğun olarak Londra’da yaşamaktadırlar. Ancak bu yerleşme siyasal tercihlerine ve kendilerini ifade biçimlerine göre ayrışmıştır. Göçmenlerin kendisini ifade ettiği siyasal duruma göre ayrışma öncelikle yerleşim bölgesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bölge olarak oldukça kesin çizgilerle ayrılan göçmenler Türkiye’deki ayrışmada yaşanan kutuplaşmayı İngiltere'de aynı ölçüler içerisinde yaşamamaktadır..

    Kendisini Türk hissedenlerle Kürt hissedenler ve kendisini seküler hissedenlerle dindar hissedenler arasında şiddet veya gerginlik şeklinde yansıyan çatışmaların oranı oldukça düşüktür. Daha ilginci göçmenler kendi aralarında “Kürtler”, “Ülkücüler”, “Müslümanlar” ve “Solcular” gibi başlıklarla spor turnuvaları düzenlemekte ve bu turnuvalar sırasında şiddet eylemlerine rastlanmamaktadır. Hatta bu turnuvaların son derece centilmence geçtiğini söylemek abartı olmaz.

    Yerleşim düzeyindeki bu ayrışma sadece kendilerini, kendileri gibi düşünenlere daha yakın hissetmek ve "hemşehricilik" duygularını cevaplamaya ilişkin olduğu gözleniyor. Örneğin Hakney bölgesinde sağ eğilimli Türkler daha yoğun olarak Green Lanes’e yakın bir hatta kalırken, Kürtler’in daha yoğunluklu olarak Stoke Newington’a yerleştikleri gözleniyor.

    Türkiyeli Kürt, Alevi ve marjinal sol grup üyelerinin bir arada yaşadığı bölge Stoke Newington'da kendilerini Türk - Müslüman olarak tarif eden toplulukta yer edinmekte bir sakınca görmemiştir. Hatta İngiltere’nin en büyük ikinci camisi olan Süleymaniye bu bölgede, Hackney'de inşa edilmiş ve 2000 yılında büyük törenle açılmıştır.

    Kürt bölgesi Stoke Newington’da kahve isimleri genellikle gelinen köy veya kasabanın ismi ile adlandırılırken, ülkücülerin bulunduğu Green Lanes’te kahve ve lokal isimleri “Mehmetçik”, “Vatan”, “Genç Ülkücüler” gibi isimlerle adlandırılmıştır. Kendilerini Türk milliyetçisi olarak kabul eden topluluk ise iltica başvurularını gelenek olduğu üzere "ülkesinde politik baskı gören Kürtler" olarak yapmış olmasına rağmen Green Lanes bölgesinde yoğunlaşmıştır ve her iki grup arasında yaşadıkları bölge sınırları açısından yazılı olmayan bir uzlaşma izlenmiştir. Aynı ayrışmanın değişik versiyonlarını Türkiyeli göçmenlerin yaşadığı diğer bölgelerde de görmek mümkündür. Bu nedenle kendilerini tarif ettikleri değerler açısından örneklem gruplara ulaşmakta zorluk çekilmemiştir. Ancak anket uygulaması izni konusunda bazı dernek ve kahvehanelerde sorun yaşanmıştır. Bu alanlara ilişkin birincil sosyal ilişkiler kullanılarak anket çalışmasının uygulamaya geçirilmesi sağlanmıştır.

    Sonuç olarak alan çalışmasında İngiltere’de Türkiyeli’lerin en çok yaşadığı şehir kabul edilen Londra temel alınmış, Londra 'da Türkiyeli göçmenlerin yaşadığı Hackney, Haringay, Islington, Croydon ve Enfıeld gibi bölgelerde araştırma yoğunlaştırılmıştır.

    3.3. UYGULAMADA KARŞILAŞILAN SORUNLAR

    Araştırmadaki ilk gözlemimiz anketi doldurmak konusundaki yoğun düzeydeki kuşku ile karşılaşmamız olmuştur Anket uygulamak için başvurulan bireyler anket uygulaması sırasında soruları cevaplamadan önce aşağıdaki alanlara ilişkin anketorlere çeşitli sorular yöneltmişlerdir.

  • Bu araştırma Türkiye Büyükelçiliği için yapılıyor (111 kişi) / % 11.29
  • Bu araştırma Türkiye gizli servisi için yapılıyor. (89 kişi) / % 9.05
  • Bu araştırma Home Office için yapılıyor. (67 kişi) / % 6.8
  • Bu araştırma PKK için yapılıyor. (51 kişi) / % 5.1
  • Bu araştırmanın sorularını PKK’lılar hazırlamış. (17 kişi) / % 1.7
  • Bu araştırmaya katılırsam "oturum alamam (49) / % 4.9 " (İngiltere’de yerleşik olma hakkı alamam )
  • Bu araştırmaya katılırsam haklarım yanar! (40 kişi) / % 4.06
  • Bu araştırmaya katılırsam, İngiliz gizli polisi beni kayıtlarına alır ve hakkımda bilgi toplamaya başlar. (26 kişi) / % 2.6
  • Bu araştırmaya katılırsam Türkiye Devleti ile işbirliği yapmış olurum. (55 kişi) / % 5.5
  • Bu araştırmaya katılırsam devlet yardımlarım kesilir! (71 kişi) / % 7.2
  • Bu araştırmaya katılırsam bana ne faydası olacak? ( 94 kişi) / % 9.5
  • Bu araştırmaya katılırsam "oturumum" (İngiltere’de yerleşik olma hakkim) yanar! ( 28 kişi) / % 2.8
  • Bu araştırmaya katılırsam para gelecek mi? ( 190 kişi) / % 19.3
  • Bu araştırmaya katılırsam İngilizler bizi geri gönderecekler. ( 43 kişi) / % 4.3

    Bütün bu kuşkuları bildirdiklerinde anketörler tarafından bu kuşkuların hiçbirisinin bu anket çalışması için geçerli olmadığı öğrenen örneklem grup anketi cevaplamışlardır.

    Ancak teknik nedenlerle anket formlarından bir kısmı değerlendirmeye alınmamıştır.

    (Anketörlerden araştırma sonucunda para alamayacağını öğrendiklerinde formu doldurmayı reddedenler)

  • Bizim paralarımızı Birleşmiş Milletler verdiği için bu araştırma BM’ye yapılıyor. Cevap verirsek paramızı keserler. (19 kişi )
  • Hiçbir gerekçe göstermeden formu doldurmayı reddedenler (13 kişi)

    Görüldüğü gibi 983 birey bu araştırmaya katılırken ya da reddederken çeşitli gerekçeler öne sürmüşlerdir. Çalışmanın hazırlayanlara göre diğer önemli yanı araştırmaya katılanların verdiği bilgiler kadar katılmayanların gerekçeleriyle de ayrı bir değerlendirmeye imkan verebiliyor olmasıdır.

    Çalışmaya katılırken örneklem grubun kaygı gerekçelerini kendi içlerinde gruplayarak bilgileri yeniden değerlendirdiğimizde göçmenlerin araştırmaya ilişkin kuşku motivasyonlarının oranını elde etmekteyiz:

  • Çalışmaya katılırken Türkiye Devletine ilişkin kaygılar gösterenlerin oranı: ( % 11.29 + % 9.05 + % 5.5 = ) % 25.84
  • Çalışmaya katılırken Britanya Devletine ilişkin kaygılar gösterenlerin oranı: ( % 6.8 + % 4.9 + % 2.6 + % 4.3 = ) % 18.6
  • Çalışmaya katılırken para ve sosyal haklara ilişkin kaygılar gösterenlerin oranı: ( % 9.5 + % 7.2 + % 4.6 + % 9.5 + % 2.8 + % 19.3 + % 1.9 = ) % 54.8
  • Çalışmaya katılırken PKK’ ya ait kaygılar gösterenlerin oranı: ( % 5.1 + % 1.7= ) % 6.8 tir.

    Oranları birbirleri ile karşılaştırdığımızda en yüksek kuşku gerekçesinin para ve sosyal hakları kaybetmeye ilişkin nedenler olduğunu görmekteyiz. Bu da bize göçmen topluluğunun göç nedenlerinin önemli ölçüde ekonomik ölçeklere dayalı olduğunu bir başka biçimde göstermektedir.

    Örneklenin Türkiye ve İngiliz devletlerine ilişkin kaygılarıma azımsanmayacak ölçüdedir. Oldukça büyük oran polis, izlenmek, kayıtlarının elde edilmesi gibi nedenlerle daha ağırlıklı olarak geldiği ülke olmak üzere, her iki devlete de güvensizlik içinde görülmektedir.

    Bütün bunlar bize, İngiltere’de yasayan Türkiyeli topluluğun hangi siyasal bakış veya hangi üst kimlik motifleri ile donanırsa donansın ve İngiltere sisteminden hangi ölçüde hoşlanırsa hoşlansın geldiği ülkeden cebinde sosyal paranoya ile birlikte geldiği tezini bir kez daha hatırlatmaktadır. Topluluk”birbirine”, “yabancıya” ve “ötekine” güvenmemek ve empati kuramamak normunu benimsemiş görünmektedir. Güven ve empatiye ilişkin normlar esas olarak önce “hemşerilik”, sıyası düşünce ve “dindarlık” normları üstüne yerleşmiş görünmektedir. Etnik tarif birbirine güven ve empatiye yeterli görünmemektedir.

    Anketi "kendilerinin doldurması" tanımına ayrı bir önem verdiğimizin altını çizmeliyiz. Çünkü özellikle Kürt topluluk anketi kendi el yazıları ile doldurmayı reddetmişler ve kendi el yazılarının "eğer bu anket İngiliz polisi için yapılıyorsa tespit edilip, yakalanmalarına yol açacağı" kuskusunu taşımışlardır.

    Böyle bir kaygılı itirazla karşılaşılmadığı durumlarda ise başka bir güçlük çalışmayı zorlaştırmıştır. Topluluğun hatırı sayılır bir kısmı Türkçe okuma yazma bilmediği için anketin kendi el yazıları yerine anketörler tarafından doldurulmasını tercih etmişlerdir. Anket boyunca yaşanan en büyük güçlük örneklem grubu üyelerinin büyük çoğunluğu tarafından

    Anketörleri açık seçik yansıtılan şiddetli bir paranoya ve güvensizlik duygusudur.

    3.4 “OTURUM” KAVRAMI

    Bu bolümde ‘Oturum hakkı’ kavramının göçmenler arasındaki kullanılış içeriği ilgili bilgilerin bir kısmı anket formlarından elde edilmiş, diğer bir kısmı da araştırma boyunca yüz yüze görüşmelerden edinilen gözlemlerden derlenmiştir. Bir bakış açısını sunmak üzere çalışmaya sadece ampirik olarak not edilmiştir.

    Bu ülkeye göçmen olarak (yerleşme amacıyla) gelenler hangi yollarla gelirlerse gelsinler "sürekli yasama hakki" kazandıkları zaman kendilerini güvende hissetmekte ve ülkedeki sosyal haklardan sonuna kadar yararlanacakları ümidini taşımaktadırlar.

    Bu hakkin adi İngilizce “İndefinite” sınırsız sözcüğünden gelmektedir. “İndefinite leave to remain = sınırsız oturma hakkı” karşılığı olarak kullanılır. Birleşik Krallık yasaları, ülkeye herhangi bir nedenle yerleşenler için koşulları uygun gelmesi halinde önce sınırsız oturma hakkı tanımaktadır. Ve bu hak pasaporta vurulan bir damga ile meşrulaştırılmaktadır. Türkiye göçmenleri arasında bu kazanımın adı “oturum” olarak kullanılmaktadır. Göçmenlerin birbirlerine ilişkin yoğun bilgi edinme eğilimlerini işaret eden cümleler arasında en çok kullanılanları “Oturumu var mı?” “Oturumu geldi mi?” “ Oturumun yanar” gibi soru ve belirlemelerdir.

    Başlık 5.4 ‘te bu kazanıma ilişkin verilerin değerlendirilmesini göreceğiz.

    DEMOGRAFİK ANALİZ

    Bu bölümde araştırma kapsamında yüz yüze anket uygulanan kişilerin cinsiyet, yas, eğitim, medeni durumu, Türkiye'den geldikleri bölge (şehirler), İngiltere’ye geliş tarihleri, kimlik tanımı ve eğitim durumları, göç sonrası çocukların ve asların durumu alanlar incelenmesi ve araştırılması hedeflenmiştir.

    ÖRNEKLEMİN YAŞ, CİNSİYET VE MEDENİ DURUMU

    Örneklem grubuna katılanlardan anket formu değerlendirmeye alınmış olanların 529 kişisi Erkek, 271 kişisi kadındır. Böylece çalışmaya katılanların oranı %66 erkek, %34 kadın olarak saptanmıştır.

    Örneklemin genel olarak yas dağılımı 18-25 arası %21.3, 26-35 arası %47.5, 36-45 arası %23.3 ve 46 ve sonrası %8.8 dır. Araştırmaya katılan örneklem grubun yas ortalaması ise 30.9 dur. Saptanan verilerde de görüldüğü gibi yoğunlaşma 26-35 yas grubunda görülmektedir. Katılımcılar yasla ilgili soruları eksiksiz tamamlamışlardır.

    Araştırmaya katılanların- % 6.5’inin evli olmasına karşın, %31.9’un medeni durumu bekardır. Britanyadakı sosyal istatistiklerle karşılaştırıldığında(%35)?, Türkiyeli göçmenler arasında boşanma oranının %8 olarak görünüyor. Bir dıger benzer sonuçta resmi evlilik dışında birlikte yasayanların örneklemin ancak %3.1’ni oluşturabilmiş olmasıdır. Bu veriler ışığında Türkiyeli göçmenlerin aile formasyonları ve ilişkileri açısından, içinde bulundukları toplumla benzer sosyal oluşumları bu aşamada ortaya çıkarmadığı topluluğun oldukça muhafazakar yasadığı ve evlilik kurumuna sıkı sıkıya bağlı olduğu sonucuna ulaşmak mümkündür. Öte yandan, gelişmiş ülkelere yerleşmek isteyen göçmenlerin en çok başvurdukları yöntemin evlilik yoluyla olduğuna dair kanaat çok yaygındır. Oysa çalışmadaki evlilik ile ilgili istatistiklere baktığımıza Türkiyeli göçmenlerin İngilizlerle olan evliliklerinin oranı çok düşük görünüyor. Türkiyeli göçmenler arasındaki evliliklerin kendi kökenlerinden, hatta biraz daha ileri gidersek kendi kasabalarından olduğunu görmek oldukça kolaydır.

    Genel durum böyle olmakla beraber Türkiyeli göçmenler arasında çalışıyor yada ısıveren olmalarına karsın, kendilerine yapılan sosyal yardımların devamlılığını sağlamak maçıyla, resmi boşanma olmadan kurumlara yapılan başvurularda, eslerinden ayrı yasadıklarını deklere atmaları ve bu durumu kamufle etmek amacıyla günlük yaşamlarına ayrı yasıyormuş gibi düzenlemelere gitmeleri oldukça yaygındır.

    GELİŞ TARİHLERİ, ÇOCUKLU AİLELER VE EŞLERİN UYRUĞUTürkiye’de gelen kadın ve erkek göçmenlerin yıllara göre dağılımı ve yüzdeleri verilmiştir. Katılımcıların İngiltere’ye geliş tarihleri üç temel dönemde değerlendirmeye alınmıştır: göçmen sayısında çok az bir hareketliliğin görüldüğü 1988 ve daha öncesi; yoğun bir hareketlılıgın gozlendıgı 1989-95 dönemi ve İngiltere hükümetinin yoğun göç nedeniyle göçmen politikalarını sıklıkla gözden geçirdiği 1996 ve sonrası.

    Avrupa Birliği’ndeki diğer birçok ülkede göçmenlere yönelik geliştirilen yeni politikalar ve bu politikaların yasalar düzeyde yeniden şekillendirilmesi, 80 lı yıllara kadar jeografık konumundan dolayı bu konuda sıkıntı yasamayan Britanya adasını giderek yoğunlaşan bir mülteci akınıyla yüz yüze getirdi. yeni yasal düzenlemelerle özellikle Almanya ve Fransa gibi ülkeler bir yandan mültecilere ilişkin sosyal güvenlik haklarını kısarken dıger yandan İltica başvurularına ilişkin yasal prosedürü çabuklaştırarak sorunu çözmeye yöneldi.

    Avrupa da giderek sertleşen göçmen politikası, mültecilere tanınan sosyal hakların hemen hemen kendi vatandaşlarına tanıdığı haklarla eşit tutan İngiliz hükümetini oldukça güç durumda bıraktı. Çünkü, 80’lı yılların sonunda başlamak üzere göçmenler Batı Avrupa da kapanan kapıları zorlamaktansa, İngiltere gibi mülteci cenneti olan bir ülkeye gelmeyi tercih etmeye yöneldiler. Adaya yönelik bu yoğun yöneliş ister istemez İngiliz Hükümetini yeni önlemler almaya yöneltti.

    Alınan önlemlerin ilk başında Türkiye gibi ülkelerden gelen göçmenleri durdurmak amacıyla İngiliz hükümetinin vize uygulamasına geçmesi oldu. vize uygulaması sonrasında yoğunluğundan bir şey kaybetmeyen göçmen akısını durdurmak amacıyla İngiliz Hükümeti mültecilere ilişkin ilk kez 1993 te sosyal hakları düzenleme çabası içine girdi.. Fakat 1993 ki yasal düzenlemeler merkezi ve yerel hükümetler arasındaki ilişkilerin gerilmesiyle sonuçlandı. Sorunu gidermek amacıyla ikinci teşebbüs 1996 yılında uygulamaya konulan yeni yasalar seklinde ortaya çıktı. Zaten mülteci sorunu 90 lı yılların ikinci yarısından itibaren sıyası partilerin iç politikada birbirlerine karsı kullandıkları önemli bir politik silaha donuştu. Sıyası partiler oy kaygısıyla birbirinden daha radikal önlemleri programlarına almaları sonucu, Nisan 1990 da uygulamaya giren yeni yasalarla mültecilere tanınan haklarda köklü kısıtlamalara giderek Almanya ve Fransa’daki önlemlere benzer çözümler uygulamaya konuldu.

    Araştırmamız Britanya’ya Türkiye'den gelen göçmenlerin 1989 dan sonra yoğun bir hareketlilik kazandığı yönündeki gözlemlerimizi doğrulamıştır. Nitekim 1988 ve öncesinde gelenler, örneklemin ancak % 15.4’nu oluştururken, 1989’dan sonra gelenler örneklemin %84.6 gibi geniş bir çoğunluğu oluşturuyor. Yukarda değindiğimiz üç donem boyunca kadın ve erkek göçmenlerin yıllara dağılımı şöyledir: 1988 ve öncesi yıllarda gelmiş olan örneklemin %36.2 'i kadın, %63.8 'i ise erkektir; 1989-1995 arası gelmiş olan örneklemin % 38.3'ü kadın, % 62.7'i ise erkektir; 1996-2000 arası gelmiş olan örneklemin % 27.5'i kadın, % 72.5'i ise erkektir.

    Brıtanyanın Türkiye'ye karsı vize uygulamasına 1989 Haziranında başladığı göz önünde bulundurulduğunda, göçün 1989 sonrasında yoğunlaşması oldukça ilginçtir. araştırmanın ileriki bölümlerinde, bu durumun Türkiye'de 90 lı yıllardaki iç göç ve politik sorunlarla ilgisi olup olmadığını sınırlı da olsa irdelemeye çalışacağız. Örneklenin İngiltere’ye geliş tarihinizin kadın ve erkek nüfusa dağılımı ise genel dağılıma benzerlik göstermektedir.

    Ailelerin Türkiye’den Birleşik Krallığa birlikte yada ayrımı geldikleri, bu çalışmada açığa çıkarmaya çalıştığımız önemli sorulardan biridir. Bu amaçla örneklemin 401 katılımcısının verdiği yanıtlar tasnif edilmiştir.. Buna göre evli katılımcılarının % 20 ‘nın esleri 1988 ve öncesinde gelirken, bu oran 1989-95 yılları arasında gelenlerde %51.2 düzeyindedir. Saptamalara göre araştırmaya katılımcıların %39.8’i (180) 1988 ve öncesinde ve %36’de (163) 1989-95 yılları arasında evlendiklerini belirtmişlerdir. Aynı dönemlerde katılımcıların eslerinin İngiltere'ye gelme oranı %20.2 ve %51.2 ‘dır.Katılımcıların %45.1’nın 1989-95 yılları arasında Birleşik Krallığa gelmeleri ve 1989-95 yılları arasında evlenenlerin toplam sayısının 208 düzeyinde olması evli katılımcıların ya birlikte Türkiye’den ayrıldıkları yada İngiltere'ye gelişlerinden sonra evlendikleri sonucunu ortaya çıkarıyor. Fakat bulgular bizi 1988 ve öncesinde evlenenlerin İngiltere'ye birlikte gelmedikleri yönünde bir sonuca yöneltebilir. Nitekim, 1988 öncesinde evlenenler %39.8 oluştururken, 1988 ve öncesinde gelen eslerin oranı %20.2’dır.

    Gözlemlerimiz, Türkiyeli göçmenlerin İngiltere'ye gelirken aileleri ile birlikte geldiği , ayrı gelenlerin ise kısa bir sure içerisinde şebekeler aracılığıyla yüksek meblağlar ödeyerek eslerini bir iki yıl gibi bir zaman aralığında yanlarına aldıkları yönündedir. Nitekim araştırmayı yaptığımız tarihte ortaya çıkan sonuçlara göre eslerini getiremeyenlerin oranı %7.4’luk düşük bir oranı oluşturmaktadır. Evli olanların eslerinin % 7.4 'ü halen Türkiye'de bulunmaktadır.

    Yukarıdaki analız okuyucuyu Türkiyeli göçmenlerin sadece Türkiyelilerle evli oldukları gibi yanlış bir sonuca götürebilir. Bu bakımdan, yabancılarla olan evliliklerinde tespit edilmesi de gerekiyor. İstatistikler evli katılımcılar düzeyinde irdelendiğinde kadınların %92.3, erkeklerin ise %92.8 oranında Türkiyelilerle evli oldukları anlaşılıyor. Bu oran İngilizlerle olan evliliklerde kadınlar ıhın %7 ve erkeler ıhın de %4.6 düzeyinde olduğu görülüyor. İngilizlerle evli olan örneklemin grup oranı ise sadece %5.6 oranındadır. Genel toplam içerisinde İngilizler ve diğer yabancılarla gerçekleşen evlilikler % 7.2 lık düşük bir orana sahiptir.

    Katılımcılardan çocuk sahibi olanları örneklem grubunun % 57.2 nı oluşturmaktadır.

    Katılımcı ailelerin % 48.6 ‘nın çocukları Türkiye’de dogmasına karsın,%43’de İngiltere de doğduğunu tespit etmek mümkün. Türkiye’de çocuk sahibi olan ailelerin İngiltere’ye geldikten sonra yeni çocuk edinmelerinin oranı ise % 6.4 gibi düşük bir düzeydedir. Diğer Avrupa ülkelerinde çocuk edinen ailelerin oranı ise %2 gibi çok düşük bir orana tekabül atmaktadır.

    Çocukları Türkiye'de doğup İngiltere’ye sonradan gelenlerin yıllara göre oranları ise söyle dağılmıştır;

  • 1988 ve öncesi İngiltere’ye gelmiş olan çocukların oranı % 14.5
  • 1989- 1995 arasında İngiltere’ye gelmiş çocukların oranı % 51.4
  • 1996- 2000 arasında İngiltere’ye gelmiş çocukların oranı % 20 dır.
  • Çocukları halen İngiltere’ye gelememiş olan katılımcıların oranı ise %14.1 olarak elde edilmiştir.

    1989-1995 döneminde İngiltere'ye gelen çocuk oranının %51.4 olması, aynı donemde gelen göçmenlerin dıger dönemlere oranla daha yüksek olmasıyla bağlantılı bir sonuçtur. Bu sonucu destekleyen bir dıger veride evli olan katılımcıların % 51.2’nın eslerini 1989-95 arasında İngiltere’ye getirmiş olmalarıdır. Aynı korelasyonu diğer donemler arasında kurmakta mümkün. Nitekim, göçmenlerin ve evli katılımcıların eslerinin dıger dönemlerde İngiltere'ye gelme oranları , aynı donemler içerisinde çocuklarının Türkiye’den gelme oranları arasında bir paralılık görünüyor.

    Örneklemeden çocukları ana dilini bilenlerin oranı % 40.9 , ana dilini bilmeyenlerin oranı % 59.1 olarak tespit edilmiştir. Ancak bu sayının içinde çok küçük bebeklerin varlığı da dikkate alınırsa anadil konusundaki değerlendirmede bir yorumda bulunurken oldukça temkinli davranmamız gerektiğine dikkati çekmek gerekiyor. Bunun temel nadanı katılımcıların ilgili soruyu yanıtlarken konuşma cağına gelmeyen çocuklarını anadilini bilmiyor diye nitelendirme olasılığından kaynaklanıyor.

    Çocuğu anadilini bilmeyen katılımcıların % 99.6'si çocuğunu ana dilini öğrenmek için bir kursa göndermediğini belirtmiştir. Sadece %0.3 lük bir bölüm çocuğunun ana dilini öğrenmesi için kursa devamını sağlamıştır. Bu sonucun göçmenlerin bilinçli tercihine mı dayandığı, yoksa tesadüfü bir sonuç mu olduğu araştırılması gereken önemli bir dıger konudur.

    Öte yandan katılımcıların çocuklarının bildikleri dillere ait verdikleri cevaplar ise daha ilginçtir.

    Araştırmamızda çocuğunun Türkçe bildiğini söyleyenlerin oranı % 37.8, Kürtçe bildiğini söyleyenlerin oranı % 4.2, İngilizce bildiğini söyleyenlerin oranı % 51.2, diğer Avrupa dillerini bildiğini söyleyenlerin oranı ise % 6.5 olarak elde edilmiştir. Bu çalışmanın ileriki bölümlerde görüleceği gibi örneklemin %34’nun kendisini Kürt olarak tanımlamasına karsın, Kürtçe konuşabilen çocukların ancak %4.2’lık gibi bir düzeyde olması oldukça ilginçtir. Ortaya çıkan bu sonucun Türkiye karsılaştırması önemli bir dıger araştırma konusu olarak görülmelidir.

    4.4 ÖRNEKLEMİN TÜRKİYE’DEN GELDİĞİ BÖLGELER

    Katılımcıların Türkiye’den geldikleri yerlere ilişkin bulguları daha rahat tasnif edebilmek amacıyla bölgelere göre düzenledik.

    Araştırmaya katılan anket grubundan gelenleri geldikleri şehirlere göre tasnifini (1) kitabin sonunda grafik olarak belirteceğiz. Katılımcıların Türkiye’den geldikleri yerlere ilişkin bulguları daha rahat tasnif edebilmek amacıyla bölgelere göre düzenledik.

    Örneklemin % 31.5 Marmara Bölgesi'nden( şehirler: Adapazarı, Bursa, İstanbul, Kocaeli, Tekirdağ), % 4.1 Ege Bölgesi'nden ( şehirler: Denizli, İzmir, Kütahya, Uşak), % 20 İç Anadolu Bölgesi'nden ( şehirler: Aksaray, Ankara, Eskişehir, Kayseri, Kırşehir, Konya, Nevşehir, Sivas, Yozgat), % 6.8 Dogu Anadolu Bölgesi'nden ( şehirler: Ağrı, Bingöl, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Hakkari, Kars, Malatya, Tunceli), % 9.5 Akdeniz Bölgesi'nden ( şehirler: Antalya, Hatay, Kahramanmaraş, Mersin), % 3.4 Karadeniz Bölgesi'nden ( şehirler: Artvin, Bartın, Bolu, Gümüşhane, Ordu, Rize, Samsun, Trabzon) ve % 23.4 Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden ( şehirler: Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin) geldikleri saptanmıştır

    Örneklemeden Marmara Bölgesi'nden gelenlerin %37.3 kadın, %62.6 erkek, Ege Bölgesi'nden gelenlerin % 20.4 kadın %60.6 erkek, İç Anadolu Bölgesinden gelenlerin %33.7 kadın %66.2 erkek, Dogu Anadolu Bölgesi'nden gelenlerin % 25.9 kadın % 74 erkek, Akdeniz Bölgesinden gelenlerin %42.1 kadın %57.8 erkek, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden gelenlerin %25.6 kadın %74.3 erkektir. Katılımcıların cinsiyetlerine göre bölgelere dağılımı Dogu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri dışında oransal dağılımlarında bir paralılık görülüyor. Dogu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ise Erkek katılımcıların oranı dıger bölgelere göre çok daha yüksek görünmektedir. Bu sonucun iki bölgedeki politik ekonomik ve kültürel nedenlerden kaynaklanıp kaynaklanmadığı araştırılması gereken önemli bir konudur. 11 katılımcı geldiği bölgeye ilişkin soruyu cevapsız veya Türkiye’de hukuksal olarak kabul edilmemiş ‘Kürdistan’ bölge adını kullanarak cevap verdiği il bu bolümde istatistikti .bilgiler dışında bırakılmıştır.

    4.4 ÖRNEKLEMİN EĞİTİM DURUMU

    Araştırmanın amaçlarından biride Türkiyeli göçmenlerin eğitim formasyonlarıyla ilgili bulgular elde atmaktır. Bu alanla ilgili verileri tasnif ettiğimizde- örneklem grubunda İlkokul mezunlarının %32.5, Ortaokul mezunlarının %17.6, Lise mezunlarının %21.9, Meslek okulu mezunlarının %4, Üniversite mezunlarının %20.3, ve okumasız olanların oranı %3.7 olarak saptanmıştır. Eğitimle ilgili soruyu katılımcılardan 18’ı yanıtsız bırakmıştır..

    Katılımcıların eğitime ilişkin genel dağılımları dışında bu oranların kadın ve erkekler arasındaki dağılımında saptanmıştır. Buna göre kadın örneklem grubunun kendi içindeki eğitim dağılımı şöyledir.

  • Okuma ve yazması olmayan kadınların örneklem gruptaki kadın nüfusa oranı % 6.1,
  • İlkokul mezunu kadınların örneklem gruptaki kadın nüfusa oranı % 29.3,
  • Ortaokul mezunu kadınların örneklem gruptaki kadın nüfusa oranı % 13.3,
  • Lise mezunu kadınların örneklem gruptaki kadın nüfusa oranı % 23.2,
  • Meslek okulu mezunu kadınların örneklem gruptaki kadın nüfusa oranı % 3.8,
  • Ve Üniversite mezunu kadınların örneklem gruptaki kadın nüfusa oranı % 24.3 oranında bir dağılım göstermektedir.

    Erkek örneklem grubunun kendi içindeki eğitim dağılımı ise;

  • Okuma yazma bilmeyen erkeklerin örneklem gruptaki erkek nüfusa oranı % 2.5,
  • İlkokul mezunu erkeklerin örneklem gruptaki erkek nüfusa oranı % 34.1,
  • Ortaokul mezunu erkeklerin örneklem gruptaki erkek nüfusa oranı % 19.8,
  • Lise mezunu erkeklerin örneklem gruptaki erkek nüfusa oranı % 21.2,
  • Meslek okulu mezunu erkeklerin örneklem gruptaki erkek nüfusa oranı % 4.2,
  • Üniversite mezunu erkeklerin örneklem gruptaki erkek nüfusa oranı % 18.1’dır.

    Etnik tasnife göre eğitim bilgileri ise şöyledir:

    Kendisini Türkiyeli olarak ifade edenlerin;% 29.5 i ilkokul,% 17.8 i ortaokul, % 21.2 si Lise, % 2.7 si meslek okulu, % 23.3 ü üniversite mezunudur. Bu gruptan hiç eğitim almamış olanların oranı ise % 5.5 tur.

    Kendisini Türk olarak ifade edenlerin ; % 20 si ilkokul, % 18.6 sı ortaokul, % 25.6 sı lise, 5.8 si meslek okulu, % 27.3 ü üniversite mezunudur. Bu gruptan hiç eğitim almamış olanların oranı 2.3 tür.

    Kendisini Kürt olarak ifade edenlerin ;% 38 i ilkokul, % 14.7 si ortaokul, % 22.7 si lise, % 3.7 si meslek okulu, % 17.2 si üniversite mezunudur.Bu gruptan hiç eğitim almamış olanların oranı 3.7 dır.

    Kendisini Müslüman olarak ifade edenlerin; % 19 u ilkokul, % 14.3 ü ortaokul, % 28.6 si lise, % 14.3 meslek okulu, % 14.3 ü üniversite mezunudur. Bu grupta hiç eğitim almamış olan katılımcı bulunmamaktadır.

    Kendisini Türk-Müslüman olarak ifade edenlerin; % 32.4 ü ilkokul, % 5.4 ü ortaokul, % 2.7 si meslek okulu, % 21.6 si lise, % 37.8 i üniversite mezunudur.Bu grupta hiç eğitim almamış katılımcı bulunmamaktadır.

    Kendisini Kürt - Alevi olarak ifade edenlerin; % 44.6 sı ilkokul, % 19.6 sı ortaokul, % 15.2 si lise, % 14.1 i üniversite mezunudur. Bu grupta meslek okulu mezunu katılımcı bulunmamaktadır. Yine bu grupta hiç eğitim almamış katılımcıların oranı % 6.5 tır.

    Kendisini British olarak ifade edenlerin ;% 32.5 i ilkokul, % 12.5 i ortaokul, % 25 i lise % 15 i meslek okulu, % 10 u üniversite mezunudur.Bu grupta hiç eğitim almamış katılımcıların oranı % 5 tir.

    Aidiyetlere göre eğitim bilgileri derlendiğinde elde ettiğimiz sonuçlar eğitimle aidiyet arasında ki korelasyonun baklanının aksine olduğudur. Örneğin kendisini Müslüman olarak ifade ede katılımcılar arasında hiç eğitim almamış olanlar bulunmamaktadır.

    Hiç eğitim almamış olanların oranı en yüksek ( % 6,5 + % 3.7=) 10.2 ile Kürt ve Kürt Alevi katılımcılarda görülmektedir.

    En yüksek eğitim birimi olarak değerlendirmeye aldığımız üniversite mezunu olmak ise % 37.8 lik oranla en yüksek pay ile kendisini Müslüman hisseden katılımcılara aittir.

    Hem aralarında hiç eğitim almamış olanların bulunmaması hem de üniversite mezunu olmak payını en yüksek oranda tutmak kendisini Müslüman olarak hissedenlerin en eğitimli kesim olduğunu göstermektedir. Örneklenin genel payı içinde kendisini Müslüman hissedenlerin oranı % 7.7 gibi çok düşük bir pay içermesine rağmen dindarlıkla eğitim ilgisi arasında bir korelasyon kurmak çok mümkün görünmektedir. Belki de buna Türkiye’deki son on yıllık süreçte değerlendirmeye alınan Müslümanların eğitim alanında çok dikkat çekici ve başarılı ilgilerinin İngiltere’deki topluluğa böyle yansıdığını söylemek bile mümkün olabilir.

    5. KİMLİK ANALİZİ VE GÖÇ NEDENLERİ

    Bu bolümde göçmenlerin kendilerini nasıl tanımladıkları, İngiltere’ye geliş nedenleri, geliş yöntemleri, İngiliz ve diğer azınlıklarla olan ilişkileri ve içinde bulundukları yeni topluma entegre olup olmadıkları araştırılmıştır.

    5.1 KİMLİK TANIMI

    Bu araştırmaya başlamadan önce göçmenlerin Türkiye’deki siyasal ve sosyal tabloyu İngiltere’ye taşıyarak, Türkiye de one çıkaramadıkları ve kendilerini tanımlamada kullanamadıkları çok farklı üst kimliklerle ilişkiler geliştirmelerine ve bu ilişkiler paralelinde çok küçük birimler halinde örgütlülükler ortaya çıkarmalarına tanık olduk. Türkiyeli göçmenlerin aynı bölgelere yerleşmelerine rağmen kendi içlerinde ayrı gettolar oluşturmalarının kimlik tanımı ve siyasal tercihler arasında ortaya çıkan doğrudan bir ilişkiden kaynaklandığını, Türkiye’den farklı olarak acık demokrasilerde üst kimliklerini kullanabilmeleri ve bu kimliğe ilişkin değerleri büyük bir özlemle yaşamlarının her alanına herhangi bir sınırlamayla karsı karsıya kalmaksızın yansıtmaları, İngiliz toplumuna entegre olamama sorunuyla birleşince karsımıza kendisini nasıl tarif ederse etsin çok muhafazakar bir göçmenler topluluğu ortaya çıkardı.

    Türkiyeli göçmenlerle ilgili yaptığımız bu gözleme bu araştırma bir çok acıdan ışık tutmayı amaçlamaktadır. Kimlik sorunu 12 Eylül 1980 darbesinin askeri iplerinin gevşemesinden itibaren Türkiye kamuoyunun en ateşli tartışmalarına konu olmuştur ve geçen yirmi yıllık süre bu tartışmaları dindirmemiş, biçimlememiş ve bir uzlaşmaya varılmasına yeterli olmamıştır. Ayni kaos anket değerlendirmesinde edinilen bilgilere bakıldığında İngiltere’deki küçük Türkiye Mozaiğinde de görülmektedir. Anket soru formunun en geniş bölümünü kaplayan kimlik tarifine ilişkin sorulara verilen cevaplar kimi zaman 1999'da İngiltere’ye iltica etmiş bir Bingöllünün kendisini hemen British olarak hissetmesine yol açtığı gibi, 1974'ten bu yana İngiltere’de yasayan ve Türkiye'ye aradan geçen 26 yıllık zaman içinde sadece üç kere Türkiye'ye ve şehrine gidebilmiş olan bir başka Bingöllünün kendisini altını çizerek Türk ve Müslüman olarak tarif etmesine de yol açmaktadır.

    Anket formunda kimlik sorularına, cevaplayıcının isini kolaylaştırmak ve cevabi anlayabilmek açısından Türkiye mozaiğinde kullanılan bütün tarifler yerleştirilmiş, birden çok seçeneği seçebilecekleri belirtilmiş ve birbirini denetleyen bir kaç diğer soru ile birlikte cevaplayıcının kendisini tarif etmesinde elde edilebilecek en açık cevaplar elde edilmiştir, kanaatindeyiz.

    Kimi zaman katılımcılar tarafından seçeneklerde din ve mezhep tariflerinin birbirine alternatif gibi yerleştirilmesine tepki gösterilmiştir. Kimi zaman da tepki diğer uçta ve pozitif olarak yansımıştır. Ancak diğer sorular yerine kimlik sorularında katılımcının reaksiyon göstermesi kimlik meselesinin halen Türkiyeliler için çok dinamik ve süregelen bir tartışma konusu olduğunun ipuçlarını vermektedir.

    Kimlik tanımına ilişkin soruya katılımcıların %12.4 sı Alevi/Kürt, %0.3 Alevi/Türk, %21.2 Türk, % 4.6 ‘sı Türk/Müslüman, %18.2 sı Türkiyeli, %0.5 ı Kürt/ Müslüman, %13.6 sı Alevi, %0.1 ı British/Alevi, %0.2 sı British/Türk, %0.2 sı British/Kürt, % 3.9’u British, % 2.6 sı Müslüman, %20.5 Kürt ve %1.5 ı diğerleri seklinde cevap vermiştir.

    Yukardaki tablo yurttaşlık kavramını Türklükle özdeşleştiren ve bütün sosyal, siyasal ve hukuksal düzenlemelerini bu özdeşlemeye paralel tutan Türkiyedeki örtülü durumla karşılaştırmak mümkün değildir. Fakat resmi düzeyde Türkiye’de Türklük dışında kendisini tarif edemeyen kitlelerin acık demokrasilerde kendilerini bu denli çok yönlü tanımlamaları oldukça ilginçtir. Bu durumun sadece yurtdışı koşullarına mı özgü olduğu sorusu farlı araştırmalara konu olması gereken önemli bir sorudur?

    Kürtler ve Türkler örneklemin %33.5 ve %26.4’nu oluşturmaktadır. Alevi katılımcıların farklı kimlik tanımlamaları birleştirildiğinde örneklemin %26.4’u oluşturduklarını görmekteyiz. Bu anlamda göçmenlerin çok geniş bir çoğunluğunun Kürt, Türk veya Alevilerden oluştuğu ve uç ayrı güçlü kimlik tanımının göçmenler arasında ve İngiliz kurum ve kuruluşlarıyla olan ilişkilerde one çıktığı görülüyor. Bu uç gruba kendisini Müslüman olarak tanımlayan ve örneklemin %7.2’nı oluşturan dördüncü bir gurubu eklemek toplulukla ilgili daha net bir tablonun ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Nitekim Türkiyeli göçmenler arasında ortaya çıkan dernek örgütlenmelerinin dört parçalı boyutunu araştırmanın ortaya çıkardığı bu sonuca ilişkilendirmek mümkündür.

    Örneklemin sadece % 1.5 ‘in kendisini ‘diğerleri’ olarak tanımlaması ve bu oranın oldukça düşük olması kimlik tanımlamasıyla ilgili soru formatını detaylandırmakla doğru bir karar aldığımızı ortaya çıkardı.

    Kendisini tarife ilişkin cevaplar değerlendirildiğinde ortaya bir başka ilginç durum daha çıkmaktadır. Katılımcıların sadece %4.52 si kendisini içinde yaşadığı ülke ile ilişkilendirmiş ve British , British Alevi, British Kürt, British Türk şeklinde cevap vermiştir. Bu topluluğun İngiltere’ye entegre olma durumunu en iyi ifade eden tablodur. Üstelik daha sonraki bilgilerde karşılaşacağımız “Ülkenize geri dönmeyi düşünüyor musunuz?” sorusuna “hiç bir zaman” cevabını verenlerin % 75.1 oranında olduğu göz önüne alınırsa İngiltere’de hayatının sonuna kadar kalmakta kararlı olanların öte yandan kendilerini bu ülkeye ait hissetmediklerini de yakalamış olmaktayız.

    5.2 İNGİLTERE’YE GELİŞ NEDENLERİ

    Araştırmaya başlamadan önce, İngiltere’ye göçün siyasal nedenlerden kaynaklandığına dair görüşümüz kesin gibi görünüyordu. araştırmanın sonuçları bu on yargının doğru olmadığını, sorunun bir çok nedenden kaynaklandığı ve zaman zaman sıyası ve ekonomik nedenleri birbirinden ayırmanın ne kadar güç olduğu gerçeğini bize kavrattı. Bu tartışma sadece İngiltere de bulunan bütün göçmenlere ve özellikle İngiltere’ye sıyası nedenlerle iltica eden gruplara yönelik olarak İngiliz hükümetini ve kamuoyunu çok uzun zamandır meşgul etmektedir. araştırmanın bu bölümünün konuyla ilgili tartışmalara en azından Türkiyeli göçmenler acısından bir açıklık getirecegini umarız.

    Türkiyeli göçmenlerin %61.4 ‘nün ekonomik nedenlerden, %23.2’nın Türkiyedeki siyasal baskıdan ve % 15.4’nun diğer nedenlerden kaynaklı (ailesine kavuşmak, sağlık...) İngiltere’ye geldigini ortaya koyuyor. İngiltere’ye gelış nedenlerinin kadın ve erkek göçmenler arasında çok ciddi farklılıklar taşıdığını yine yukardaki tablo aracılığıyla saptamak mümkün görünüyor. Nitekim erkeklerin %59.5’ne karsın kadınların sadece %35.5’i ekonomik nedenlerden kaynaklı İngiltere’ye geldiği görülüyor. Diğer yandan iki guruptan siyasal nedenleri one çıkaran oranları %25.1 ve 26.2 lik çok yakın oranlara sahiptir. Bu soruya ‘diğerleri’ seklinde cevap veren kadınların oranının -%25.1- erkeklerinkinden -%14.3- çok daha yüksek olması, kanaatimizce katılımcıların evlilik oranına ve eslerin İngiltere’ye geliş tarihlerine bağlantılı bir sonuç olduğu bir önceki bolümdeki verilerle tespit etmek mümkündür.

    Araştırma katılımcıların ağırlıklı olarak ekonomik nedenlerden kaynaklı Türkiye’den İngiltere’ye göçe zorlandıkları sonucunu ortaya çıkarmasına rağmen, yukarda da değindiğimiz gibi ekonomik ve siyasal nedenleri bu araştırmanın kapsamı dahilinde birbirinden kopuk düşünmek bizleri yanlış sonuçlara yöneltebilir. Örneğin bu değerlendirmeyi katılımcıların Türkiye’den geldiği bölgelere göre açığa çıkan dağılımına ilişkin yaptığımızda Dogu ve Güney Dogu Anadolu bölgesinde gerek doğrudan İngiltere’ye göç edenlerin, gerekse iç göç sonrasında Türkiye’deki metropollerden İngiltere’ye gelenlerin oranının %30 ların çok üstünde olduğunu görüyoruz. Bu oranın yüksek olması ilgili bölgelerdeki ekonomik ve siyasal gerekçelerden kaynaklandığı acıktır. Fakat bu açıklılığa rağmen bölgeye ilişkin ekonomik ve siyasal sorunları birbirinden bağımsız sorunlar düzeyinde düşünmek mümkün görünmüyor. İngiliz hükümeti de özellikle iltica yoluyla İngiltere’ye gelenleri kimi zaman ekonomik göçmenler olarak nitelemesine rağmen, sorunun politik boyutunu ekonomiden soyutlayamadığı ıhın yapılan talepleri reddetme noktasında ciddi sıkıntıyla karsı karsıya kalmaktadır. Bu işleyisi özellikle mahkeme savunmalarında ayrıntılı bir sakilde görmek mümkündür.

    5.3 KİMLİK TANIMI VE GELİŞ NEDENLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİ

    Bu genel değerlendirmenin dışında kimlik tanımı ve geliş nedenleri arasında doğrudan yada dolaylı bir ilişkinin olup olmadıgınıda tespit etmemiz gerekiyor.

    İngiltere'ye geliş amaçları üst kimliklerle ilişkilendirildiğinde elde edilen bilgiler şöyledir:

    Kendisini Türk hissedenlerin % 80 i ekonomik amaçlı, % 2.9 u siyasi amaçlı % 17 si diğer amaçlarla gelmişlerdir.

    Kendisini Kürt hissedenlerin % 45 i ekonomik amaçlı % 47.2 si siyasi amaçlı % 7.4 ü diğer amaçlarla gelmişlerdir.

    Kendisini Müslüman hissedenlerin %66.6 i ekonomik amaçlı,4.7i sıyası amaçlı, %28.5 sı dıger amaçlarla gelmişlerdir.

    Kendisini Alevi hissedenlerin % 65.5 i ekonomik amaçlı % 20 si siyasi amaçlı % 14.5 i diğer amaçlarla gelmişlerdir.

    Kendisini Alevi - Kürt hissedenlerin % 38.9 u ekonomik amaçlı % 50 si siyasi amaçlı % 11.1 i diğer amaçlarla gelmişlerdir.

    Kendisini British hissedenlerin %67.7 si ekonomik amaçlı , % 12.9 u siyasi amaçlı, % 19.3 ü diğer amaçlarla gelmişlerdir.

    Yukarıdaki bilgiler karşılaştırıldığında sıyası nedenlerden kaynaklı İngiltere’ye gelen gruplar içerisinde kendisini Kürt ve Kürt/Alevi olarak tanımlayanların oranları %47.2 ve % 50 olarak ilk sırada yer almaktadır. Bu oranlar dıger guruplarla karşılaştırıldığında oldukça yüksektir.

    Diğer yandan ekonomik nedenlerden kaynaklı İngiltere’ye gelen gruplar arsında kendisini Türk, Alevi ve Müslüman olarak tanımlayanların oranları %80, %67.7, %65.5 olarak en önde gelmektedir.

    5.4 İNGİLTERE’DE KALMA STATÜSÜ

    Oturum’a sahip olmak Britanya’da göçmenler açısından en önemli sosyal statü olarak görülmektedir. İngiltere’de yaşama hakkını yasal olarak kazanmış olmak, resmi kurumlar karşısında var olabilme hakkını beraberinde getirdiğinden, oturuma sahip olan göçmen sosyal refah devleti anlayışının bütün yardımlarını alabilme hakkı da kazanmaktadır. Göçmenler mülteci olarak yaşadığı yıllar sırasında da çeşitli sosyal yardım haklarını kullanabiliyor olmalarına rağmen, oturumla gelen ekonomik haklar, göçmenin geldiği ülke ile kıyaslandığında mucizevi görünmektedir. Oturum hakki edindikten sonra kazanılan hakların en başında konut edinme hakki gelmektedir ve bu araştırma sonuçlarına göre araştırmaya katılan deneklerin yüzde elli dokuzu kamu evlerinde oturmaktadırlar. Oturum sahibi olmak Britanyalı olmanın bir önceki aşamasıdır.

    Oturumu önemli kılan ikinci sonuç oturum hakkına sahip olunduğunda gelinen ülkeye rahatça girip çıkabilme hakkını elde edilmesidir. Oturum alma hakki seyahat edebilme (geldiği ülkeye yeniden gidebilme imkanı) hakkini kazanmak olarak algılamaktadır. Burada seyahat kavramını da bir küçük değinmede bulunmak isteriz. Anket formunda böyle bir soru bulunmamış olmasına rağmen seyahat edebilme hakkı olan Türkiyeli topluluğun Türkiye dışında ki ülkeler gitme eğilimi yaygın görünmemektedir.

    Britanya’da göçmenlerin oturuma verdikleri önem ve oturumdan sonra eski ülkeye dönme davranışı, son on yıldır Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasında sık sık yaşanan çifte vatandaşlık krizlerinin arka bahçesini oluşturmaktadır. Yine güçlü bir gözleme dayalı olarak göçmenlerin oturum hakkı kazandıktan sonra Türkiye konsolosluklarına başvurarak Türkiye’de askerlikle ilgili bir uygulama olan, Yurtdışında yaşayan vatandaşlarına belirlenen döviz karşılığı çok kısa süreli askerlik yaptırma seçeneğini kullandıkları görülmektedir. Burada görünen çelişki, göçmenlerin bir kısmının iltica başvurusunda bulunurken “kendi etnik kimliklerine karşı bir savaş yürüten Türk ordusunda askerlik yapamayacaklarını” belirtmiş olmaları iken, öte yandan Britanya’da serbestçe yaşayabilme hakkını kazanır kazanmaz döviz karşılığı kısa süreli askerlik yapma başvurusunda bulunuyor olmalarıdır.

    Oturumu önemli kılan üçüncü sonuç Britanya’ya yasal evlilikle yeni bir “hemşeri” “akraba” veya “eş ve çocuklarını “ getirebilme hakkını kazanmış olmaktır. Uzunca süre parçalanmış aile olarak yaşayan göçmenlerin eğer Türkiye’de eş ve çocukları varsa onları yanlarına alabilme hakkı oturumu inanılmaz değerli kılmaktadır.

    Çalışmada edinilen bilgilere göre evli katılımcıların % 7.4 ünün eşi henüz Britanya’ya gelememiştir.

    Çalışmada edinilen bilgilere göre evli ve çocuklu katılımcıların % 14.09 unun çocukları henüz Britanya’ya gelememiştir.

    Muhtemelen bu oranlar oturumla ilgili süreçlerini tamamlamayı beklemektedirler. Ancak bu formel durumun dışında da, göçmenlerden oturumlu genç erkekler ve genç kızlar çok değerlidir. Bu nedenle gelinen ülkedeki evlilikler için oturumlu gençler daha çok ilgilidirler ve “anavatanlarından kızlarla başı bağlanan gençlerin” “Britanya’nın dejenerasyonundan korunabileceği “ kanaati yaygındır.

    Sonuç olarak bir British_Maraş deyişi olarak; “ Evlenmek için oturumu olan bir kız yada erkek çok değerlidir ama British pasaportu olana paha biçilmez."

    Oturum kavramına ilişkin yukarıdaki açıklama sonrasında araştırmanın konuyla ilgili bulgularını yorumlamamız daha sağlıklı olacaktır.

    Örneklemin İngiltere de kalma statüsü %27.9 u British, % 4.5 i kacak, %40 i oturma müsaadeli, %25.8'i mülteci ve %1.8 i diğerleri olarak saptanmıştır. Bu soruyu 8 katılımcı yanıtlamamıştır.

    Bu veriler karşılaştırıldığında karsımıza ilginç bir durum çıkmaktadır. Tablonun birinci bölümünde 538 katılımcının (221+317+ İngiltere de yerleşme hakkını kazandığını görüyoruz. Tablonun ikinci bölümünde ise İngiltere de kalma hakkını kazandığı tarihle ilgili soruya sadece 427 (168+259) katılımcı yanıtlamıştır. araştırmanın iki sorusuna verilen yanıtlar arasından farklılık, katılımcıların bir çoğunun İngiltere'deki yasal statülerini çok iyi kavramadıkları yönünde bir sonucu ortaya çıkarabilir. Fakat göçmenlerin oturumlarına ilişkin konulara yoğun ilgisi ve bilgisi böylesi bir yorumu ve sonucu çelişkili bir durumda bırakıyor. Bu anlamda verilen yanıtlar arasından farklılığın daha net ve kabul görür bir açıklamasını bulmamız gerekiyor. birinci soruda kacak olduğunu açıklamak istemeyen bazı katılımcıların kendilerinin oturma müsaadeli oldukları yönünde verdikleri yanıltıcı cevapların doğruluğunu ikinci bir soruyla kontrol etmeyi amaçladık. Örneklemin sadece % 4.5 kacak durumdadır. Gözlemlerimiz Türkiyeli göçmenler arasında, İngiltere de kacak kalanların oranının daha yüksek olduğu yönündedir. iki soruya yönelik verilen yanıtlar arasındaki farklılıkta bundan kaynaklandığı düşüncesi bu yüzden daha rasyonel görünüyor. Bu varsayımdan hareket etmemiz durumunda, İngiltere de kacak kalan Türkiyeli göçmenlerin ((538-427)= 111) % 18.4 (111+36) oranında olma ihtimali oldukça yüksektir.

    İngiltere’de yerleşme hakki edinmiş oranın %9.6 si bu hakki 1988 ve öncesinde, %41.5'i 1989- 1995 yılları arasında, % 48.9'u 1996-2000 yılları arasında elde etmiştir.Diğer yandan İngiltere’de yasal yerleşme hakki elde eden katılımcıların % 39.3 ü kadın % 60.7'si erkektir. Elde edilen bu oranlarla katılımcıların İngiltere’ye geliş tarihleri arasında doğru orantılı bir korelasyon görülüyor.

    5.5. İNGİLTERE’YE GELİŞ YÖNTEMLERİ

    Araştırmada cevabı aranan önemli sorulardan biride, katılımcıların İngiltere’ye hangi bağlantılarla/yöntemlerle geldiklerinin saptanmasına ılıksındır. Bu soruya ilişkin karsımıza çıkan ve göçmenler arasında en yaygı kullanılan kavram ‘şebeke’ kavramıdır. Bu anlamda şebeke veya şebekelerle ilgili gözlemlerimizin araştırma sonrasında ortaya çıkan bulguların doğru yorumlaması ıhın önemli olduğu düşüncesindeyiz.

    Genel kanaatin aksine Britanya’da şebeke iki ayrı karakterde oluşmaktadır. Birinci organizasyon biçiminde daha profesyonel ve daha uluslararası bir hüviyet görmekteyiz. Polis kayıtlarına Türklerin, Kürtlerin, İtalyanların,Fransızların, İngilizlerin ve Asyalıların içinde bulunduğu ancak yönetimin Türkiyelilerin elinde olduğu orta çaplı kaçak getirme organizasyonlarını görmekteyiz.

    Çoğu ailelerin kendi başına şebeke olduğu örgütlenmeler ise daha ilginç özellikler göstermektedirler. Genellikle aileler kendi durumlarını hukuki güvenceye aldıktan sonra , akrabalık ve hemşerilik ilişkilerinin derecesine göre, Türkiye’de kalanları getirmektedirler. Bunu yaparken vize kuralları son derece sıkı olduğu için uygun durumlarda evlilik yolunu, evlilik koşullarına uygun olmaya durumlarda da illegal yollarla akraba veya hemşerilerini getirme yolunu seçmektedirler. İllegal yollardan kastedilen yelpaze çok geniştir. Aile şebekeleri genellikle sahte pasaport gibi son derece riskli ve organize suç teknikleri arasına giren yolları kullanmamaktadırlar. Gerçek pasaportlara sahte vizeler basarak, gerçek British pasaportlarını kullanarak kaçak getirmek bu yollardan birisidir. Bunun dışında TIRlarla veya teknelere kaçak bindirmek aile şirketlerinin en çok kullandığı yöntemlerdir. Ancak bu yolculuklar çoğunlukla çok uzun bir zaman dilimini kapsamaktadır. Yolculuk iki dönem olarak tasarlanmaktadır. Önce Türkiye’den herhangi bir ülkeye çıkabilmek, sonra Britanya’ya gelebilmek.... Bu nedenle İngiltere’ye gelebilmek için aylarca Fransa da, İtalya da Kolombiya’da, Rusya’da, Macaristan’da veya Ukrayna’da bekleyen göçmen adayların sayısı hiçte azımsanacak gibi değildir. Britanya’da yaşayan aileler göçmen akraba veya hemşerilerini bekledikleri geçiş ülkelerinde de mali olarak desteklemektedirler.

    Araştırma sonrasında elde ettiğimiz bilgilere göre örneklemin % 4.5'i akraba daveti, % 10.7'si evlilik, % 17.7'si İngiltere Hükümetinin bilgisi ve onayı ile (vize), % 9.2'si olarak, % 4.6'si cevap formunda açıklamadığı "diğer" yollarla ve %50.3 sı şebeke yoluyla İngiltere’ye gelmiştir.

    Ancak bu bölümde çarpıcı olan katılımcıların örneklemin nerdeyse yarısını asan %50.3 lük bir oranla İngiltere’ye yasa dışı yollardan yani "şebeke" ile geldiğidir. Belirgin olan diğer bir durum ise şebekeyle gelen göçmenlerin iltica ederek İngiltere de yasal yollardan yerleşme hakkı elde etmesidir.

    İngiltere’ye geliş yöntemlerinden en etkin ikinci yol ise evliliktir. Tabloda evlilik yoluyla İngiltere’ye gelenlerin oranının % 10.7 olarak saptanmış olması bizi bu konuda yanılgıya sürükleyebilir. Katılımcıların geniş bir kesimi Türkiye’de evlendikten sonra yasal yollardan vize edinerek gelmiştir. Dolayısıyla vize ile geldiklerini deklere eden katılımcıların önemli bir bolumu yine evlilik yoluyla İngiltere’ye gelmiştir.

    6. SOSYAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ

    Bu bolümde göçmenlerin değişime uğrayıp uğramadıkları, içinde yasadıkları İngiliz Toplumuna kendilerini ilişkilendirme düzeyleri, sosyal ihtiyaçlarını giderme noktasında geliştirdikleri ilişkileri ve uğraşıları irdeleyerek, sosyal entegrasyona uğrayıp uğramadıklarını saptamaya çalıştık.

    6.1 SOSYAL ENTEGRASYON

    Sosyal entegrasyonla ilgili saptamaya çalıştığımız ilk alan, Türkiyeli göçmenlerin İngiltere de değişime uğrayıp uğramadıklarını yönlendirici olmayan sorularla tespit etmeye çalışmamız oldu. Bu amaçla İngiltere de degişip değişmediklerine yönelik sorumuza katılımcılardan

    % 43.5 i hayır, % 56.5 i evet cevabını vermiştir. Bu cevaplar cinsiyetle ilişkilendirildiğinde kadınlar arasında değiştiğini ifade eden katılımcıların oranı % 50.2 iken, erkekler arsında değiştigini ifade eden katılımcıların oranı %40.1 dır. Aynı ilişkilendirme düzeyinde değişmediğini belirten kadın ve erkek oranları ise %49.8 ve %59.9 dur.

    Öte yandan katılımcılar bir başka soruda Türkiye’ye gitme isteklerine ait bir soruya verdikleri yanıtlarda Türkiye’ye istediği zaman gidebilecek durumda olanların oranı % 42.9, Türkiye’ye gitmeyi çok istediği halde gidemeyenlerin oranı % 33.7, kendisini İngiltere’ye ait hisseden ve Türkiye’ye ziyaret amaçlı bile gitmek istemeyenlerin oranı ise % 23.4 tür. Oysa bir önceki bolümde kimlik analizine yönelik soruya örneklemin sadece % 4.5 i kendisini içinde yaşadığı toplumla ilişkilendirmiş ve Kürt, Türk, Alevi, Müslüman gibi kimlik tanımlamasını British olmakla yan yana kullanmıştır. Türkiye’ye istediği zaman gidebilenler ve Türkiye’ye gitmeyi çok isteyipte gidemiyenlere ilişkin iki oranı topladığımızda Türkiye ile ilişkilerini canlı tutanların oranının % 76.6 olduğunu görüyoruz. Bu karşıtlık Türkiyeli göçmenlerin İngiltere’ye entegre olma durumunu en iyi tanımlayan göstergelerden biridir.

    Kadın ve erkek katılımcıları iki ayrı örneklem düzeyinde karsılaştırdığımızda Türkiye’ye gitmek isteyen kadınların ve erkeklerin oranları %49 ve %39.8 dır.Yukarıdaki tabloda Türkiye’ye istediği zaman gidebildiğini deklere eden kadın katılımcıların oranının erkeklerle karşılaştırıldığında daha yüksek olmasının en belirgin nadanı, iltica taleplerinin erkekler adına yapılması ve kadınların bu başvurularda sadece hane halkı olarak görülmelerinden kaynaklıdır. Nitekim iltica başvuruları olumlu sonuçlananlar İngiltere de süresiz yerleşme hakkını kazanamadan Türkiye’ye dönmelerinin olanağı yokken, doğrudan iltica başvurusunda bulunmayan ve eslerinden dolayı İngiltere de geçici yerleşme hakkı elde eden kadınlar istedikleri zaman Türkiye’ye gidebilmekte ve bu konuda herhangi bir yasal engelle karsılaşmamaktadır.

    Bir diğer ilginç nokta kadınların erkeklere oranla daha kolay entegre olduklarına ve uyum sorununu daha az yaşadıklarına ait bilgilerdir. Kadın ve erkek katılımcılardan Türkiye’ye gitmeyi çok istediği halde gidemiyenlerin oranları %22.6 ve 33.7 dır. Aynı şekilde iki örneklem gurubunda Türkiye’ye hiç bir zaman gitmek istemeyen ve kendisini İngiltere’ye ait hisseden kadın ve erkeklerin oranları ise %28.3 ve 23.4 tur.

    Bu bilgiler irdelendiğinde, kadınların İngiltere ile ilişkilerinin erkeklere oranla daha sıcak ve yakın olduğu anlaşılmaktadır. Belki burada başka bir araştırmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Cinsiyete göre entegrasyon sorunu ele alındığında, gelinen ülkedeki kadın durumu ve yasal ve informal hakları ele alındığında kadınların entegrasyonuna ilişkin yorumlar daha anlaşılabilir hale gelecektir.

    Bu bilgiler bize katılımcıların ve özellikle erkek katılımcıların kendilerini yeni toplumla ilişkilendirmekte güçlük çektiklerini, öte yandan gelinen ülkeye de dönmek istemediklerini ve kimlik tanımı açısından zorluk çektiklerini göstermektedir.

    7.2 ETNİK İLİŞKİLER

    Katılımcıların kendilerini yakın ve uzak hissettikleri kültürler hakkında verdikleri cevaplar değerlendirmeye alındığında topluluğun kapalılık oranı hakkında daha fazla ipuçları elde etmekteyiz.

    Katılımcılar sosyal ilişkileri düzeyinde kendilerine en yakın buldukları gurubun hangisi olduğuna yönelik soruya verdikleri yanıtlarda, %3.9 u Afrikalıları,% 3.9 u Afrikalılar, % 1 i Hintlileri,% 30.1 i, İngilizleri,% 17.3 ü Müslümanları,% 21.5 i Yunanlıları kendilerini yakın hissetmektedirler. Örneklemeden % 26.3 lük bir oran kendisini hiç bir topluluğu yakın hissetmediğini ifade etmişlerdir.

    Yukarıdaki veriler ışığında Türkiyeli göçmenlerin İngilizlerden sonra kendilerini en yakın buldukları azınlık Yunanlı göçmenlerdir. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler göz önünde bulundurulduğunda ortaya çıkan bu tablo oldukça olumludur.

    İlginç olan katılımcıların İngilterede azınlıkların genis bir çoğunluğunu oluşturan Afrika ve Hint kökenli azınlıklarla olan ilişkilerindeki sosyal tutumdur. Türkiyeli göçmenler kendileriyle aynı koşulları paylasan siyah ırktan insanları kendilerine yakın görmemekte ve kendilerini bu guruplarla ilişkilendirmede kaçınmaktadır.

    Bir önceki tablodaki verilere göre yorum yap

    İngilizlere yakın hissetmek örneklemede çok yüksek bir değer vermesine rağmen “kimlerle ilişki içindesiniz” sorusuna verilen cevaplardan anlaşıldığına göre katılımcıların İngilizlerle ilişkisi yok denecek kadar azdır. Bu sempatinin aslında bire bir ilişkilerden değil, atfedilen değerden kaynaklandığı görülmektedir. Örnekleme kendilerine en uzak hissetikleri guruplara yönelik soruya da katılımcıların % 32 i Afrikalılar, % 8.4 ü Hintlileri, % 10.5 i İngilizleri, % 9 u Müslümanları ve, % 5 i Yunanlıları kendisini uzak hissetmektedir.Örneklemeden % 24.3 kendisini hiç bir topluluğa uzak hissetmediğini ifade etmiştir.

    Burada dikkat çeken bilgi Afrikalılara olan uzaklığın belirleyici bir oranda olmasıdır. Anket çalışması sırasında pek çok katılımcı siyah topluluğu suç grubu gibi algıladığını bu nedenle kendilerini onlara uzak hissettiklerini sözlü olarak ve kimi zaman anket formuna not düşerek ifade etmişlerdir. Yapılan belirlemeleri yukardaki verilerle ilişkilendirdığimizde, Avrupadaki yasal tanımlar içinde Türkiyeli göçmenler arasında ırkçı eğilimler taşıyan katılımcıların oranının yüksek olduğu görülecektir.n

    Kendini yakın ve uzak hissetme normunu örneklemin etnik yapısı içinde yeniden değerlendirdiğimizde ortaya kapalı topluma ilişkin yeni sonuçlar çıkmaktadır.

    Kendisini Türk olarak tarif edenlerin % 5.2 si Afrikalıları, % 1.2 si Hintlileri, % 32.4 ü İngilizleri, % 24.9 u Müslümanları, % 32.2 si Yunanlıları kendisine yakın hissetmektedir.Türklerin % 13.3 ü kendisini hiç bir topluluğa yakın hissetmemektedir.

    Kendisini alevi olarak tarif edenlerin %6.3 ü Afrikalıları, %1.8 i Hintlileri, % 45 i İngilizleri, % 9 u Müslümanları, % 13.5 i Yunanlıları kendisine yakın hissetmektedir.Bu grubun 24.3 ü kendisini hiç bir topluluğu yakın hissetmemektedir.

    Kendisini Müslüman olarak tarif edenlerin % 42.9 u İngilizleri, % 38 i Müslümanları, % 4.8 i Yunanlıları kendisine yakın hissetmektedir. Bu guruptaki katılımcıların %3 kendisini ilişkide bulunduğu diğer etnik gurupların hiçbirine yakın görmemektedir.

    Kendisini Kürt olarak tarif edenlerin % 4.9 ü Afrikalıları, % 1.2 si Hintlileri, % 29.4 ü İngilizleri, % 6.1 i Müslümanları, % 20.9 u Yunanlıları kendisine yakın hissetmektedir. Bu grubun % 37.4 ü kendisini hiç bir topluluğa yakın hissetmemektedir.

    Kendisini Kürt Alevi olarak ifade edenlerin % 6.5 i Afrikalıları, % 1 i Hintlileri, % 28.5 i İngilizleri, % 16.3 ü Müslümanları, % 17.4 ü Yunanlıları kendisine yakın hissetmektedir. Bu grubun % 30.4 ü hiç bir gruba ilgi duymadığını ifade etmişlerdir.

    Burada bir gözlemi daha not etmekte yarar görüyoruz. Kendisini Kürt ve Kürt Alevi olarak ifade eden katılımcıların anket formlarında çoğunlukla “Kürtlerin Kürtlerden başka dostu olamaz” ibaresi sıkça yer almıştır. Türkiye çok yaygın bir ideoloji olan ve Ulusal paranoyaya temel teşkil eden “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur” simgesinin Kürt göçmenler tarafından kuvvetle benimsenmiş olması Kürtlerin sosyal ve politik bilincinin simetrik bir yansıması olarak algılanabilir.

    Kendisini British olarak ifade edenlerin % 3.2 si Afrikalıları, % 9.7 si İngilizleri, % 6.5 i Müslümanlar, % 58 i Yunanlıları kendisine yakın hissetmektedirler.Bu gruptan hiç kimse kendisini Hintlilere yakın hissettiğine ait olan cevap seçeneğini kullanmamıştır. Ayrıca bu grubun % 22.5 i kendisini hiç bir topluluğa yakın hissetmediğini ifade etmiştir.

    Kendini diğer topluluklara uzak hissetme normunu örneklemin etnik yapısı içinde bu esas ile analiz ettiğimizde çıkan sonuçlar görüldüğü gibi, topluluğun kapalı yapısını bir başka biçimde doğrulamaktadır.

    Kendisini Türk olarak tarif edenlerin % 31.5 i Afrikalıları, % 11.2 si Hintlileri, % 16.5 i İngilizleri, % 4.1 i Müslümanları, % 7.6 sı Yunanlılara kendisini uzak hissetmektedir.Bu grubun % 29.4 ü guruplar arasında ayırım yapmadığını belirtmistir.

    Kendisini Alevi olarak tarif edenlerin % 42 si Afrikalıları, % 7.5 Hintlileri, % 6.5 u İngilizleri % 16.8 i Müslümanları, % 1.9 u Yunanlılara kendilerini uzak hissetmektedirler. Bu grubun % 25.2 si etnik guruplar arasında ayırım yapmadığını belirtmiştir..

    Kendisini Kürt olarak tarif edenlerin % 27 si Afrikalıları, % 6.1 i Hintlileri % 6.1 i İngilizleri , % 15.3 ü Müslümanları ve % 4.3 ü Yunanlılara kendilerini uzak hissetmektedirler. Bu grubun % 41.1 oranı guruplar arasında ayırım yapmadığını belirtmiştir.

    Kendisini Kürt Alevi olarak ifade edenlerin % 38.2 si Afrikalıları, % 8.9 u Hintlileri, % 8.9 u İngilizleri, % 10.1 i Müslümanları, % 1.1 i Yunanlılara kendisini uzak hissetmektedirler. Bu grubun % 32.6 sı etnik guruplar arasında ayırım yapmadığını belirtmiştir.

    Kendisini Müslüman olarak tarif edenlerin% 45.5 i Afrikalıları, % 9 u Hintlileri, % 4,5 u İngilizleri, % 9 u Müslümanları, % 4,5 u Yunanlılara kendisini uzak hissetmektedir. Bu grubun % 27.3 etnik guruplar arasında ayırım yapmadığını belirtmiştir.

    Kendisini British olarak tarif edenlerin% 38.7 si Afrikalıları, % 6.5 i Hintlileri, % 3.2 si İngilizleri, % 3.2 si Müslümanları, % 3.2 si Yunanlılara kendisini uzak hissetmektedir. Bu grubun 48.4 etnik gruplar arasında ayırım yapmadığını belirtmiştir.

    Bu bölümü Türkiyeli topluluk arasında çok sık kullanılan bir şaka ile kapatmak istiyoruz. “ Şu Siyahlarla Hintliler olmasa, biz bu adada İngilizlerle ne güzel yaşardık”

    6.3 SOSYAL HAYAT

    Göçmenlerin içine kapalı muhafazakar bir getto olarak yaşadıkları İngiltere’de yaşayan Türkiyeli topluluğu gözlemleyen araştırmacılar tarafından sıkça dile getirilmiştir. Elimizdeki çalışmanın bilgileri bu gözlemi teyit etmektedir.

    Katılımcıların % 76.1 i nin İngiltere’de yakın akrabaları bulunmaktadır. Örneklemeden akrabası bulunmayanların oranı sadece % 23.9 dur. Görülüyor ki sosyal yapıyı temellen diren ana ilişki biçimi akrabalıktır.

    Birincil akrabalık ilişkilerinin yoğunluğu Türkiyeli göçmenler arasında “bütün köy burada” ifadesini geliştirmiştir. Türkiye de büyük kentlerde giderek azalan ve çekirdek aile ilişkilerine dönüşen akrabalık örgüsü İngiltere’de daha muhafazakar bir yapı göstermektedir. Evliliklerden, sünnet düğünlerine, piknik şölenlerinden bayramlara kadar pek çok ritüel birincil ilişkileri muhafazakar ve kapalı bir yapıda tutmaktadır.

    İlginç vakalardan birisi 1989 yılında gelen göçmenler topluluğu arasında bir köyün gerçekten topluca ve eksiksiz olarak gelmiş olmasıdır. Köydeki bütün toplulukla birlikte gelen köyün muhtarı yanında muhtarlık mührünü de getirmiş ve topluluğun buradaki işlemleri için mührünü kullanmıştır.

    İngiltere’de örneklemden %63 lük bir oranın köy veya kasabalarının kahvesi bulunmaktadır. Köy veya kasabalarının Londra’da kahvesi olmadığını ifade edenlerin oranı % 36.1 dır.

    Örneklemeden; % 20.5 kahveye haftada bir gün, % 28 kahveye haftada bir kaç gün,,% 17 de kahveye her gün gitmektedir. Böylece İngiltere de kahveyle ilişkisi bulunan katılımcıların oranı % 75.5 tır.

    Kahveye hiç gitmediklerini ifade edenlerin oranı ise %34.5 tir. Bu oranın içinden kadınların da mevcut olduğunu göz önüne alırsak, kahveye gitmenin Türkiyeli topluluk arasında çok yaygın bir sosyal davranış olduğu kararına varabiliriz. Buna köy ve kasabaların kendilerine ait kahveleri işlettiklerini de eklediğimizde topluluğun Türkiye’deki sosyal yapı içinde kahveyi sosyal alan olarak kullandığını anlamak kolaylaşmaktadır.

    Bir başka soruda katılımcılara boş zamanlarını nasıl değerlendirdiklerine ilişkin verilen cevaplar tasnif edildiğinde örneklemden; % 3.8 i derneklere,

    % 2 si hem kahve hem derneklere, % 25.2 si kahveye, % 31.3 ü arkadaşlarına, % 12.9 u akrabalarına, % 13.3 ü sinema tiyatro gibi kültürel etkinliklere gittiklerini belirtirken, % 11 lik bir grup da boş zamanlarının olmadığını ifade etmiştir.

    Yukardaki bilgileri kendi içinde değerlendirmeye aldığımızda (3.8+ 2+ 25.2 = 31) % 31 in boş zamanlarını Türkiye tarzı bir sosyal alanda geçirdiğini görmek mümkündür. Bir önceki bolümde topluluğun kendi dışındaki etnik guruplarla olan ilişkileri göz önüne alındığında, arkadaşlarına gittiğini ifade eden katılımcıların büyük bir çoğunluğunun yine Türkiyeli çevrelerle bos zamanlarını paylaştıklarını anlamak zor olmayacaktır. Bunun, dışında bos zamanının olmadığını belirten gurup ise günün büyük bir bölümünü çalışarak geçirmekte ve sosyalleşmeye zaman bulamamaktadır. Bu gurubun en tipik örneğini Kebapçılarda çalışanlar oluşturmaktadır. Bu alt sektörde çalışan Türkiyeliler gündüz on ıkıden gece birlere, ikilere varan uzun çalışma saatlerine tabıdır.

    Katılımcıların izlediği televizyon kanalları ve okudukları gazeteler de sosyal alanların kullanımı hakkında önemli bilgiler içermektedir.

    Katılımcılardan % 21. 9 u İngiliz TV’lerini, %17.5 i İngiliz -Türk TV’lerini, % 0.5 i İngiliz - Kürt TV’lerini, % 42.1 i Türk TV’lerini, % 2.8 i Türk- Kürt TV’lerini ve % 2.9 u Kürt TV’lerini izlediğini belirtmiştir.

    Bunun dışında, örneklemden % 12.7 lik bir bölüm hiç bir televizyon kanalını izlemediğini ve % 0.3 ü de hangi televizyon kanallarını izlediğine ilişkin soruya “diğer” yanıtını vermiştir.

    Burada dikkat çekici değerlendirme göçmenlerin % 33.6 si kendisini Kürt kimliği ile tarif etmesine rağmen Kürt televizyon kanallarını izleyenlerin oranı sadece ( 2.9 + 2.8 + 0.5 ) % 6.2 dır. Genel tercih baskın olarak Türk televizyon kanalları yönünde kullanılmaktadır. Oysa göçmenlerin en yoğun şikayet konularından birisi Türk medyasının yetersiz ve gerçek dışı haber anlayışına sahip olduğu yönündedir. Buna rağmen göçmenler arasında sahip olunan yargı öngörüsünde kamusal cezalandırıcı davranışların yapılmadığını görmekteyiz. Şikayet etmekle yekinilen bir sosyal davranış izlenmektedir.

    Katılımcıların okudukları gazeteler ise şöyle bir ayrışma tablosu göstermektedir:

    Katılımcıların % 8.5 i İngiliz gazeteleri, % 8 i İngiliz-Türk gazeteleri, % 0.1 i İngiliz_Kürt gazeteleri, % 34 ü Türk gazeteleri, % 2.5 i Türk- Kürt gazeteleri ve % 3.8 i Kürt gazeteleri okumaktadırlar. Katılımcıların % 39.6 sı hiç bir gazete okumamaktadır ve % 3.5 i ise bu soruya “diğer” cevabını vermiştir.

    Türkiyeli göçmenler arasında kendilerini Kürt olarak tanımlayanların oranının %33 çıvarında olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, TV izleyicilerine paralel olarak Kürtçe yayınları izleyen katılımcıların sadece %6.4 nun izlemesi Avrupa da politik olarak oldukça aktif görünen Kürtlerin kendi kaynaklarında basın ve yayınları izlememeleri oldukça ilginçtir. Bu durumu kurumsallaşamama ve Kürtçe okuma yazma oranına ilişkin bir sonuç olarak değerlendirmek mümkün olmakla beraber, sorunun daha kapsamlı bir irdelemeye ihtiyacı vardır.

    Türkiyeli göçmenlerin İngiliz toplumuna entegre olma düzeylerini, topluluğun basın ve yayınla olan ilişkileri düzeyinde irdelediğimizde, karsımıza bir önceki veriler paralelinde topluluğun kendi dışına kapalı olduğu yönündeki saptamayı teyit edici bulgular ortaya çıkmaktadır. Yukarıdaki bilgiler bize katılımcıların sadece %16.6’nın İngiliz gazetelerini su yada bu düzeyde takıp attıklarını ve %39.9 İngilizce yayın yapan kanalları izlediğini ortaya koyuyor. Başka bir değişle topluluğun %60 nı asan bir oranı İngiliz basın ve yayınıyla ilişkisi yok denecek kadar azdır. Bu sonucun dil sorunundan mı yoksa başka nedenlerden mı kaynaklandığını bu çalışma çerçevesinde saptamamız olanaklı görünmüyor. Bu durum konuya ilişkin yeni çalışmalara olan ihtiyacı bir kez daha one çıkarıyor.

    Bütün bu veriler bir araya getirildiğinde, Türkiyeli göçmenlerin içinde bulundukları koşullardan dolayı ya sosyalleşme koşullarından yoksun oldukları yada geniş bir bölümünün kahve, dernek, akraba ve arkadaş ilişkileri çerçevesinde İngiliz toplumuna kapalı bir sosyalleşme biçimini geliştirdikleri görülüyor. Bu anlamda kendi kendine yeterlilik düzeyinde gettoların oluşması da kaçınılmaz oluyor.

    6.4- SUÇ ORANI

    İngiltere Polisine göre Türkiyeli topluluk suç grupları içinde önemli bir yer tutmaktadır. Ağustos 2000 yılında Scotland Yard’ın hazırladığı rapora göre İngiltere’nin en büyük suç grubu kabul edilen on iki büyük İngiliz mafya ailesinden sonra Türkiyeliler ikinci sırayı almaktadırlar. On yıl önce suç istatistiklerinde yer bile almayan topluluğun on yıl sonunda suç alanında geldiği yer oldukça belirgin görülmektedir. Türkiyelilerin ilişkili olduğu suçlar konusunda kamuoyunda yaygın kanaat uyuşturucu satıcılığı, yasadışı yollarla göçmen getirme ve trafik suçlarıdır. Trafik suçları Türkiye kamuoyunda masum suçlar grubunda kabul edilmekteyse de, İngiltere’de özellikle ölümle biten trafik suçları genel kanaat açısından oldukça negatif görülmektedir. Ölümle sonuçlanan trafik kazalarında Türkiyeli sürücülerin, alkollü araç kullanmak veya ehliyet edinmeden trafiğe çıkmak gibi suçları çok sık görünmektedir.

    Uyuşturucu satıcılığı farklı bir alandır ve organize suçta bütün batı dünyası için önemli bir tehdit kabul edilmektedir. Bu alan özel bir çalışma gerektirdiği için sadece bugün İngiltere cezaevlerinde bulunan Türkiyelilerin önemli bir kısmının uyuşturucu ile ilişkili suçlardan tutulduklarını belirtmekle yetineceğiz. Ancak yasa dışı yollarla göçmen getirme suçu Türkiyeli kamuoyu için suç olarak algılanmamaktadır.

    Çalışmanın başlarında da belirttiğimiz gibi İngiltere kamuoyu ve resmi kurumlarına göre suç olarak kabul edilen “göçmen getirme” Türkiyeliler açısından kesinlikle suç olarak algılanmadığı gibi, tam aksine son derece pozitif değer içeren bir “yardımdır.” “Yardımın mali değeri ise çekilen eziyet ve alınan riskler karşılığı hak edilmiş bir değerdir.” Para ilişkilerinde genellikle kapalı ve şüpheci bir karakter gösteren topluluk, göçmen taşıma işi ile ilgili fiyatları çok yerinde bulmakta ve pazarlık yapmamaktadır. “Göçmen taşıma “ rayiçleri, masraflar dışarıda olmak üzere üç bin sterlinle sekiz bin sterlin arasında değişmektedir. 2000 yılında kaçak teknelerde göçmenlerin havasızlık ve diğer nedenlerle ölmelerinin Avrupa kamuoyunu rahatsız etmesinden bu yana, polisin daha dikkatli davranması “göçmen taşıma” rayiçleri de oldukça yükselmiştir.

    Öte yandan İngiltere’nin bası "şebekeyle mülteci gelmesi" veya "Britanya'ya yasa dişi yollarla mülteci taşımak" suçu veya eylemi(!) konusunda Avrupa Birliği Yasaları ile derttedir. Çünkü bundan bir süre önce İngiltere yasalarına göre suç kabul edilen bu eylem Avrupa Birliği İnsan Hakları Mahkemesince suç olarak kabul edilmediğinden AB ile İngiltere arasında hukuksal bir çelişki yaşanmıştır. Sonuçta İngiltere AB yasaları uyarınca şebeke ile gelen mültecileri serbest bırakmak sorunda kalmıştır.

    Bu çatışmada AB ile İngiltere yasaları arasındaki çelişkinin temel sorusu sudur. AB bakisi ile konu ele alındığında, "bir mültecinin kendi topraklarından iltica edeceği ülkenin topraklarına yasal yollarla gelmesi imkansız görünmektedir. Bu nedenle illegal yollarla birinci dünya ülkelerine gelen göçmenler suçlu sayılamazlar. Oysa İngiltere illegal yollarla gelen mültecileri de bir süre öncesine kadar suç islemiş kabul etmekteydi. İngiltere bu konuda yasayı hayli karışık yorumlamış ve pek çok örnekte yasal çelişkiler birbirini izlemişti. Ayni suç grubunda saydığı kimi ilticalarda tutuklama yoluna başvururken, kimi ilticalarda tutuklama yolunu seçmemesi yasaların aynı hukuk çerçevesinde yorumlanmadığı görüsüne yol açmıştı. Ancak AB hukukunun müdahalesiyle konu İngiltere’de artık netleşmiştir ve bizim araştırmamızın konusu değildir. Sadece göç hareketlerine bağlantılı olarak bu açıklamanın yerleştirilmesini uygun bulduk. (Dip not AB yasaları)

    Bütün bu tabloya rağmen Türkiyelilerin suç tablolarına ait cevapları oldukça ilginçtir.

    “İngiltere’de hiç tutuklandınız mı?” sorusuna katılımcıların sadece % 5.4 ü evet cevabını vermiştir. Katılımcıların %94.6 sı ise hiç tutuklanmadıklarını ifade etmişlerdir.

    “Tutuklu akrabaları veya yakınları olup olmadığı” sorusuna da yine katılımcıların % 90.2 si “hayır” cevabını verirken, sadece %9.8 i “evet cevabı vermiştir.

    Suç tablosu cinsiyete göre ilişkilendirildiğinde kadınların % 4.4 ü, erkeklerin % 5.8 i İngiltere’de tutuklandıklarını belirtmektedirler.

    Suçların siyasi veya adi suç olup olmadığı görülmektedir. Buna göre, tutuklanmış katılımcıların % 48.8 ü adi suçtan (bunun büyük çoğunluğunu trafik suçları içermektedir) % 25 i siyasal suçtan tutuklandıklarını belirtmişlerdir. Suçunu tanımlamak istemeyen katılımcıların oranı % 26.2 dır.

    Yaşadıkları bölgedeki sorunlara ilişkin soruya “suç” oranını gösteren katılımcıların oranı %34 tür. Yine aynı örneklem gruptan % 23.3 lük yüksek bir oran yaşadıkları bölgedeki soruna “çok ırklılığı” neden olarak göstermektedir. Bu oranı anket formunun bir başka sorusu olan “bu ülkede en hoşlanmadığınız şey” sorusuna “çok ırklılık ve çok kültürlü hayat” cevabı verenlerin %40.4 gibi çok yüksek oranını hatırlayarak değerlendirdiğimizde göçmenleri çok kültürlü hayata uyum sağlamada güçlük çektikleri görülmektedir. Nitekim katılımcılardan birinin “Şurada Hintliler ve Siyahlar olmasa biz İngilizlerle çok güzel yaşardık” şeklindeki ifadesi bu oranların arkasındaki değer yargısını yeterince açıklamaktadır kanaatindeyiz.

    Örneklemin % 40.1 i yaşadıkları bölgedeki en büyük sorun olarak “çevre kirliliğini” göstermişlerdir. %1.5 lik bir grup ise yaşadıkları bölgedeki sorunu açık olarak tarif etmeyip, “diğer” cevabını vermişlerdir.

    Genel olarak yaşadıkları bölgeden memnun olanlarla olmayanların oranı %50 olarak bölünmüştür. Bu tablolar değerlendirmeye alındığında, İngiliz kamuoyunda ve resmi kurumlarında Türkiyeli göçmen topluluğu suç alt kültürü içinde değerlendirilmesine rağmen, Türkiyelilerin kendilerini bu grupta değerlendirmediklerini ve genel olarak suç olgusundan da şikayetçi olmadıklarını kolaylıkla görmekteyiz.

    6.5 DİNİ İBADET

    Örnekleme din ritüelleri hakkında da soru sorulmuş ve bu sorudan dini ilişkilere ait bilgiler derlenmek istenmiştir. Dini ibadete ilişkin soruya

    Örneklemin % 11.5 i camiiye giderek, % 7 si cem evine giderek , % 29.4 ü evinde ibadet ederek bu ritüeli yerine getirdiklerini belirtmişledir. Örneklemeden % 44.4 ü dini ibadette bulunmadığını ve dini inanç taşımadığını belirtmiştir. Örneklemeden % 7.8 lik bir pay bu soruya “diğer” cevabını vermişlerdir. Örneklemeden 52 kişi bu soruya hiç bir cevap vermemişlerdir. Bu sonuç dini inançsızlık taşıyan bazı katılımcıların bu durumu deklare etmek istemedikleri izlenimi doğurmuştur. Ki bu oran % 6.5 lik önemli bir pay içermektedir.

    Başlangıçta edindiğimiz bilgilere göre örneklemden (% 4.6 + % 2.6 =) 7.2 kişi kendisini Müslüman veya Türk-Müslüman üst kimliği ile ifade etmişti. Ancak camiye giderek ibadet edenlerin oranının % 11.5 olması ( % 11.5 - % 7.2= ) 4.3 lük bir oranın kendisini Müslüman üst kimliği ile ifade etmemesine rağmen dini ibadetini resmi din kurumunda yerine getirdiği ve inanç taşıdığı şeklinde yorumlamaktayız.

    Öte yandan örneklemin Alevi katılımcılarının yüksek bir pay taşıdığını çeşitli cevaplarda elde etmiş bulunmaktayız. Ancak örneklemden ( % 12.4 + % 0.3 + % 13.6 + % 0.1 = ) % 26.4 lük bir pay Alevi üst kimliğini kendisini ifade etmek için kullanırken cem evine dini ibadet için gidenlerin oranı sadece % 7 olarak elde edilmiştir. Bu bize alevi üst kimliğini taşıyanların dini bir ifadeden çok kültürel bir ifadeyi kavram olarak kullandıklarını göstermektedir. Alevilere ilişkin sosyolojik ve antropolojik çalışmalar tamamıyla bağımsız ve çok geniş bir alan içerdiğinden bu çalışmada bunun nedenleri üstünde durmamayı sadece birkaç önemli tespitle yetinmeyi doğru buluyoruz.

    2 Haziran 2003, Pazartesi   

  •  
    Webmaster
    ANKET

    Heron Skandalı için ne düşünüyorsunuz?
     1 - Genelkurmay doğru söylemiyor
     2 - Kürt ve Türk Ergenekonu dayanışıyor
     3 - Yeni devlet eski devlete karşı
     4 - Ordu yıpratılıyor
     5 - Şeriat askeriyeyi hedef aldı
     6 - Gerçeği vicdan sahibi askerler yayıyor
     7 - Hiçbiri

    Pakize Barışta’dan
    Bademli Kuki