“Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri’ne bağlı 28. Tümen’in komutanı dün Girne’ye bağlı Tepebaşı köyünü ziyaret etti. Bir gün önce cami hoparlöründen de duyurulan ziyaret sırasında köy halkını Apo’nun kahvesinin önündeki meydana toplatan tümen komutanı general, köylülere uzun uzun Türk-Yunan ilişkilerinin tarihteki olumsuz serüveninden söz etti... Sıra Kıbrıs sorununa geldiğinde de, Denktaş’ın ve önceki Türkiyeli politikacıların söylemlerine arka çıkan sözler söyledi. KKTC’nin ayrı devlet olarak kalmasının ne kadar önemli olduğunu, Rumlar’a asla güvenilemeyeceğini döne döne vurguladı...” Bu, 20 Kasım günü Kıbrıs gazetelerinden birinde yayımlanan bir haber. Ben bu haberi, geçenlerde atv’de, gecenin geç saatlerinde nasılsa takılıp kaldığım ve Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın “Sen Türk müsün,” “KKTC benim devletimdir diyebiliyor musun” bombardımanıyla sıkıştırıldığına tanık olduğum bir Ceviz Kabuğu programının sabahında, internette tur atarken gördüm. Programdaki iddialardan biri, Avrupalı ve Amerikalılar’ın, Annan planının Kıbrısta çözüm için tartışma zemini olması gerektiğini savunan muhaefete 14 Aralık seçimleri öncesinde destek gezileri yaptığı yönündeydi. Kim bu muhalefet yanlısı Batılı propagandacılar ve neler yapıyorlar diye merak ederek internete girdim ama bu haberi buldum. Talat’ın programda “Böyle bir faaliyet yürütüldüğünü ben de duydum ve buna karşı çıkıyorum, en azından böyle bir çalışma önce bizim hareketimize zarar vereceği için karşı çıkıyorum. Ama bu tür gezileri yapanlar sadece Batılılar değil; başkaları da bizim aleyhimizde propaganda yürütüyor ve asıl onların çalışmaları etkili olacak” sözlerinin ne anlama geldiğini, burada kastedilen “başkaları”nın kim olduğunu da bu haberde gördüm... Şaşırmadım da. Çünkü Kıbrıs söz konusu olduğunda bunun tersi yaşanmadı bugüne kadar. KKTC’nin yöneticileri Türkiye’de, Türkiye’nin asker ve sivil yönetici erkânı da Kıbrıs’ta bunu yapageldiler. Kıbrıs’taki mevcut statükoyu savunmak dışında hiçbir şey çıkmadı ağızlarından. Ama artık durum farklı. Kamuoyu yoklamaları gösteriyor ki, Kıbrıs’ın çözüm yanlısı halkı bu kez kritik eşiği aştı. Bütün “otoriter ağabey” öğütlerine, dolaylı dolaysız tehdit ve korkutmalara rağmen, öyle anlaşılıyor ki, bu defa en az, korkutmalardan etkilenenler, durumun böyle sürmesinden çıkarı olanlar kadar kalabalıklar. Seçimi kaybetmeleri ya da kazanmaları onların sayısını azaltmayacak. Seçimin sonucu ne olursa olsun, 14 Aralık’tan sonra artık bambaşka bir iklim olacak Kuzey Kıbrıs’ta. Bu yeni iklimin bahar kokusu daha şimdiden hissediliyor. Bunu tümen komutanı general da hissediyor olmalı. Lefkoşa’nın orta yerinde dünyaya meydan okuyan konuşmaları bir kenara koyup, “muhalefet yanlısı propagandacılar” misali, köy kahveleri önündeki küçük meydan sohbetlerine yönelmesi bundan. Tepebaşı köy meydanına üniformasıyla değil, maiyetiyle birlikte üstüne eşofmanları çekerek gitmesi de...
Sıra Kıbrıs sorununa geldiğinde de, Denktaş’ın ve önceki Türkiyeli politikacıların söylemlerine arka çıkan sözler söyledi. KKTC’nin ayrı devlet olarak kalmasının ne kadar önemli olduğunu, Rumlar’a asla güvenilemeyeceğini döne döne vurguladı...”
Bu, 20 Kasım günü Kıbrıs gazetelerinden birinde yayımlanan bir haber.
Ben bu haberi, geçenlerde atv’de, gecenin geç saatlerinde nasılsa takılıp kaldığım ve Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın “Sen Türk müsün,” “KKTC benim devletimdir diyebiliyor musun” bombardımanıyla sıkıştırıldığına tanık olduğum bir Ceviz Kabuğu programının sabahında, internette tur atarken gördüm.
Programdaki iddialardan biri, Avrupalı ve Amerikalılar’ın, Annan planının Kıbrısta çözüm için tartışma zemini olması gerektiğini savunan muhaefete 14 Aralık seçimleri öncesinde destek gezileri yaptığı yönündeydi.
Kim bu muhalefet yanlısı Batılı propagandacılar ve neler yapıyorlar diye merak ederek internete girdim ama bu haberi buldum.
Talat’ın programda “Böyle bir faaliyet yürütüldüğünü ben de duydum ve buna karşı çıkıyorum, en azından böyle bir çalışma önce bizim hareketimize zarar vereceği için karşı çıkıyorum. Ama bu tür gezileri yapanlar sadece Batılılar değil; başkaları da bizim aleyhimizde propaganda yürütüyor ve asıl onların çalışmaları etkili olacak” sözlerinin ne anlama geldiğini, burada kastedilen “başkaları”nın kim olduğunu da bu haberde gördüm...
Şaşırmadım da.
Çünkü Kıbrıs söz konusu olduğunda bunun tersi yaşanmadı bugüne kadar. KKTC’nin yöneticileri Türkiye’de, Türkiye’nin asker ve sivil yönetici erkânı da Kıbrıs’ta bunu yapageldiler. Kıbrıs’taki mevcut statükoyu savunmak dışında hiçbir şey çıkmadı ağızlarından.
Ama artık durum farklı.
Kamuoyu yoklamaları gösteriyor ki, Kıbrıs’ın çözüm yanlısı halkı bu kez kritik eşiği aştı. Bütün “otoriter ağabey” öğütlerine, dolaylı dolaysız tehdit ve korkutmalara rağmen, öyle anlaşılıyor ki, bu defa en az, korkutmalardan etkilenenler, durumun böyle sürmesinden çıkarı olanlar kadar kalabalıklar.
Seçimi kaybetmeleri ya da kazanmaları onların sayısını azaltmayacak. Seçimin sonucu ne olursa olsun, 14 Aralık’tan sonra artık bambaşka bir iklim olacak Kuzey Kıbrıs’ta.
Bu yeni iklimin bahar kokusu daha şimdiden hissediliyor.
Bunu tümen komutanı general da hissediyor olmalı. Lefkoşa’nın orta yerinde dünyaya meydan okuyan konuşmaları bir kenara koyup, “muhalefet yanlısı propagandacılar” misali, köy kahveleri önündeki küçük meydan sohbetlerine yönelmesi bundan.
Tepebaşı köy meydanına üniformasıyla değil, maiyetiyle birlikte üstüne eşofmanları çekerek gitmesi de...
2 Aralık 2003, Salı